Yapay Zekâdan Kimin Yararlanacağı, Onun Nasıl Yönetildiğine Bağlı

Yapay Zekâdan Kimin Yararlanacağı, Onun Nasıl Yönetildiğine Bağlı

Teknolojik atılımlar, refahın, toplumun tüm kesimleri tarafından paylaşılmasını kendiliğinden sağlamaz. Yapay zekâ ekonomilerimizi ve toplumlarımızı dönüştürürken bugün oluşturduğumuz kurumlar, bu teknolojinin sağladığı kazanımların geniş kesimler tarafından paylaşılıp paylaşılmayacağını belirlemede önemli rol oynayacak.

Kurumlar ve teknolojik değişim

Yapay zekâ (AI) etrafında yaratılan abartılı beklentiler ve çoğu zaman kutuplaşmış anlatılar, gerçekte neler olup bittiğini anlamayı zorlaştırabiliyor. Bütün bu gürültü içinde, teknolojik değişimin nasıl gerçekleştiğini ve bundan kimlerin yararlandığını etkileyen kurumlar ve siyasi tercihler gözden kaçabiliyor.

Eurofound tarafından yakın zamanda yayımlanan Yapay Zekâ, Algoritmik Yönetim ve Toplumun, Çalışmanın ve İstihdamın Dönüşümü – Kavramların İncelenmesi başlıklı araştırma, yapay zekâyı anlamaya yönelik araştırma çerçevesinin merkezine kurumları yerleştiriyor; ekonomik ve toplumsal yaşamı örgütleyen kuralların ve sistemlerin teknolojik değişimi nasıl şekillendirdiğini vurguluyor.

Yapay zekâyı çevreleyen kurumsal yapı da dönüşüm geçiriyor. Yapay zekâ şirketleri giderek daha güçlü teknolojiler geliştirirken bu teknolojilerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine, hangi risklerin kabul edilebilir olduğuna ve sistemlerin ne zaman kullanıma sunulacağına ilişkin kararları da kendileri alıyor. Aynı zamanda hükümetler de sürece giderek daha fazla dahil oluyor ve ileri düzey yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesini ve kullanımını değerlendirmeye, sınırlandırmaya ve şekillendirmeye çalışıyor.

Yapay zekâyı yönetme yetkisi kime ait?

Şirketlerle hükümetler arasında şekillenmekte olan ilişki, yapay zekânın gelişim yönünü kimin ve hangi esaslara göre belirlediği konusunda önemli sorular ortaya çıkarıyor. Anthropic ile ABD hükümeti arasında yaşanan son gelişmeler, bu durumu açıklayan yararlı bir örnek sunuyor.

Kısa bir süre önce, Claude’un geliştiricisi Anthropic, yapay zekânın kendi kendini geliştirmesinin taşıdığı riskler konusunda uyarıda bulunmuş, hatta ileri düzey yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması gerekebileceğini öne sürmüştü. Ancak kısa bir süre sonra şirket, bugüne kadarki en güçlü modelini piyasaya sürdü. Üstelik gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı. İleri düzey yapay zekânın kullanımını düzenleyen koşullar ve güvenlik önlemleri konusunda daha geniş çaplı anlaşmazlıklar sürerken, güvenlikle ilgili iddialar üzerine ABD hükümetinin verdiği bir kararın ardından şirketin bazı modellerine erişim kısıtlandı. Anthropic, teknolojisinin yarattığı risklerin nasıl yönetileceğine kendi başına karar veren tek şirket değil. Örneğin OpenAI, artık kötü şöhretli OpenAI– Hugging Face olayında gelişmiş otonom bilgisayar korsanlığı yetenekleri sergileyen deneysel bir model üzerindeki çalışmalarını kısa süre önce askıya aldı. Aynı zamanda hükümetler de bu kararlara daha doğrudan müdahil olmaya başlıyor. Haziran 2026’da Trump yönetimi, ileri düzey yapay zekâ modellerinin siber güvenlik yetenekleri de dahil olmak üzere hükümet tarafından değerlendirilmesine yönelik bir çerçeve oluşturan bir başkanlık kararnamesi yayınladı.

Bu gelişmeler, düzenleme ile inovasyon arasında kurulan alışıldık karşıtlığı daha karmaşık hale getiriyor. Yapay zekâ şirketleri, teknolojilerinin yarattığı riskler ve bu teknolojilerin hangi koşullar altında geliştirilip kullanıma sunulması gerektiği konusunda giderek daha fazla karar alırken hükümetler de bu kararları değerlendirme ve şekillendirme süreçlerinde daha doğrudan rol üstlenmeye çalışıyor.

