Türkiye Su Enstitüsü (SUEN), “Türkiye’de Su Yönetişiminin OECD Su Yönetişimi İlkeleri Işığında Değerlendirilmesi” başlıklı raporunu Ekim 2026’da yayımladı. Rapora göre Türkiye’de su yönetimine ilişkin temel kurumsal yapılar ve politika araçları büyük ölçüde oluşturulmuş olmakla birlikte uygulama kapasitesinin, kurumlar arası koordinasyonun ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekiyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) üç boyut altında ele aldığı 12 Su Yönetişimi İlkesi temelinde hazırlanan raporda, Türkiye’nin mevcut politika çerçevesi, kurumsal yapılanması ve uygulama araçları değerlendirildi. Çalışma kapsamında kamu kurumları, yerel yönetimler, akademi, sivil toplum ve meslek kuruluşlarından 40 temsilcinin katılımıyla gerçekleştirilen anketin sonuçları, OECD’nin trafik ışığı yöntemi kullanılarak analiz edildi.
Türkiye Su Stresi Yaşayan Ülkeler Arasında
Raporda Türkiye’nin yıllık teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir su potansiyelinin yaklaşık 112 milyar m³, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının ise yaklaşık 1.300 m³ olduğu belirtildi. Bu veriler doğrultusunda Türkiye, su stresi yaşayan ülkeler arasında yer alıyor.
Nüfus artışı, kentleşme, ekonomik faaliyetler ve iklim değişikliği su kaynakları üzerindeki baskıyı artırırken, Türkiye’nin su yönetiminde arz odaklı ve sektörel yaklaşımdan, su miktarı ve kalitesini birlikte ele alan havza ölçeğinde bütünleşik yönetime geçiş süreci devam ediyor.
Türkiye’de 25 hidrolojik havza bulunurken, 30 büyükşehir belediyesine bağlı su ve kanalizasyon idaresi nüfusun yaklaşık %78’ine içme suyu ve atıksu hizmeti sunuyor. Ulusal Su Kurulu, Havza Su Kurulları ve İl Su Kurulları ise farklı yönetim düzeyleri arasındaki koordinasyonun temel mekanizmalarını oluşturuyor.
Su Yönetişiminde Öne Çıkan Bulgular
Raporda, su politikalarının oluşturulması ve uygulanmasından sorumlu kurumların büyük ölçüde mevcut olduğu, ancak kurumlar arasındaki görev ve yetki dağılımı ile uygulama süreçlerinde gelişime ihtiyaç duyulduğu ortaya konuldu.
Anket sonuçlarına göre katılımcıların %73’ü su politikalarından sorumlu kurumların mevcut ve faal olduğunu belirtirken, %68’i havza yönetiminden sorumlu kurumsal yapıların oluşturulduğunu ifade etti. Bununla birlikte çok düzeyli iş birliği mekanizmalarının kısmen uygulandığını belirtenlerin oranı %48 oldu.
Sektörler arası politika uyumunu destekleyen mekanizmalar da katılımcıların %48’i tarafından kısmen uygulanıyor olarak değerlendirildi. Bu sonuçlar, mevcut kurumsal yapıların karar alma ve uygulama süreçleri arasındaki bağlantının güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Veri ve bilgi yönetimi, raporda gelişime açık alanlardan biri olarak öne çıktı. Katılımcıların %38’i veri boşluklarını ve uyumsuzluklarını belirlemeye yönelik mekanizmaların kısmen uygulandığını, %25’i ise bu mekanizmaların bulunmadığını belirtti. Bu kapsamda veri paylaşımının, ortak standartların ve kurumlar arası bilgi sistemlerinin uyumluluğunun geliştirilmesi önerildi.
Finansman açısından gelir toplama ve tahsisinden sorumlu kurumsal yapıların büyük ölçüde mevcut olduğu, ancak uzun vadeli finansman mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği vurgulandı. Katılımcıların %45’i bu mekanizmaların kısmen uygulandığını ifade etti.
Paydaş katılımı, yenilikçi yönetişim ve izleme-değerlendirme süreçleri de iyileştirilmesi gereken alanlar arasında yer aldı. Özellikle katılım süreçlerinin kararlar üzerindeki etkisinin artırılması, bilim ve politika arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi ve uygulama sonuçlarının düzenli olarak ölçülmesi gerektiği belirtildi.
İçme Suyu Şebekelerinde Ortalama Su Kaybı %36
Raporda SUEN’in su ve kanalizasyon idarelerine yönelik kıyaslama çalışmasına da yer verildi. Buna göre büyükşehir içme suyu şebekelerinde ortalama su kaybı yaklaşık %36, arıtılmış atıksuların yeniden kullanım oranı ise yaklaşık %5 düzeyinde bulunuyor.
Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı kapsamında belediyelerdeki su kayıplarının 2033 yılına kadar %25’e, 2040 yılına kadar ise %10’a düşürülmesi hedefleniyor. Sulama verimliliğinin de 2030 yılında %60’a, 2050 yılında %65’e yükseltilmesi öngörülüyor.
Bu hedeflere ulaşılması için güvenilir veri altyapısının oluşturulması, düzenli performans ölçümü, altyapı yatırımlarının önceliklendirilmesi ve dijital dönüşüm uygulamalarının yaygınlaştırılması önem taşıyor. Yeraltı su kaynaklarının korunması, arıtılmış atıksuların yeniden kullanımı ve mevcut altyapının bakım ve yenileme ihtiyaçlarının karşılanması da öncelikli alanlar arasında gösteriliyor.
Su Yönetiminde Yedi Öncelikli Gelişim Alanı
Raporda Türkiye’de su yönetişiminin etkinliğinin artırılması amacıyla yedi temel gelişim alanı belirlendi. Bunlar; hukuki çerçevenin bütünlüğünün sağlanması ve kurumsal görevlerin netleştirilmesi, havza ölçeğinde uygulama kapasitesinin artırılması, veri yönetişiminin geliştirilmesi, sürdürülebilir finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, kurumsal ve beşerî kapasitenin artırılması, paydaş katılımı ve hesap verebilirliğin geliştirilmesi ile sonuç odaklı izleme ve yenilikçi uygulamaların yaygınlaştırılması olarak sıralandı.
Raporda, Türkiye’de su yönetişiminin geliştirilmesinde yeni kurumsal yapılar oluşturulmasından ziyade mevcut yapıların uygulama kapasitesinin, koordinasyonunun, finansmanının ve hesap verebilirliğinin güçlendirilmesinin öncelikli olduğu vurgulandı.
Kaynak:
