Dünya Bankası’nın raporu, iklim değişikliğinin ülkeler üzerindeki etkilerini ve bu etkilerle başa çıkmak için gerekli politikaları ele alıyor.
Dünya Bankası’nın yayımladığı “Su Güvenliği ve İklim Değişikliği” raporu, iklim değişikliğinin en ağır sonuçlarının su üzerinden hissedileceğini ortaya koyuyor. Rapor, 2022–2024 yılları arasında 52 ülke tarafından yayımlanan raporları analiz ediyor. Bulgulara göre iklim değişikliğinin yarattığı kuraklık, sel, deniz seviyesi yükselmesi ve su kıtlığı gibi etkiler doğrudan ekonomik büyümeyi, sağlık koşullarını ve sosyal refahı tehdit ediyor.
Rapora göre tarım ve enerji üretimini sekteye uğratan su şokları, suyla bağlantılı hastalıkların iş gücü verimliliğini azaltması ve sel gibi doğal afetlerin altyapıya verdiği ağır zararlar, iklim değişikliğinin en yıkıcı sonuçları arasında yer alıyor. Bu etkilerin yükünü ise en çok yoksul ve kırılgan kesimler taşıyor.
Su, yalnızca iklim değişikliğine uyum için değil, sera gazı emisyonlarının azaltımı için de kilit rol oynuyor. Küresel emisyonların yaklaşık yüzde 10’u suyla ilişkili faaliyetlerden kaynaklanıyor. Atık suyun daha verimli işlenmesi, akıllı sulama sistemleri ve yenilenebilir enerjiyle çalışan pompalar bu alanda öne çıkan çözümler arasında yer alıyor.
Rapor, su alanında yıllık yatırım ihtiyacının birçok ülkede gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 3’üne yaklaştığını, ancak mevcut harcamaların çok altında kaldığını ortaya koyuyor. Gelişmekte olan ülkelerde suya yapılan harcamanın yüzde 91’i kamu bütçesinden karşılanıyor. Özel sektörün payı ise yalnızca yüzde 1,7 seviyesinde kalıyor. Dünya Bankası, özel sermayeyi sürece dahil edecek şeffaf politikaların ve finansal mekanizmaların acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Su kıtlığı Türkiye’nin ekonomik büyümesini zorlayabilir
Raporda Türkiye’nin iklim değişikliğine bağlı su risklerine de dikkat çekiliyor. Rapor, Türkiye’de su arzındaki değişimlerin doğrudan ekonomik büyüme, tarım, enerji ve istihdam üzerinde belirleyici olacağını ortaya koyuyor.
Dünya Bankası, su kaynaklarında yaşanabilecek yüzde 10’luk bir azalmanın, Türkiye ekonomisinde yüzde 6’ya varan GSYH kaybına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Rapora göre bu oran, suyun yalnızca tarımsal üretim değil, sanayi ve enerji sektörlerinde de ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Özellikle kuraklık ve düzensiz yağış rejimlerinin, Türkiye’nin büyüme potansiyelini ciddi şekilde sınırlayabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Rapor, suyun Türkiye’nin enerji dönüşümünde de kilit rol oynadığına dikkat çekiyor. Türkiye, hidroelektrik ve yenilenebilir enerji yatırımlarını artırırken, yeşil hidrojen üretimi konusunda da hedefler belirledi. Ancak bu tür yeni teknolojilerin gelişebilmesi için güvenilir ve sürdürülebilir su kaynaklarına erişim büyük önem taşıyor. Dünya Bankası, enerji güvenliği ve düşük karbonlu büyüme stratejisinin doğrudan su yönetimine bağlı olduğunu vurguluyor.
Türkiye’nin geniş tarımsal üretim kapasitesi, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı kırılgan durumda. Raporda, iklim senaryolarına bağlı olarak Türkiye’nin sulama ihtiyacının artacağı, ancak su arzındaki kısıtların tarımsal verimliliği düşürebileceği belirtiliyor. Bu durumun, gıda fiyatlarının dalgalanmasına ve kırsal bölgelerde gelir kayıplarına yol açabileceğine dikkat çekiliyor.
Rapor, Türkiye’nin “dijital su yönetimi” alanında gelişme kaydettiğini de vurguluyor. Akıllı sulama sistemleri, su tasarrufu sağlayan teknolojiler ve dijital altyapı çözümlerinin yaygınlaştırılması hem tarımsal verimliliği artırabiliyor hem de su kaynaklarının daha etkin kullanılmasına imkân tanıyabiliyor. Dünya Bankası, bu alandaki yatırımların artırılması gerektiğini belirtiyor.
Dünya Bankası’na göre, su güvenliği için yapılması gereken yatırımlar, gerekli ihtiyacı karşılamaktan uzak kalıyor. Raporda, özel sektörün sürece dahil edilmesi, su tarifelerinde şeffaf ve sürdürülebilir bir yapıya geçilmesi ve kamu-özel iş birliği modellerinin geliştirilmesi öneriliyor.
Su güvenliği için talep yönetimi öne çıkıyor
Rapor, su kıtlığıyla mücadelede sadece yeni kaynak yaratmanın değil, mevcut tüketimin doğru yönetilmesinin daha verimli olduğunu belirtiyor. Bunun için suyun gerçek değerini yansıtan fiyatlandırmalar, tüketici farkındalığı ve israfı önleyici düzenlemeler kritik görülüyor.
Su güvenliğinin olmadığı durumlarda; yetersiz içme suyu ve sanitasyon, salgın hastalık riskini artırırken, verimli sulama ve altyapı yatırımları istihdamı genişletiyor.
Rapor, su güvenliği için çeşitli öneriler sunuyor. Bu kapsamda;
- Entegre su, tarım ve enerji politikalarının oluşturulması,
- Doğa temelli çözümler ve dijital teknolojilerin yaygınlaştırılması,
- Su yönetiminde küresel iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesi,
- Yatırımların etkilerinin düzenli izlenmesi ve şeffaf veri paylaşımı önem taşıyor.
Dünya Bankası, 2030’a kadar Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşılabilmesi için su güvenliğinin temel önceliklerden biri olması gerektiğini vurguluyor. Mevcut tehditlerle başa çıkmak ve geleceğe hazırlanmak için yatırımların artırılması, politik reformların yapılması ve özel sektörün devreye girmesi hayati önem taşıyor.