Uydu Kirliliği Büyük Bir İklim Tehdidi Haline Geliyor

Uydu Kirliliği Büyük Bir İklim Tehdidi Haline Geliyor

Rodielon Putol

Earth

SpaceX, Amazon ve Çin her yıl yüzlerce roket fırlatırken kimse üst atmosfere ne bıraktıklarını konuşmuyor. Bilim insanları uyarıyor: Bu kirlilik, düzensiz ve denetimsiz bir jeomühendislik deneyine dönüşüyor.

Kirlilik artık yalnızca Dünya’daki bir sorun film izlemesine, GPS kullanmasına, hava durumunu kontrol etmesine ve internet hizmeti almasına yardımcı oluyor. Şu anda gezegenin yörüngesinde binlerce uydu bulunuyor ve her yıl daha fazlası fırlatılıyor. Ancak yeni bir araştırma, giderek büyüyen bu uydu dalgasının, insanların hâlâ yeterince konuşmadığı ciddi bir çevre sorunu yaratabileceğini söylüyor.

Uydular ve hava kirliliği

Bilim insanları, “mega takımyıldızlar” olarak adlandırılan dev uydu ağlarından kaynaklanan kirliliğin, bu 10 yılın sonuna kadar uzay endüstrisinin neden olduğu iklim etkisinin neredeyse yarısını oluşturabileceğini belirtiyor.

Sorun yalnızca uzaya fırlatılan roketler değil. Eski uydular ve geride kalan roket parçaları da, Dünya’ya geri düşüp atmosferde yanarken kirlilik yaratıyor.

University College London araştırmacıları, 2020 ile 2022 arasındaki roket fırlatmalarını ve uydu yerleştirmelerini inceledi.

Ekip ayrıca, kirlilik seviyelerinin 2029’a kadar nasıl artabileceğini görmek için ileriye dönük değerlendirmeler yaptı. Sonuçlar, Dünya’nın üzerindeki atmosferin birçok insanın fark ettiğinden daha hızlı değiştiğini gösteriyor.

Üst atmosferdeki is

Çoğu insan kirliliği yere daha yakın bir şey olarak düşünür.

Araç egzozları, fabrika dumanları ve orman yangını külleri genellikle alt atmosferde kalır; yağmur ve hava olayları zamanla bunların büyük bölümünü temizler.

Roket kaynaklı kirlilik ise farklı davranır. Roketlerin saldığı is, üst atmosfere yükselir ve burada, hava dolaşımı çok daha yavaş olduğu için, yıllarca kalabilir.

Araştırmacılara göre bu durum, roketlerden çıkan siyah karbonu, Dünya yüzeyine yakın bölgelerde salınan ise kıyasla iklim üzerinde yaklaşık 540 kat daha etkili hale getiriyor.

2029’a kadar uzay endüstrisinin her yıl atmosfere yaklaşık 870 ton is salabileceği belirtiliyor. Bu miktar, İngiltere’deki tüm binek otomobillerin yılda ürettiği miktara yakın.

Araştırma, mega takımyıldızların 2020’de uzay sektörünün toplam iklim etkisinin yaklaşık yüzde 35’ine katkıda bulunduğunu ortaya koydu. Bu oranın 2029’da yüzde 42’ye çıkması bekleniyor.

Alçak Dünya yörüngesindeki uydular

Büyüme son derece hızlı gerçekleşti. Mega takımyıldızlar, alçak Dünya yörüngesinde faaliyet gösteren yüzlerce ya da binlerce uydudan oluşan dev ağlardır.

Bunun en bilinen örneği, halihazırda yörüngede yaklaşık 12.000 uyduya sahip olan SpaceX’in Starlink internet sistemi. Amazon ve Çin destekli rakip sistemler de hızla genişliyor.

Bunlarla birlikte fırlatma temposu da büyük ölçüde arttı. Yıllık roket fırlatma sayısı, çoğunlukla SpaceX Falcon 9 görevlerinin etkisiyle, 2020’de 114’ten 2025’te 329’a yükseldi.

Araştırmacılar, 10 yılın sonuna kadar 65.000 yeni uydu öngören önceki tahminlerin bile artık düşük kalabileceğini söylüyor.

Falcon 9 roketi, fırlatma sırasında is parçacıkları üreten kerosen bazlı yakıt kullanıyor. Bu parçacıklar, kara ulaşımı ya da enerji santrallerinden kaynaklanan kirliliğe kıyasla Dünya’nın çok daha yukarısında ve çok daha uzun süre asılı kalıyor.

Araştırmanın başyazarı Dr. Connor Barker, “Roket fırlatmaları benzersiz bir kirlilik kaynağıdır; zararlı kimyasalları doğrudan atmosferin üst katmanlarına enjekte ediyor ve Dünya’nın nispeten bozulmamış son çevresini kirletiyor” dedi.

“Bu isin iklim üzerindeki etkisi şu anda diğer endüstriyel kaynaklara kıyasla çok daha küçük olsa da, taşıdığı yüksek etki gücü nedeniyle onarılamaz zararlar vermeden önce harekete geçmemiz gerekiyor.”

