İktisatçılar ve çevre bilimciler dünyayı neden farklı görüyor?

İktisatçılar ve çevre bilimciler dünyayı neden farklı görüyor?

Yeni bir araştırma, çevre krizine dair görüş ayrılıklarının çözüm yöntemlerinden önce, sorunun nasıl tanımlandığı aşamasında başladığını ortaya koyuyor.

Manuel Suter
The Conversation

Birinin kronik ağrısı olduğunu hayal edin. Bir doktor, ağrıyan yere odaklanır ve tek bir belirtiyi düzeltmeye çalışır. Diğeri ise daha kapsamlı bir beyin-beden yaklaşımı benimseyerek sinir sistemini alarm halinde tutan unsurların ne olduğunu anlamaya çalışır; belki stres, belirtilerden duyulan korku ya da öğrenilmiş tetikleyiciler. Probleme farklı açılardan baktıkları için, tamamen farklı tedavilere başvururlar.

Çevre tartışmalarında da benzer bir durum yaşanır. Uzmanlar bazen hangi çözümlerin en iyisi olduğu konusunda tartışır ve çoğu zaman öncelikler ile ödünleşimler hakkında anlaşamazlar. Ancak meslektaşlarım ve ben yakın zamanda yayınladığımız bir çalışmada, bu ayrışmanın daha da erken başladığını öne sürüyoruz: İktisatçılar ile çevre bilimciler, hangi çevresel sorunların en önemli olduğu konusunda farklı algılara sahiptir.

Önde gelen iktisat ve çevre bilimi dergilerinde yayın yapan 2365 araştırmacıyla yürüttüğümüz küresel bir ankette, onlardan günümüzde en önemli gördükleri en fazla dokuz çevre sorununu listelemelerini istedik.

Yanıtlar, aynı gezegene iki farklı mercekten bakan iki alanı ortaya koymaktadır. Araştırmacıların fark ettiği çevresel sorunlar, önerdikleri çözümlerle yakından ilişkilidir. Eğer ağırlıklı olarak iklim değişikliğini öne çıkarıyorlarsa geleneksel, piyasa temelli çözümlerde (örneğin karbon vergisi getirilmesi gibi) daha fazla potansiyel görme eğilimindedirler. Buna karşılık, biyolojik çeşitlilik kaybı ya da kirlilik gibi başka çevresel sorunları da gündeme getiriyorlarsa, daha geniş kapsamlı ve daha sistemik çözümlerde potansiyel görme olasılıkları artmaktadır.

İklim değişikliği, tüm örneklem genelinde açık ara en sık dile getirilen sorun kategorisi olmuştur. Katılımcıların yaklaşık yüzde 70’i bunu listelemiştir. Yüzde 51’le ikinci en yaygın kategoriyse, özünde doğa kaybını ifade eden biyosfer bütünlüğüdür. Gezegenimizin istikrarı açısından kritik öneme sahip bazı çevresel baskılarsa çok daha az araştırmacı tarafından dile getirilmiştir. Sentetik kimyasalları ve plastikleri kapsayan “yeni varlıklar” yaklaşık yüzde 43 oranında belirtilmiştir. Gübre kullanımını da içeren biyokimyasal akışlar yaklaşık yüzde 9’da kalmıştır. Okyanus asitlenmesi ise yaklaşık yüzde 8 oranında anılmıştır.

İktisatçılar ve çevre bilimciler farklı sorun haritalarına sahiptir. Alanları karşılaştırdığımızda, çevre araştırmacılarının iktisatçılara kıyasla daha fazla sayıda ve daha geniş kapsamlı sorun kategorileri listelediğini gördük. Her iki grup da iklim değişikliğini ve sera gazı emisyonları ya da hava kirliliği gibi onunla yakından ilişkili sorunları dile getirme konusunda benzer olasılığa sahiptir. Farklılıklar ise biyolojik çeşitlilik, arazi sistemi değişimi, yeni varlıklar ve kirlilik gibi karbonla daha doğrudan bağlantılı olmayan konularda ortaya çıkmaktadır.

