1,5°C Aşılıyor: Şimdi Asıl Hedef Aşımı Sınırlama

1,5°C Aşılıyor: Şimdi Asıl Hedef Aşımı Sınırlama

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) “Aşımı Sınırlamak: 1,5°C Eşiğinin Aşılması ve Geri Dönüş Yolları” başlıklı raporu yayımlandı. Rapora göre, artık önümüzdeki birkaç yıl içinde küresel ısınmanın sanayi öncesi dönemin 1,5°C üzerine çıkması bekleniyor. Fakat bu, 1,5°C hedefinin terk edilmesi gerektiği anlamına gelmiyor.

Yeni hedef ise sıcaklık artışının 1,5°C’yi mümkün olduğunca az aşmasını sağlamak, bu aşımın süresini kısaltmak ve küresel sıcaklığı yeniden 1,5°C veya altına indirmek.

UNEP’e göre 1,5°C’nin üzerinde güvenli veya zararsız bir senaryo bulunmuyor. Her ilave sıcaklık artışı ve 1,5°C üzerinde geçirilen her yıl; insan sağlığı, gıda, su, ekosistemler, şehirler ve ekonomiler açısından kayıpları artırıyor. Bu yüzden emisyon azaltımı ile iklim değişikliğine uyum aynı anda yürütülmek zorunda.

1,5°C Sınırı Aşılıyor mu?

Rapora göre, 1,5°C sınırının aşılması artık oldukça yakın. İnsan kaynaklı küresel ısınma yaklaşık olarak 1,4°C’ye yaklaştı ve gözlenen sıcaklık artışı ise yaklaşık on yılda 0,25°C.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) 2026 tahminine göre; 2026–2030 beş yıllık ortalamasının 1,5°C’yi aşma olasılığı %75. 2026’dan itibaren 1,5°C ile sınırlı kalma konusunda %50 şans için kalan karbon bütçesi sadece yaklaşık 130 GtCO₂. Buna karşılık yalnızca 2024’te fosil yakıtlar ve sanayi yaklaşık 40 GtCO₂ üretti. Bu hızın devam etmesi halinde kalan bütçe yaklaşık üç yılda tükenecek.

Sıcaklık açısından gecikmenin doğrudan bir bedeli var. Rapora göre; yüksek emisyon seviyelerinde geçirilen her ek beş yıl, zirve sıcaklığına yaklaşık 0,1°C daha katıyor.

Etkiler Görülmeye Başlandı

1,5°C’nin güvenli bir seviye olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Hükümet taahhütlerinin tamamen uygulanması ve ek net-sıfır hedeflerinin yerine getirilmesi halinde dahi beklenen zirve sıcaklık artışı 1,8°C. Raporda kaydedilene göre, 1,5°C üzerindeki sıcaklık seviyelerinde “zararsız” bir senaryo yok.

Etkiler ise şimdiden görülüyor. 2023–2025 yılları arasında tropikal mercan resiflerinin %80’den fazlası ağarma olayları yaşarken, en az 83 ülke ve bölgede ise kitlesel mercan ağarması belgelendi.

Şubat 2025’te Arktik ve Antarktik deniz buzunun toplamı tüm zamanların en düşük seviyesinde. En yaşlı ve kalın çok yıllık Arktik buzlarının miktarı 1980’lerden beri %95’ten fazla azalmış durumda. 1970’lerden itibaren gerçekleşen toplam küresel buzul kaybının %40’tan fazlası 2015–2024 döneminde gerçekleşirken, bunun %6’sı sadece 2023 yılında meydana geldi.

Buzullar, deniz seviyesi ve ekosistemler üzerindeki risk ciddi. Buzulların 2100 yılına kadar kütlelerinin dörtte birinden fazlasını kaybetmesi mümkün görünüyor. Bu durum, +3°C’ye kadar olan ısınma koşullarında deniz seviyesini 9–12,5 cm yükseltebilir ve birçok bölgede su mevcudiyetini kalıcı biçimde değiştirebilir. Batı Antarktika ve Grönland buz tabakaları, Atlantik Meridyonel Devrilme Dolaşımı (AMOC) ve Amazon yağmur ormanları gibi sistemlerde geri döndürülemez devrilme noktalarına ulaşma riski de artıyor.