Beklenmedik bir soğutma etkisi

Araştırmanın en şaşırtıcı bulgularından biri, bu kirliliğin gezegenin bazı bölgelerini geçici olarak soğutabilecek olması.

Birikmekte olan is ve parçacıklar, Dünya yüzeyine ulaşan güneş ışığı miktarını azaltıyor.

Araştırmacılara göre 2029’a kadar bu etki, üst atmosferde güneş ışığını engelleyerek gezegeni soğutmayı amaçlayan bazı jeomühendislik yöntemlerine benzer bir düzeye ulaşabilir.

University College London’dan Profesör Eloise Marais, “Modellerimizle hesapladığımız güneş ışığındaki azalmanın yarattığı soğutma etkisi, küresel ısınma arka planında olumlu bir değişim gibi görünebilir; ancak son derece dikkatli olmamız gerekiyor” dedi.

Bir jeomühendislik deneyi

Bilim insanları yıllardır jeomühendislik fikri üzerine tartışıyor. Bazı planlar, güneş ışığını Dünya’dan uzaklaştırıp gezegeni soğutmak amacıyla atmosfere parçacıklar salmayı içeriyor.

Destekleyenler bunun küresel ısınmayı yavaşlatmaya yardımcı olabileceğini söylüyor. Eleştirenler ise bunun yağışları, tarımı, hava sistemlerini ve ekosistemleri henüz kimsenin tam olarak öngöremediği biçimlerde etkileyebileceğinden endişe ediyor.

Araştırmacılara göre uydu kaynaklı kirlilik, benzer bir etkiyi kazara ve herhangi bir düzenleme olmaksızın yaratıyor.

Profesör Marais, “Uzay endüstrisinin yarattığı kirlilik, birçok istenmeyen ve ciddi çevresel sonuca yol açabilecek küçük ölçekli ve düzenlenmemiş bir jeomühendislik deneyine benziyor” dedi.

“Şu anda atmosfer üzerindeki etkisi küçük; bu nedenle, geri döndürülmesi ya da onarılması daha zor ciddi bir soruna dönüşmeden önce erken harekete geçme şansımız hâlâ var. Şimdiye kadar bu tür kirliliği etkili biçimde düzenlemeye yönelik sınırlı çaba gösterildi.”

Peki ya ozon tabakası

Araştırma ayrıca, Dünya’yı zararlı morötesi ışınlardan koruyan ozon tabakasını da inceledi.

Roket fırlatmaları, ozona doğrudan zarar veren klor gibi kimyasallar salabiliyor. Fırlatmalar ve atmosfere yeniden girişler sırasında oluşan küçük parçacıklar da ozonu incelten reaksiyonları hızlandırabiliyor.

Araştırmacılara göre şu anda bu etkinin düzeyi görece küçük kalıyor. 2029’a kadar tüm roket fırlatmalarının birleşik etkisinin küresel ozonu yalnızca yüzde 0,02 azaltması bekleniyor.

Karşılaştırma yapmak gerekirse, Montreal Protokolü kapsamında kontrol altına alınan ozon inceltici kimyasallar, yaklaşık yüzde 2 oranında ozon kaybına neden olmuştu.

Roket fırlatmaları, ozona doğrudan zarar veren klor gibi kimyasallar salabiliyor. Fırlatmalar ve atmosfere yeniden girişler sırasında oluşan küçük parçacıklar da ozonu incelten reaksiyonları hızlandırabiliyor.

Bununla birlikte bilim insanları, geleceğin büyük ölçüde bundan sonra hangi tür roketlerin kullanılacağına bağlı olduğunu söylüyor. Bazı yeni uydu projeleri, klor içeren emisyonlar salan roketlere dayanabilir.

Amazon’un Leo adı verilen planlanan internet takımyıldızı, farklı fırlatma sağlayıcılarının bir karışımını kullanacak. Çin’in büyüyen Guowang uydu ağı da klor içeren katı yakıt kullanan roketlere bağımlı olabilir.

Bu sistemler, önümüzdeki birkaç yıl içinde yörüngeye on binlerce ek uydu yerleştirebilir.

Uydu fırlatma kaynaklı kirlilik bir iklim tehdidi

On yıllar boyunca roket fırlatmaları o kadar seyrek gerçekleşiyordu ki, çevresel etkileri konusunda çok az kişi endişe duyuyordu. O dönem artık sona erdi.

Özel şirketler artık haftalık olarak, bazen sadece birkaç gün içinde, birkaç kez roket fırlatıyor. Uyduların üretimi daha ucuz ve yenilenmesi daha hızlı hale geliyor.

Bazıları, yalnızca birkaç yıl çalıştıktan sonra atmosferde yanıp yok olacak ve yerini daha yeni modellere bırakacak şekilde tasarlanıyor.

Araştırma, uzay kirliliğinin niş bir kaygı olmaktan çıkıp gerçek bir çevre sorununa dönüştüğünü gösteriyor. Dünya’nın üzerindeki atmosfer uzak görünebilir, ancak orada olanlar orada kalmıyor.

Paylaş