80’den fazla ülkenin onayıyla yürürlüğe giren anlaşma, biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik en kapsamlı hukuki düzenleme olma özelliğini taşıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilen ve açık denizlerdeki biyoçeşitliliği korumayı amaçlayan BM Biyoçeşitlilik Antlaşması yürürlüğe girdi. Yaklaşık 15 yıl boyunca devam eden müzakerelerin ardından kabul edilen anlaşma, özellikle aşırı avlanma, biyoçeşitlilik kaybı ve deniz ekosistemleri üzerindeki kontrolsüz faaliyetlere karşı küresel ölçekte ortak kurallar getirmeyi hedefliyor. Anlaşma kapsamında en önemli hedeflerden birini ise, 2030 yılına kadar okyanusların en az yüzde 30’unun koruma altına alınması oluşturuyor.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, bugüne kadar büyük ölçüde düzenleme dışında kalan, hiçbir ülkenin egemenliği altında olmayan ve dünya okyanuslarının yaklaşık yüzde 66’sını oluşturan açık deniz ekosistemlerinde uluslararası deniz koruma alanları (Marine Protected Areas, MPA) oluşturulmasının da önü açılıyor.
Anlaşmaya yönelik görüşlerini aktaran BM Genel Sekreteri António Guterres, anlaşma ile yönetişim boşluğunun doldurulduğunu belirterek, “Şiddetini artıran krizlerle dolu bir dünyada bu anlaşma, dirençli ve üretken bir okyanusu herkes için güvence altına alarak kritik bir yönetişim boşluğunu dolduruyor. Şimdi evrensel ve kapsamlı bir uygulama süreci için hızla ilerlemeliyiz” dedi.
Okyanusların korunmasında küresel mutabakat güçleniyor
Resmî adıyla Açık Denizlerde Biyoçeşitliliği Koruma Anlaşması’nın (Biodiversity Beyond National Jurisdiction, BBNJ) yürürlüğe girebilmesi için en az 60 ülkenin onayı gerekiyordu. Bu eşik, 19 Eylül 2025’te aşıldı ve anlaşma 120 günlük sürenin ardından resmen yürürlüğe girdi. Anlaşmayı Türkiye dahil 80’den fazla ülke onayladı.
Çevresel etki değerlendirmesi zorunlu olacak
Anlaşma kapsamında ülkeler, okyanus ekosistemini etkileyebilecek faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi yapmakla yükümlü olacak. Böylece bilimsel veriye dayanmayan, kısa vadeli ekonomik çıkarları önceleyen uygulamalar sınırlandırılacak.
Ayrıca BBNJ, hızla büyüyen “mavi ekonomi” alanında da yeni düzenlemeler getiriyor. Özellikle biyoteknoloji, ilaç ve kozmetik gibi sektörlerde kullanılan mikroorganizmalar ve genetik materyaller konusunda elde edilen kazançların adil paylaşımı için mekanizmalar oluşturulacak. Böylelikle gelişmekte olan ülkelerin de açık denizlerden elde edilen ekonomik kazançlardan pay alması sağlanacak.
Okyanusların geleceği için zaman daralıyor
Uzmanlara göre, 2030 hedeflerine ulaşmak için 190 binden fazla yeni deniz koruma alanı oluşturulması gerekiyor. Günümüzde dünya okyanuslarının yalnızca yaklaşık yüzde 8’i, yani 29 milyon kilometrekarelik bir alan koruma altında bulunuyor.
Bununla birlikte, çevre savunucularının “en büyük tehditlerden biri” olarak gördüğü derin deniz madenciliği, BBNJ Anlaşması’nın kapsamında yer almıyor. Okyanus tabanındaki mineral kaynakların çıkarılması konusu, hâlihazırda Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (ISA) tarafından düzenleniyor.
Uzmanlar, BBNJ Anlaşması’nı iklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybıyla mücadele için tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Her ne kadar tüm tehditleri kapsamasa da, açık denizlerin ilk kez bütüncül bir hukuki çerçeveye kavuşması, okyanusların geleceği açısından önemli bir adım olarak görülüyor.
