Kritik mineraller, enerji güvenliği ve sanayi politikalarının odağına yerleşiyor.
Enerji dönüşümünün hız kazandığı, küresel ölçekte yeni bir ekonomik ve jeopolitik dengenin yarattıldığı bu dönemde, kritik mineraller ülkelerin yalnızca enerji politikalarının değil, aynı zamanda ekonomik ve ulusal güvenlik stratejilerinin de merkezine yerleşiyor. Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından yayımlanan “Türkiye Kritik Enerji Mineralleri Görünümü 2025” raporu, bu dönüşümün Türkiye açısından taşıdığı riskleri, fırsatları ve stratejik yol ayrımlarını bütüncül bir çerçevede ele alıyor.
Dünya hızla bir “elektrik çağına” girerken, enerji sistemleri de giderek daha fazla mineral yoğun bir yapıya dönüşüyor. Yenilenebilir enerji teknolojileri, elektrikli araçlar, enerji depolama sistemleri ve elektrik şebekeleri; lityum, bakır, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kritik minerallere olan talebi keskin biçimde artırıyor. Bu mineraller yalnızca enerji sektöründe değil; savunma sanayii, havacılık, elektronik ve yarı iletken teknolojiler gibi stratejik alanlarda da vazgeçilmez girdiler arasında yer alıyor.
Ancak rapor, talepteki bu hızlı artışa karşın küresel tedarik zincirlerinin son derece kırılgan olduğuna dikkat çekiyor. Pek çok kritik mineralde üretim ve rafinaj aşamaları birkaç ülkede yoğunlaşmış durumda ve bazı minerallerde tek bir ülkeye bağımlılık oranı yüzde 90’lara kadar çıkıyor. Bu da fiyat oynaklıklarını artırırken ihracat kısıtlamaları ve jeopolitik gerilimler yoluyla arz güvenliğini de ciddi biçimde tehdit ediyor.
Enerji dönüşümünün ham maddesi Türkiye için ticaret açığına dönüşüyor
Bu küresel tablo, Türkiye açısından da çok boyutlu riskler barındırıyor. Rapora göre Türkiye, pek çok kritik enerji mineralinde dışa bağımlı bir konumda bulunuyor ve özellikle işleme ve rafinaj kapasitesi yetersizliği nedeniyle katma değer zincirinin alt basamaklarında yoğunlaşıyor. Tüvenan maden ihracatı yapılmasına karşın, ara ve uç ürünlerde ithalatın yüksek olması dış ticaret açığını büyütüyor.
Örneğin bakırda Türkiye önemli bir maden üreticisi olmasına rağmen, rafine ürünlerde yüksek ithalat nedeniyle net dış ticaret açığı veriyor. Lityumda ise elektrikli araçlar ve enerji depolama sistemlerindeki hızlı büyüme, ara ve uç ürün ithalatını son yıllarda katlanarak artırmaya devam ediyor. Raporda, lityumda ara ve uç ürün ithalatının 2020–2024 döneminde birkaç kat artarak milyar dolar seviyelerine ulaştığına dikkat çekiliyor.
2053’e giden yolda kritik enerji minerallerine talep hızla artıyor
IICEC’nin analizi, Türkiye’nin temiz enerji ve elektrifikasyon hedefleri doğrultusunda kritik enerji minerallerine olan talebin önümüzdeki on yıllarda çarpıcı biçimde artacağını ortaya koyuyor. Rapora göre 2053 yılına kadar enerji depolama sistemlerinde kullanılan kritik minerallerin yıllık talebi 20 kata kadar, lityum talebi 8 ila 11 kat, nadir toprak elementleri talebi 7 ila 9 kat, bakır talebi ise 3 katın üzerinde artış gösterebilecek.
Bu artış, yalnızca enerji sektörüyle sınırlı kalmayacak; elektrikli araçlar, şebekeler, sanayi ve dijital altyapılar da talep artışının temel sürükleyicileri arasında yer alacak.
Nadir toprak elementlerinin keşfi, Türkiye için stratejik bir dönüm noktası olabilir
Raporda Türkiye açısından öne çıkan en kritik fırsatlardan biri de Eskişehir Beylikova’da tespit edilen büyük nadir toprak elementleri kaynağı olarak değerlendiriliyor. Yaklaşık 694 milyon tonluk kaynak, Türkiye’yi bu alanda dünya ölçeğinde üst sıralara taşıma potansiyeli barındırıyor. Ancak rapor, bu potansiyelin yalnızca madencilikle sınırlı kalmaması gerektiğinin altını çiziyor.
Kaynağın ekonomik değere dönüşebilmesi için rezerv doğrulama, ölçekli üretim, rafinaj ve nihai ürün imalatına uzanan bütüncül bir değer zinciri yaklaşımı gerektiği vurgulanıyor. Özellikle rüzgâr türbinleri, elektrikli araç motorları ve savunma sanayide kullanılan kalıcı mıknatıslar gibi yüksek katma değerli ürünlerin yerli üretimi, Türkiye’yi küresel tedarik zincirinde alternatif ve güvenilir bir aktör konumuna taşıyabilecek stratejik bir adım olarak öne çıkıyor.