Bu durum, Avrupalı politika yapıcılar için bir uyarı niteliği taşımalı. Avrupa, yapay zekânın nasıl yönetileceğine ilişkin kararları kendi denetimi dışındaki şirketlere ve hükümetlere bırakmak yerine, bu süreçte söz sahibi olmayı sağlamalıdır.

Teknolojik gelişme ile yönetişim arasındaki sınırlar giderek belirsizleşirken yapay zekânın kural ve önceliklerini kimin şekillendirdiğini, ona erişimi kimin kontrol ettiğini ve nasıl kullanılacağına kimin karar verdiğini belirlememiz gerekiyor. Tarih, toplumların köklü teknolojik değişimlere nasıl karşılık vereceğini şekillendirmede kurumların önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Kurumlar neden önemli?

Eurofound’un yapay zekâ araştırmalarına yaklaşımı, iktisatçı Carlota Perez’in çalışmalarından hareketle teknolojik devrimleri yalnızca inovasyon dalgaları olarak değil, aynı zamanda köklü ekonomik ve toplumsal dönüşümler olarak ele alıyor. Bu devrimler zaman içinde yeni tekno-ekonomik ve sosyo-kurumsal paradigmaların ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu geçişler nadiren sorunsuz ve sancısız gerçekleşiyor.

Uzun vadeli başarıları, kurumların değişime uyum sağlama ve yeni teknolojilerin ekonomi ile toplum genelinde yaygınlaşması için gerekli koşulları yaratma kapasitesine bağlı.

Yapay zekânın gelişme hızı benzeri görülmemiş gibi görünse de tarih, bugün yaşananları anlamamıza yardımcı olabilir ve kurumların belirleyici rolünü bize hatırlatabilir. Avrupa’da başlayan Sanayi Devrimi, olağanüstü bir teknolojik ilerleme sağlarken aynı zamanda derin toplumsal sarsıntılara yol açtı. Verimlilikteki hızlı artışa rağmen sanayileşmenin ilk dönemlerinde elde edilen kazanımların sıradan çalışanlara ulaşması uzun zaman aldı. Reel ücretler, onlarca yıl boyunca verimlilik artışının gerisinde kaldı.

Refahın geniş kesimler tarafından paylaşılması yalnızca yeni makineler sayesinde gerçekleşmedi. Bu sonuç, toplumların teknolojik değişimi toplumsal ilerleme yönünde şekillendirmek için gerekli kurumları oluşturmasıyla ortaya çıktı. İş yasaları, kamu eğitim sistemleri, sosyal sigorta ve sosyal diyalog, sanayileşmeye rağmen değil, sanayileşmenin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Yapay zekâ çağı da benzer bir çabayı gerektirebilir. Peki, bu çaba neyi gerçekleştirmeyi hedeflemeli?

Nasıl bir toplum istiyoruz?

Kurumların rolüne ilişkin tartışma, belki de en önemli soruyu gündeme getiriyor: Yapay zekâ olağanüstü bir hızla gelişirken kurumlarımız teknolojik değişimi daha geniş kapsamlı bir toplumsal ilerlemeye yönlendirebilecek mi?

Ya da belki önce daha temel bir soru sormalıyız: Yapay zekânın nasıl bir toplumun yaratılmasına katkıda bulunmasını istiyoruz ve bunu mümkün kılmak için ne tür kurumlara ihtiyacımız var?

Bu soruları yanıtlamak, yalnızca teknoloji şirketlerine ya da piyasa güçlerine bırakılamayacak kolektif tercihler yapmayı gerektiriyor. Söz konusu meselelerin önemi son derece büyük. Yapay zekânın etkileri teknolojinin çok ötesine uzanıyor; güvenliği, demokrasiyi, toplumsal bütünlüğü ve çalışma hayatının geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. Eğer kurumlar teknolojik gelişmenin yönünü şekillendiriyorsa karşı karşıya olduğumuz güçlük yalnızca yeni teknolojileri düzenlemekten ibaret değil. Asıl mesele, inovasyonun toplumun geniş kesimlerince paylaşılan ortak hedeflere yönlendirilmesini ve verimlilik artışlarının daha iyi işlere ve yaşam koşullarına dönüşmesini sağlamaktır.

 

KAYNAK: İstanbul Sanayi Odası Ufuk Turu

 

Paylaş