,

Küresel düzen belirsizlik ekseninde şekilleniyor

Küresel düzen belirsizlik ekseninde şekilleniyor

Küresel Riskler Raporu 2026, iş birliğine dayalı küresel düzenin yerini rekabetçiliğin öne çıktığı bir döneme bıraktığını gösteriyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum, WEF) yayımladığı Küresel Riskler Raporu 2026, çalkantılı bir on yılın ikinci yarısına girilirken, dünyanın karşı karşıya olduğu riskleri çok katmanlı bir perspektifle ele alıyor. Rapor, dünyanın çoklu krizlerin birbirini beslediği, iş birliğinin zayıfladığı ve rekabetin sertleştiği yeni bir döneme girdiğine dikkat çekiyor.

Raporda küresel riskler; 2026’yı kapsayan mevcut ve kısa vadeli riskler, 2028’e kadar olan kısa ve orta vadeli riskler ve 2036’ya kadar ortaya çıkması beklenen uzun vadeli riskler olmak üzere üç farklı zaman dilimi üzerinden ele alınıyor.

Rapor, dünya genelinde 1.300’ü aşkın uzmanın katılımıyla hazırlanan Küresel Risk Algı Anketi (GRPS) bulgularını ortaya koyarken; söz konusu risklerin birbirleriyle etkileşimlerini, zincirleme etkilerini ve olası sonuçlarını derinlemesine inceliyor.

Rapora göre 2026 yılı, küresel risk algısında belirsizliğin ana tema haline geldiği bir dönüm noktasına işaret ediyor. Küresel Risk Algısı Anketi’ne (GRPS) katılan uzman ve liderlerin yaklaşık yarısı, önümüzdeki iki yıl için dünya düzenini “istikrarsız veya sarsıntılı” olarak tanımlıyor. On yıllık perspektifte ise bu oran yüzde 57’ye yükseliyor. Buna karşılık “sakin” bir gelecek öngörenlerin oranı yalnızca yüzde 1 seviyesinde kalıyor. Geri kalan önemli bir kesim ise dünyayı “belirsiz” bir düzende görüyor.

Jeoekonomik çatışma küresel risk gündeminin merkezine yerleşiyor  

Raporda 2026 için kısa vadede en büyük küresel risk, jeoekonomik çatışma olarak öne çıkıyor. Yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve tedarik zincirlerinin siyasallaşması gibi gelişmeler, küresel ekonominin kırılganlığını artırıyor ve jeoekonomik çatışmalara zemin hazırlıyor. Nitekim katılımcıların yüzde 18’i, jeoekonomik çatışmayı 2026’da küresel ölçekte ciddi bir krizi tetikleme potansiyeli en yüksek risk olarak görüyor.

WEF, bu tablonun çok taraflı kurumların zayıflamasıyla doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. WEF’e göre kurallara dayalı uluslararası düzenin çözülmesi, güç siyasetine dayalı yeni bir küresel mimariyi beraberinde getiriyor.

Kısa vadeli riskler arasında ikinci sırada dezenformasyon yer alıyorken; üçüncü sırada toplumsal kutuplaşma bulunuyor. Toplumsal kutuplaşmayı ise sırasıyla; aşırı hava olayları, devletler arasında çatışma, siber güvenlik, eşitsizlik, insan haklarının zayıflatılması, çevre kirliliği ve göç takip ediyor.

Ekonomik durgunluk, enflasyon ve varlık balonlarının patlaması ise önceki yıla kıyasla risk sıralamasında en hızlı yükselen başlıklar arasında yer alıyor. Yüksek kamu borçları, değişken finansal piyasalar ve jeopolitik gerilimlerin birleşimi, küresel ekonomide yeni bir dalgalanma dönemine işaret ediyor.

Çevresel riskler uzun vadede en büyük tehdit olmayı sürdürüyor

On yıllık vadede ise çevresel riskler en çok endişe duyulan başlıkları oluşturuyor. Aşırı hava olayları on yıllık vadede en büyük risk olarak değerlendirilirken, ikinci sırada biyoçeşitlilik kaybı ve üçüncü sırada dünya sistemlerindeki kritik değişimler yer alıyor. Nitekim katılımcıların yaklaşık yüzde 75’i, çevresel riskler açısından gelecek on yılı çalkantılı olarak değerlendiriyor.

Rapor ayrıca, çevresel risklerin tek başına bir tehdit olmadığını; diğer tüm risk kategorileriyle güçlü biçimde bağlantılı olduğunu vurguluyor. Aşırı hava olayları altyapıyı zayıflatıyor, gıda ve su arzını riske atıyor, zorunlu göçü artırıyor ve toplumsal huzursuzluğu derinleştiriyor. Bu yönüyle çevresel krizler, ekonomik durgunluk, eşitsizlik ve siyasi istikrarsızlık gibi riskleri tetikleyen bir çarpan etkisi yaratıyor.