İnsan Ekosistemi Nasıl Etkilenecek?

Bu durumdan insan sistemleri de ağır şekilde etkilenecek. Etkili uyum önlemleri olmazsa projeksiyonlar, 2050’ye kadar küresel gıda üretiminde %14’e varan azalma öngörüyor. Daha sık ve şiddetli sıcak hava dalgaları, beslenmeyle ilişkili hastalıklar ve patojenlerin türler arasında geçiş riski hastalıkları ve ölümleri artıracak. Şehirler ve altyapı daha güçlü sıcak hava dalgaları ve sellerle karşılaşacak; okyanusların ısınması, oksijen seviyesinin azalması ve asitleşme deniz yaşamını ve ona bağımlı toplumları zorlayacak.

Çözüm Ne?

Çözüm, birbirine bağlı üç aşamadan oluşuyor:

İlk aşama, sıcaklık 1,5°C’ye yaklaşırken ve aşarken emisyonları hızla azaltmak ve en kırılgan insanları ve ekosistemleri korumak.

İkinci aşama, sıcaklık zirveye ulaştığı zaman derin ve sürekli karbonsuzlaşmayla en azından net-sıfır emisyona ulaşmak ve toplumsal dayanıklılığı geliştirmek.

Üçüncü aşama, sıcaklık düşerken ve dengelenirken sürekli net-negatif CO₂ emisyonlarına ulaşmak, dayanıklılığı artırmak ve geri döndürülemez etkiler için kalıcı uyum sağlamak.

Küresel Net-Sıfır CO₂ Emisyonu’na 2050’lerde Ulaşılmalı

Rapor sonucuna göre, emisyon azaltımının çok hızlı gerçekleşmesi ve küresel net-sıfır CO₂ emisyonuna 2050’li yıllarda ulaşılması gerekiyor. Metan ve diğer sera gazlarında da derin kesintiler gerekiyor. Rapora göre son hedef net-sıfır değil; daha sonraki net-negatif emisyon dönemine geçiş için bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor.

Mevcut teknolojilerle önemli azaltım potansiyeli olabilir. 2035 yılına kadar ton CO₂ eşdeğeri başına 200 ABD dolarının altında maliyetle yılda 41 GtCO₂e’ye kadar azaltım potansiyeli bulunduğu; bunun yaklaşık yarısının 20 ABD doları/tCO₂e’nin altında gerçekleştirilebileceği bildiriliyor.

Sınırlı aşım senaryolarında yenilenebilir enerjinin 2030 yılında küresel elektrik üretiminin %60–70’ine ulaşması bekleniyor. COP28 taahhüdü de küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030’a kadar en az 11.000 GW’a çıkarılmasını kapsıyor. Beslenme biçimindeki değişikliklerin ise 2050’de gıda sistemi emisyonlarını yılda 0,7–8,0 GtCO₂-eşdeğeri azaltabileceği belirtiliyor.

CDR Tek Başına Çözüm Değil

Diğer yandan Karbon Dioksit Giderimi (CDR) gerekli ancak bu tek başına çözüm değil. Yıllık net-negatif CO₂ emisyonları 10 GtCO₂’ye ulaşsa dahi sıcaklık yaklaşık sadece on yılda 0,05°C düşebilir. Bugünkü yaklaşık 0,25°C/on yıl ısınma hızında yaşanan tek bir on yıllık sıcaklık artışını geri çevirmek, iyimser CDR varsayımlarında yaklaşık 50 yıl alabilir. Son on yılda dayanıklı kara tabanlı CDR yaklaşık 2 GtCO₂/yıl seviyesinde gerçekleşirken, yeni CDR teknolojileri bunun yaklaşık binde biri kadar karbon giderdi.