Bu farklılıkların olası nedenlerinden biri, farklı disiplinlerin farklı şeyleri fark edecek şekilde eğitilmiş olmasıdır. Fotoğrafçılar gibi, kendi alanımızın kadrajına aldığı unsurlara odaklanma eğilimindeyiz. Ekonomistler çoğunlukla karbon emisyonları etrafındaki fiyatları, teşvikleri ve politikaları inceler; bu nedenle iklim değişikliği onlar için doğal bir çekim merkezi haline gelir.

Farklı çözüm tercihleri

Katılımcılardan ayrıca çevresel sorunları azaltmaya yönelik yedi yaklaşımın potansiyelini değerlendirmelerini istedik. Tüm yaklaşımlar en az orta düzeyde potansiyele sahip olarak değerlendirildi. Genel olarak teknolojik ilerlemeler en yüksek, şiddet içermeyen sivil itaatsizlikse en düşük puanı aldı.

İktisatçılar, piyasa temelli çözümleri ve teknolojik gelişmeleri çevre araştırmacılarına kıyasla daha yüksek değerlendirdi. Çevre araştırmacıları ise küresel ekonomide küçülmeyi (degrowth) ve şiddet içermeyen sivil itaatsizliği iktisatçılara göre daha yüksek puanladı.

Daha sonra, daha geniş bir çevresel sorun yelpazesi sayan araştırmacıların, siyasi yönelimleri ve araştırma alanları gibi etkenleri hesaba kattıktan sonra bile, farklı türde çözümleri tercih edip etmediğine baktık. Ortaya bir örüntü çıktı: Daha fazla kategori saymak, çevresel düzenleme, küçülme ve şiddet içermeyen sivil itaatsizlik gibi daha sistemik yaklaşımların potansiyelini daha yüksek görmeyle ilişkiliydi. Daha fazla sorun dile getirmek, aynı zamanda teknolojik ilerlemelerin potansiyelini daha düşük algılamakla da bağlantılıydı.

İktisatçılar ve çevre bilimciler sıklıkla hükümetlere danışmanlık yapar, uzman panellerinde yer alır ve neyin “çözüm” sayılacağını şekillendirir. Etkili iki uzman grubun, sorunun ne olduğuna dair farklı kısa listelerle yola çıkması, sonunda farklı çözümleri savunmalarının şaşırtıcı olmamasını açıklar.

Bu durum, bazı tartışmaların neden tıkandığını da açıklamaya yardımcı olur. Eğer yalnızca iklim değişikliğini ilgili sorun olarak görüyorsanız, temiz teknolojilere ve piyasa teşviklerine güvenmek daha kolaydır. Ancak biyolojik çeşitlilik kaybını, kimyasal kirliliği ve arazi sistemi değişimini de sorun olarak görüyorsanız, mesele artık yalnızca bir mühendislik problemi gibi görünmez. Üretme, tüketme ve ekonomiyi örgütleme biçimimizde değişiklikler gerektiren, birbirine bağlı pek çok baskıdan oluşan bir tablo ortaya çıkar.

Bu konu, “yeşil büyüme” üzerine yaptığımız ilgili çalışmada da gündeme gelmektedir. Yeşil büyüme, ülkelerin çevresel zararı azaltırken aynı zamanda GSYH’yi artırmaya devam edebileceği fikrine dayanır. Anket verilerimizi kullanarak, farklı disiplinlerden araştırmacıların, toplumların emisyonları ve kaynak kullanımını yeterince hızlı azaltırken büyümeyi sürdürebileceği konusunda pek ikna olmadığını tespit ettik.

İktisatçılar, yer bilimleri, tarım ve biyoloji bilimcilerine kıyasla genel olarak daha iyimserdi. Bu farklar, teknolojiye ve piyasalara duyulan güvenle örtüşüyordu.

Harita üzerinde uzlaşmadan rota üzerinde anlaşamazsınız. Karbonun ötesine geçen, çevresel krize dair daha ortak bir tablo, sorunları sihirli bir şekilde çözmeyebilir. Ancak daha verimli araştırmalara, ödünleşimler üzerine daha yapıcı tartışmalara ve değerlendirilen çözüm seçeneklerinin kapsamının genişlemesine katkı sağlayabilir.

Paylaş