Ancak kısa vadede, iklim ve çevre risklerinin diğer başlıkların gerisinde kalması dikkat çekiyor. Aşırı hava olayları kısa vadeli riskler arasında bir önceki yıla göre ikinci sıradan dördüncü sıraya gerilerken, kirlilik ve biyoçeşitlilik kaybı gibi başlıklar da önceki yıllara kıyasla daha düşük seviyede önceliklendiriliyor.

WEF’e göre bu tablo, çevresel tehditlerin ortadan kalkmasından değil; jeoekonomik çatışmalar, enflasyon, borç krizleri ve toplumsal kutuplaşma gibi daha hızlı etkisini hissettiren risklerin politika gündemine baskın gelmesinden kaynaklanıyor. Artan rekabet ortamında hükümetler, kısa vadeli ekonomik ve siyasi baskılar nedeniyle iklim ve çevre başlıklarını ikinci plana itiyor.

Ancak WEF, çevresel risklerin kısa vadeli siyasi öncelikler nedeniyle geri plana itilmesinin, uzun vadede çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Rapor, bugün alınmayan önlemlerin, önümüzdeki on yılda yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal krizlerin de şiddetlenmesine yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Küresel sistem iş birliğinden rekabetçi yapıya evriliyor

WEF’in raporu, dünyayı tanımlayan temel kavramın artık istikrar değil, belirsizlik olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre küresel sistem, iş birliğine dayalı çok taraflı yapıdan uzaklaşırken; rekabet ve ulusal öncelikler giderek daha baskın hale geliyor.

Raporda devletlerin yalnızca güvenlik politikalarında değil; ticaret, finans ve teknoloji alanlarında da jeopolitik reflekslerle hareket etmeye başladığına dikkat çekiliyor. Ekonomik araçlar artık yalnızca büyüme ya da refah üretmenin değil, stratejik üstünlük sağlamanın da birer aracı olarak kullanılıyor. Yaptırımlar, tedarik zinciri kısıtlamaları, teknoloji ihracat kontrolleri ve yatırım engelleri, küresel ekonominin doğal işleyişini bozarken; belirsizlik hissini daha da derinleştiriyor.

Bu rekabetçi ortam, yalnızca devletler arası ilişkileri değil, toplumların iç dinamiklerini de doğrudan etkiliyor. Nitekim rapora göre eşitsizlik, önümüzdeki on yılın en “birbirine bağlı” küresel riski olarak öne çıkıyor. Gelir ve servet dağılımındaki bozulma, ekonomik fırsatlara erişimdeki adaletsizlik ve yaşam maliyetlerindeki artış, toplumsal huzursuzluğu besliyor. Bu da demokratik kurumlara duyulan güveni aşındırırken; siyasal kutuplaşmayı kalıcı hale getiriyor.

Teknolojik ivme ise bu tabloyu daha da karmaşıklaştırıyor. Yapay zekâ ve ileri teknolojiler, raporda hem büyük bir potansiyel hem de ciddi bir risk kaynağı olarak ele alınıyor. Kısa vadede yanlış bilgi, siber güvensizlik ve yapay zekâ sistemlerinin istenmeyen sonuçları ön plana çıkarken; uzun vadede yapay zekâ kaynaklı risklerin en hızlı yükselen başlık olduğu dikkat çekiyor. WEF, yapay zekânın, iş gücü piyasalarından kamu yönetimine, güvenlikten toplumsal ilişkilere kadar birçok alanı köklü biçimde dönüştürme kapasitesine sahip olduğunu belirtiyor.

Raporda yeterli yönetişim mekanizmaları kurulmadığı, etik çerçeveler ve düzenleyici yapılar güçlendirilmediği takdirde, teknolojik ilerlemenin toplumsal ve siyasal gerilimleri daha da derinleştirebileceği uyarısında da bulunuluyor. Özellikle yapay zekânın bilgi ekosistemi üzerindeki etkisi, kutuplaşma ve güvensizlik sarmalını besleyebilecek bir risk alanı olarak tanımlanıyor.

Tüm bu dinamikler, çok kutuplu ama iş birliğinden uzak bir dünya düzenine işaret ediyor. Katılımcıların yüzde 68’i, önümüzdeki on yıl içinde küresel düzeni “rekabetçi ve çok kutuplu” olarak tanımlıyor. Buna karşılık, ABD öncülüğündeki kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden güçleneceğini düşünenlerin oranı yalnızca yüzde 6 seviyesinde kalıyor. Bu da iklim değişikliği, küresel sağlık tehditleri ve ekonomik istikrar gibi sorunların çözümünü daha da zorlaştırıyor.

Rapor, rekabetin arttığı; ancak bu rekabeti dengeleyecek güçlü iş birliği mekanizmalarının zayıfladığı bir döneme girildiğine dikkat çekiyor. Belirsizlik, eşitsizlik, teknolojik riskler ve çok kutuplu güç mücadelesi birbirini besleyen bir risk ağı oluşturuyor. Rapor, bu ağın çözülmesinin yalnızca tek tek risklere odaklanmakla değil; toplumsal güveni, yönetişim kapasitesini ve uluslararası iş birliğini birlikte yeniden inşa etmekle mümkün olabileceğini belirtiyor.

Paylaş