,

30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün 2026 teması "Gıda İsrafı"

30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün 2026 teması "Gıda İsrafı"

Sıfır atık yaklaşımı, artan atık krizine karşı çevresel, ekonomik ve toplumsal faydaları bir arada sunuyor.

Uluslararası Sıfır Atık Günü, dünya genelinde giderek artan atık krizine dikkat çekerken, sürdürülebilir tüketim ve üretim modellerinin aciliyetini de gündeme taşıyor. Türkiye’nin girişimleriyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilerek 2023 yılından itibaren kutlanmaya başlanan Uluslararası Sıfır Atık Günü, bu yıl “Gıda İsrafı” temasıyla kutlanıyor.

Gıda israfı, çevresel etkileri son derece yüksek olmasına rağmen büyük ölçüde önlenebilir bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. UNEP’in Gıda Atık Endeksi 2024 verileri, yalnızca 2022 yılında dünyada yaklaşık 1,05 milyar ton gıda israf edildiğini gösteriyor. Bu miktar ise tüketicilere sunulan toplam gıdanın yaklaşık yüzde 19’una karşılık geliyor.

Bu tablo, gıda arz zincirinde yaşanan kayıplarla birlikte değerlendirildiğinde daha da ağırlaşıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, (FAO) verilerine göre, hasat sonrası ve perakende öncesi aşamalarda da küresel gıdanın yaklaşık yüzde 13’ü kaybediliyor.

Gıda israfının en büyük kısmı hanelerden kaynaklanırken, küresel ölçekte her bireyin yılda ortalama 79 kilogram gıdayı çöpe attığı belirtiliyor. Aynı zamanda, dünya genelinde 783 milyon insan açlıkla mücadele ederken bu ölçekte bir israfın devam etmesi, gıda sistemlerindeki yapısal sorunlara işaret ediyor.

Sorunun yalnızca etik veya ekonomik değil, aynı zamanda iklim boyutu da kritik önem taşıyor. Gıda kaybı ve israfı, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 8 ila 10’unu oluşturuyor.

İklim koşulları ve kentleşme israfı artırıyor

Sıcaklık ile gıda israfı arasındaki ilişki ise raporda dikkat çeken bir diğer bulgu olarak öne çıkıyor. Daha sıcak iklimlere sahip ülkelerde, özellikle soğuk zincir altyapısının yetersizliği nedeniyle kişi başına düşen gıda israfının daha yüksek olduğu belirtiliyor.

Ayrıca orta gelirli ülkelerde kırsal ve kentsel alanlar arasında belirgin farklar gözlemleniyor. Kırsal bölgelerde gıda atıklarının hayvan yemi veya kompost gibi alternatif kullanım alanlarına yönlendirilmesi sayesinde israf daha düşük seviyelerde kalırken, şehirlerde bu döngüsellik seviyesi daha sınırlı kalıyor.

G20 ülkelerine kritik rol düşüyor

Rapor, gıda israfıyla mücadelede en etkili yaklaşımın, kamu ve özel sektör iş birliklerine dayanan “Hedefle–Ölç–Harekete Geç” modeli olduğuna dikkat çekiyor. “Hedefle–Ölç–Harekete Geç” modeli, farklı paydaşları ortak hedefler etrafında bir araya getirerek sistemsel dönüşümü hızlandırmayı amaçlıyor. Ayrıca ülkelerin ulusal düzeyde sağlam veri altyapıları oluşturması, gıda israfını ölçmesi ve ilerlemeyi düzenli olarak takip etmesi kritik bir gereklilik olarak öne çıkıyor.

UNEP, sıfır atık hedeflerine ulaşabilmek için çok paydaşlı bir yaklaşımın gerekliliğine dikkat çekiyor. Hükümetlerin politika ve düzenleme geliştirmesi, şirketlerin üretim süreçlerini dönüştürmesi ve bireylerin tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesi bu dönüşümün temel unsurları arasında yer alıyor.

Aynı zamanda veri temelli karar alma, döngüsel iş modellerinin yaygınlaştırılması, sorunlu materyallerin kademeli olarak kaldırılması ve toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesi, sıfır atık dönüşümünün temel yapı taşları olarak öne çıkıyor.

Türkiye, COP31 ve Sıfır Atık vizyonunu BM gündemine taşıdı

Sıfır atık yaklaşımının uluslararası düzeyde gündeme taşınmasında öncü bir rol üstlenen Türkiye’de yürütülen çalışmalar; atık oluşumunun azaltılması, kaynakların verimli kullanılması ve sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaştırılması üzerine odaklanıyor.

Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne yönelik açıklamalarda bulunan Sıfır Atık Vakfı; Sıfır Atık Hareketi Kurucusu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan, “Bu sene ‘Gıda İsrafı’ temasıyla 4’üncü yılını kutladığımız 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü, görünmeyen bir kaybı gözler önüne seriyor. Dünyada her yıl, 5,8 trilyon tabak yemeğe eş değer 2,3 milyar ton gıda tüketilmeden kaybediliyor. Ziyan olan her lokma yalnızca bir nimetin değil, toprağın bereketinin, suyun kıymetinin ve emeğin karşılığının eksilmesidir. Bu gidişata hep birlikte ‘dur!’ diyelim” ifadelerini kullandı.

Sosyal medya üzerinden Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne ilişkin açıklamada bulunan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise “Azalt, paylaş, dönüştür. Gıda israfı sadece bugünü değil, yarını da tüketir. Çöpe giden her gıda bir çocuğun sofrasından çalıyor, boşa harcanan her damla su bir gölü kurutuyor. Türkiye, Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde 7 kıtaya yayılan Sıfır Atık Hareketiyle bu döngüyü kırmakta kararlı. Çünkü daha adil bir dünya, sıfır atık ile mümkün” ifadelerini kullandı.

Bakanı Murat Kurum, 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, 2017 yılında başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin ulaştığı güncel verileri de kamuoyuyla paylaştı. Kurum, sosyal medya hesabından yayımladığı videolu mesajında, sıfır atık yaklaşımının yalnızca çevresel bir politika değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğuna dikkat çekerek, “Sıfır Atık bir tercih değil; mecburiyettir” ifadelerini kullandı.

Sıfır Atık Hareketi kapsamında Türkiye genelinde önemli bir altyapı dönüşümü sağlandı. Bugüne kadar 217 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi’ne geçilirken, 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranı 2024’te yüzde 36,08’e, 2025 itibarıyla ise yüzde 37,53’e yükseldi.

Öte yandan, farkındalık çalışmalarının önemli bir bileşeni olarak bugüne kadar 28 milyon kişiye sıfır atık konusunda eğitim verildi.

2017’den 2025 yılı sonuna kadar yürütülen çalışmalar kapsamında toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık ekonomiye kazandırıldı. Bu miktarın içinde 36,1 milyon ton kağıt-karton, 10,2 milyon ton plastik, 3,5 milyon ton cam, 9,6 milyon ton metal ve 30,6 milyon ton organik ile diğer atıklar yer aldı. Geri kazanım faaliyetleri sayesinde ülke ekonomisine toplamda 365 milyar TL katkı sağlandı.

Sıfır Atık uygulamaları yalnızca atık yönetimiyle sınırlı kalmayarak enerji ve doğal kaynak tasarrufuna da önemli katkı sundu. Bu kapsamda, 54 milyon hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer 270 milyar kWh enerji tasarrufu sağlandı. Ayrıca İstanbul’un iki yıllık su tüketimine karşılık gelen 2 trilyon litre su tasarrufu elde edilirken, Türkiye’deki tüm araçların yıllık yakıt tüketiminden daha fazla olan 60 milyar litre petrol tasarrufu sağlandı. Bununla birlikte, yaklaşık 55 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alanı kapsayan 390 milyon metreküp atık depolama alanı tasarrufu elde edildi.

Sıfır Atık Hareketi’nin çevresel etkileri de dikkat çekici boyutlara ulaştı. Yapılan çalışmalar sayesinde Türkiye’deki orman varlığının yaklaşık yüzde 7’sine denk gelen 613 milyon ağacın kesilmesi önlendi. Ayrıca yaklaşık 36 milyon aracın yıllık karbon salımına eşdeğer olan 180 milyon ton sera gazı salımının önüne geçildi.

Türkiye, COP31 ve Sıfır Atık vizyonunu BM gündemine taşıdı

Uluslararası Sıfır Atık Günü kapsamında COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Alexander de Croo ve BM Çevre Programı İcra Direktörü (UNEP) Inger Andersen ile görüştü. Görüşmelerde Türkiye’nin çevre politikaları, Sıfır Atık Hareketi ve COP31 Başkanlığı sürecine ilişkin öncelikler ele alındı.

Bakan Kurum, temaslarına BM Türkevi’nde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Alexander de Croo ile başladı. Görüşmeye ilişkin değerlendirmesinde Kurum, UNDP ile sürdürülen iş birliğinin iklim risklerinin yönetimi, krizlere çözüm geliştirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma açısından kritik olduğunu vurguladı. Sıfır Atık yaklaşımının küresel bir harekete dönüşmesinde UNDP’nin desteğini “çok kıymetli” olarak nitelendiren Kurum, COP31 sürecinde de bu desteğin devam etmesini beklediklerini ifade etti.