Türkiye lityum ve bataryalarda tedarik üssü olma potansiyeli taşıyor
Rapora göre Türkiye’nin lityumda henüz ekonomik ölçekte doğrulanmış büyük rezervleri bulunmamakla birlikte, bor üretiminden kaynaklanan atıklar ve jeotermal kaynaklar üzerinden lityum üretimi gibi alternatif yollar önemli fırsatlar sunuyor. Bunun yanında batarya üretimine yönelik yatırımların artması, Türkiye’nin yalnızca ham madde değil, teknoloji ve imalat tarafında da söz sahibi olabileceğini gösteriyor.
Batarya teknolojilerinde yerli üretimin ölçek kazanması, enerji güvenliğinin güçlendirilmesi kadar katma değerli ihracat ve nitelikli istihdam açısından da kritik görülüyor. Raporda, bu alanın doğru politikalarla desteklenmesi halinde Türkiye’nin küresel tedarik zincirinde önemli bir alternatif üretim ve tedarik üssü haline gelebileceği değerlendiriliyor.
IICEC çalışması, Türkiye’nin yalnızca kendi kaynaklarına odaklanmasının yeterli olmayacağını, Afrika ve Latin Amerika gibi rezerv zengini bölgelerde geliştirilecek uluslararası ortaklıkların da kritik önemde olduğunu vurguluyor. Afrika’nın grafit, kobalt, manganez, krom ve bakır gibi birçok kritik mineralde dünya rezervlerinin önemli bölümüne sahip olmasına rağmen, rafinaj ve ileri işleme kapasitesinin sınırlı olduğuna dikkat çekiliyor
Bu da Türkiye açısından hem madencilik hem de rafinaj ve teknoloji yatırımları yoluyla karşılıklı kazanım sağlanabilecek stratejik iş birlikleri için önemli bir fırsat alanı oluşturuyor.
AB, kritik ham maddelerde bağımlılığı azaltmak için RESourceEU Eylem Planı’nı devreye alıyor
Enerji dönüşümünün hızlandığı, tedarik zincirlerinin jeopolitik gerilimler karşısında kırılganlaştığı bu dönemde, benzer kaygılar Avrupa Birliği’nin (AB) de politika önceliklerinin merkezine yer alıyor. Nitekim AB, kritik ham maddelerde dışa bağımlılığı azaltmak ve sanayi altyapısını güvence altına almak amacıyla kapsamlı bir eylem planını devreye alarak, bu alandaki küresel rekabetin yeni çerçevesini çizmeye hazırlanıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, yeşil ve dijital dönüşümün temel girdileri arasında yer alan kritik ham maddelerde dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla RESourceEU Eylem Planı‘nı hayata geçiriyor. Avrupa sanayisinin tedarik güvenliğini güçlendirmeyi, jeopolitik risklere karşı dayanıklılığı artırmayı ve stratejik değer zincirlerinde AB’nin üretim kapasitesini genişletmeyi hedefliyor
Plan, özellikle batarya, nadir toprak elementleri ve savunma sanayii açısından kritik öneme sahip ham maddelerde, tek bir üçüncü ülkeye olan bağımlılığı 2029 yılına kadar yüzde 50’ye varan oranlarda azaltmayı amaçlıyor.
Avrupa Komisyonu verileri, bazı kritik hammaddelerde AB’nin neredeyse tamamen tek bir ülkeye bağımlı olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre, nadir toprak elementlerinin işlenmesi ve geri dönüşümünde bağımlılık oranı 2025 itibarıyla yüzde 100 seviyesinde bulunuyor. RESourceEU kapsamında hayata geçirilecek projelerle bu oranın 2030’da yüzde 60’a düşmesi hedefleniyor.
Yine plan kapsamında nadir toprak elementleri çıkarımında bağımlılığın yüzde 95’ten yüzde 42’ye, kalıcı mıknatıs üretiminde ise yüzde 90’dan yüzde 80’e gerilemesi öngörülüyor.
Lityumda yüzde 89 olan tek ülke bağımlılığının 2030’da yüzde 64’e, kobaltta ise yüzde 63’ten yüzde 44’e düşmesi hedefleniyor.
Bununla birlikte Avrupa Komisyonu, önümüzdeki 12 ay içinde yaklaşık 3 milyar avroluk kaynağı da devreye almayı planlıyor.
Döngüsellik ve geri dönüşüm stratejik öncelik haline geliyor
Plan, yalnızca yeni maden ve işleme yatırımlarına değil, döngüsel ekonomi ve geri dönüşüm kapasitesinin artırılmasına da odaklanıyor. Bu doğrultuda kalıcı mıknatıs hurdaları ile alüminyum hurdasının ihracatına yönelik kısıtlamalar, elektronik atık ve atık sevkiyatına ilişkin mevzuatın sadeleştirilmesi ve kritik ham maddelerde ikame çözümler için Ar-Ge yatırımlarının desteklenmesi planlanıyor.
AB, kritik ham maddelerde yalnızca iç kapasiteye değil, uluslararası iş birliklerine de büyük önem veriyor. Hâlihazırda Arjantin, Avustralya, Kanada, Şili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kazakistan ve Ukrayna dahil 15 ülke ile stratejik ortaklık bulunuyor. Buna ek olarak Brezilya ile yeni bir ortaklık için müzakerelerin başlatılması planlanıyor.
Avrupa Komisyonu’na göre, bu yaklaşım hayata geçirildiği takdirde AB sanayisi, önümüzdeki yıllarda enerji dönüşümü, savunma ve dijital teknolojiler alanında daha güçlü ve istikrarlı bir tedarik zinciri yapısına kavuşacak.