CDR’nin fiziksel ve sürdürülebilirlik sınırları mevcut. Sedimanter havzalardaki tahmini depolama kapasitesinin 1.500 GtCO₂’nin altında olduğu bildiriliyor. 2050 yılından itibaren kalan CO₂ emisyonlarının yılda 10 GtCO₂ düzeyinde kalması halinde bu kapasite sadece net-sıfırı korumak için bile 2200 yılına kadar tükenebilir. Rapor, bu yüzyılda iyimser CDR ölçeklendirmesinin dahi sıcaklığı birkaç onda bir dereceden fazla azaltmasının olası olmadığını söylüyor.

Metan Azaltımı Özellikle Önemli

Metan, mevcut küresel ısınmanın yaklaşık 0,5°C’sine katkıda bulunuyor. 2050 yılı sonrasında kalan metan emisyonlarının yılda 60–70 Mt daha azaltılması, sonraki 50–100 yıl içinde yaklaşık 0,1°C sıcaklık düşüşü sağlayabilir. Rapor bunu yaklaşık 220 Gt net-negatif CO₂ emisyonunun sıcaklık etkisine eşdeğer olarak aktarıyor.

Uyum ve emisyon azaltımının ise birbirinden ayrı düşünülmemesi gerekiyor. Yalnızca emisyonları azaltmak yeterli değil; iklim etkilerinin bir bölümü artık kaçınılmaz. Ayrıca sadece uyum sağlamak da yeterli değil, çünkü zayıf emisyon azaltımı iklim zararlarının büyümesine sebep oluyor. Rapora göre bu iki alanın birbirini izleyen ayrı politikalar olarak değil, eşzamanlı yürütülmesi gerekiyor.

Rapora göre, kademeli uyum önlemleri birçok durumda yetersiz kalacak. Raporda “dönüşümsel uyum” yaklaşımı savunuluyor. Rapora göre bu sadece teknoloji veya altyapıyı değiştirmek değil, toplumsal-ekolojik sistemlerin temel özelliklerini, kurumları, yönetim biçimlerini, hedefleri ve değerleri de dönüştürmek anlamına geliyor. Özellikle yoksul ve kırılgan gruplar ile En Az Gelişmiş Ülkeler, etkilerden orantısız biçimde etkileniyor.

Sıcaklık Yeniden 1,5°C’ye İnse Bile Her Şey Eski Haline Dönmeyecek

Deniz seviyesinin yükselmesi, türlerin yok olması ve ekosistem rejim değişimleri sıcaklık zirve yaptıktan çok sonra da sürebilir. Bazı toplumlar yer değiştirmiş veya geçim biçimlerini değiştirmiş olacak. Daha yüksek sıcaklıklara göre yeniden yapılandırılan tarım, altyapı ve diğer sistemlerin yeniden uyarlanması gerekebilecek.

Raporun merkezinde ise adalet ve eşitlik var. Rapora göre, iklim değişikliğine tarihsel olarak daha fazla katkıda bulunan ve mücadele kapasitesi daha yüksek olan ülkelerin daha hızlı ve daha güçlü şekilde hareket etmesi gerekiyor. İklim değişikliğinden orantısız şekilde etkilenen ülkelerin de küresel karar süreçlerinde aktif ve saygı gören taraflar olması gerektiği belirtiliyor.

Şimdi Harekete Geçilirse veya Eylem Gecikirse Ne Olur?

Rapor bize, “1,5°C’yi geçeceğiz, dolayısıyla artık yapacak bir şey yok” demiyor. Tam tersine, 1,5°C’nin geçici olarak aşılmasının büyüklüğü ve süresinin hala alınacak kararlara bağlı olduğunu belirtiyor.

Şimdi harekete geçilirse; aşım sınırlandırılabilir, sıcaklık zirve yaptıktan sonra düşürülebilir ve yeniden 1,5°C’ye dönme ihtimali korunabilir. Bu dünya güvenli olmayacak, ancak sıcaklığın sürekli 1,5°C’nin üzerinde kaldığı bir dünyadan daha güvenli olacak.

Eylemin gecikmesi durumunda ise 1,5°C’ye geri dönme imkanı kaybedilebilir ve dünya daha önce görülmemiş ölçüde zarar görmüş bir iklim sistemine doğru ilerleyebilir.

KAYNAK:

UNEP

 

Paylaş