Kurum ayrıca, UNDP’nin küresel koordinasyon kapasitesinin ve sahadaki güçlü varlığının, “İklim Eylemi Uygulama Mekanizması”nın etkin hayata geçirilmesinde belirleyici rol oynayacağına inandıklarını dile getirdi.

“COP31’i eylemin merkezi olarak görüyoruz”

Bakan Kurum, New York’ta ikinci görüşmesini ise BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile gerçekleştirdi. BM binasında gerçekleşen görüşmede küresel iklim krizi, enerji güvenliği, savunmasız toplulukların korunması gibi başlıkların yanı sıra; sıfır atık, döngüsel ekonomi, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme konuları ele alındı.

Kurum, görüşmeye ilişkin açıklamasında COP31’e dair yaklaşımı net bir şekilde ortaya koyarak, “COP31’i güven ve diyalog, uzlaşma ve eylemin merkezi bir platformu olarak görüyoruz” dedi. Antalya’da düzenlenecek liderler zirvesi ile dünyaya ortak sorumluluk mesajı verilmesinin hedeflendiğini belirten Kurum, çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesi ve iklim eyleminin hızlandırılmasının öncelikleri arasında yer aldığını vurguladı.

UNEP ile iş birliği ve küresel yönetişim vurgusu

New York temasları kapsamında Kurum’un son görüşmesi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) İcra Direktörü Inger Andersen ile gerçekleşti. Görüşmede sıfır atık, COP31 süreci, biyoçeşitlilik ve kirlilikle mücadele başlıkları öne çıktı.

Kurum, UNEP’in iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve kirlilikle mücadeledeki rolünü “son derece kıymetli” olarak tanımlarken, COP31’i somut sonuçlar üreten ve güven inşa eden bir süreç olarak konumlandırdıklarını ifade etti. COP31 Başkanlığı önceliklerinin UNEP’in küresel çevre ajandasıyla uyumlu olduğunu belirten Kurum, bu iş birliğinin yalnızca Türkiye için değil, küresel iklim yönetişimi açısından da önemli katkılar sağlayacağını dile getirdi.

Sıfır Atık ve COP31 vizyonu STK’larla paylaşıldı

Bakan Kurum, New York’ta iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarıyla da bir araya geldi. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı vizyonunu ve Sıfır Atık Hareketi’ni anlatan Kurum, iklim krizinin artık bir senaryo değil, doğrudan yaşanan bir gerçeklik olduğuna dikkat çekti.

“İklim krizi bir çevre meselesi değil; ekonomi, gıda güvenliği, su güvenliği ve toplumsal istikrar meselesidir” diyen Kurum, sıfır atık yaklaşımının bu çok boyutlu krize karşı geliştirilen bütüncül bir çözüm modeli olduğunu vurguladı.

Kurum, COP31 sürecine ilişkin yaklaşımı da “uygulama odaklı” olarak tanımlayarak, “COP31’i klasik bir zirve değil, bir kırılma anı olarak görüyoruz. Dünya artık karar değil, sonuç görmek istiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Sıfır Atık Vakfı’ndan COP31’e dijital katılım hamlesi

Sera gazı emisyonlarının azaltılması, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması açısından kritik bir araç olarak değerlendirilen sıfır atık yaklaşımı iklim diplomasisinin de önemli başlıklarından biri haline geldi.

Sıfır Atık Vakfı da bu doğrultuda Uluslararası Sıfır Atık Günü kapsamında yürüttüğü faaliyetleri yaklaşan COP31 süreciyle bütüncül bir yaklaşımla ele alarak COP31 süreci kapsamında Dijital Koordinasyon Merkezi’ni hayata geçirdi. Yeni platform ile bireyler ve kurumlar, COP31 sürecine ilişkin bilgiye erişebilecek, aynı zamanda herhangi bir sınırlama olmaksızın öneri ve projelerini doğrudan iletebilecek.

Sıfır Atık Vakfı ayrıca, 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü kapsamında küresel farkındalığı artırmak, çok paydaşlı iş birliğini güçlendirmek ve veri temelli dönüşümü teşvik etmek amacıyla hazırlanan özel web sitesini de erişim açtı.

Sıfır atık yaklaşımını çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla ele alan, politika yapıcılardan gençlere, özel sektörden yerel yönetimlere kadar geniş bir paydaş grubuna hitap eden Platform, bilgilendirme amacının ötesinde küresel ölçekte davranış değişikliği, politika uyumu ve sistemsel dönüşümü destekleyen stratejik bir dijital etkileşim alanı niteliği de taşıyor.

Paylaş