Küresel cinsiyet eşitliğinde ilerleme yetersiz kalıyor

Küresel cinsiyet eşitliğinde ilerleme yetersiz kalıyor

Kadınların ekonomik hayata ve karar alma mekanizmalarına katılımı, küresel büyüme ve inovasyon için de kritik rol oynuyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, dünya genelinde kadınların eşit haklar, ekonomik fırsatlar ve toplumsal temsilde adalet için yürüttüğü mücadelenin sembolü olmaya devam ediyor. Kadınların eğitimden çalışma hayatına, siyasetten yasal haklara kadar pek çok alanda elde ettiği kazanımlar son yıllarda önemli ölçüde artmış olsa da uluslararası raporlar küresel ölçekte cinsiyet eşitliğine ulaşmanın hâlâ uzun bir yol gerektirdiğini ortaya koyuyor.

Dünya Ekonomik Forumu, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Çalışma Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar tarafından yayımlanan raporlar, kadınların eğitim ve sağlık gibi bazı alanlarda önemli ilerlemeler kaydettiğini gösterirken ekonomik fırsatlar, ücret eşitliği, siyasi temsil ve hukuki haklar gibi kritik alanlarda eşitsizliklerin devam ettiğine işaret ediyor.

Uzmanlar, cinsiyet eşitliğinin tam anlamıyla sağlanamamasının küresel ekonomide verimlilik kaybına yol açabileceğini, inovasyon kapasitesini sınırlayabileceğini ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmayı zorlaştırabileceğini vurguluyor.

Kadınların ekonomik ve siyasi temsili küresel ölçekte sınırlı kalıyor

Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan Küresel Cinsiyet Uçurumu 2025 Raporu, dünya genelinde kadın-erkek eşitliğinin henüz sağlanmaktan uzak olduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre küresel cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca yüzde 68,8’i kapatılmış durumda ve mevcut ilerleme hızının devam etmesi halinde tam eşitliğe ulaşmak yaklaşık 123 yıl sürecek. Bununla birlikte rapor, hiçbir ülkenin henüz tam cinsiyet eşitliğine ulaşamadığına da dikkat çekiyor.

Endeks; ekonomik katılım, eğitim, sağlık ve siyasi temsil olmak üzere dört ana alanda eşitliği ölçüyor. Bu alanlar içinde en büyük eşitsizlik siyasi temsil ve ekonomik katılım alanlarında görülüyor.

Rapora göre, küresel ölçekte sağlık alanındaki eşitsizliğin yüzde 96’sı, eğitim alanındaki eşitsizliğin yüzde 95’i, ekonomik katılım ve fırsatlar alanındaki eşitsizliğin yüzde 61’i,siyasi güç paylaşımındaki eşitsizliğin ise yalnızca yüzde 22,9’u giderilebilmiş durumda.

Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre kadınların küresel iş gücüne katılım oranı yüzde 41,2 seviyesinde bulunuyor. Ancak kadınlar halen daha düşük ücretli ve bakım odaklı sektörlerde çalışıyor. Sağlık ve bakım sektöründe çalışanların yüzde 58,5’i, eğitim sektöründe çalışanların ise yüzde 52,9’u kadınlardan oluşuyor.

Öte yandan kadınların üst düzey yönetim pozisyonlarındaki temsili sınırlı kalmaya devam ediyor. Üniversite mezunu kadınların oranı birçok ülkede erkeklerden daha yüksek olsa da üst yönetim kademelerinde yer alanların yalnızca yüzde 29,5’i kadınlardan oluşuyor.

Kadınlar aynı değerde işe rağmen daha düşük ücret alıyor

Kadınların ekonomik hayattaki en önemli sorunlarından biri ücret eşitsizliği olmaya devam ediyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (International Labour Organization, ILO) hazırladığı “Eşit Ücret: Giriş Rehberi” raporu, kadın ve erkek arasında ücret eşitliğinin sağlanmasının cinsiyet eşitliğinin temel unsurlarından biri olduğunu vurguluyor.

ILO’ya göre aynı değerde işe rağmen kadınlar çoğu ülkede erkeklerden daha düşük ücret alıyor. Ücret eşitsizliği ise çoğu zaman açık bir ayrımcılıktan ziyade, mesleklerin cinsiyetlere göre ayrışması ve iş değerinin yanlış ölçülmesi gibi yapısal faktörlerden kaynaklanıyor.

Bu nedenle yalnızca ücret politikalarının değil, iş değerlendirme sistemlerinin ve çalışma hayatındaki kurumsal yapıların da eşitlik perspektifiyle yeniden düzenlenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Kadınların siyasi temsilindeki eşitsizlik sürüyor  

Kadınların siyasi karar alma mekanizmalarındaki temsili de küresel ölçekte sınırlı kalmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından yayımlanan “Strategic Plan 2026-2029” belgesine göre dünya genelinde parlamentolardaki koltukların yalnızca yüzde 27,2’si kadınlara aitken, 102 ülkede hiç kadın devlet veya hükümet başkanı olmadığı belirtiliyor. Kadınların küresel gelirden aldığı pay ise yüzde 35’in altında kalmaya devam ediyor.

Raporda ayrıca kadınların ücretsiz bakım ve ev içi işlere erkeklere kıyasla 2,5 kat daha fazla zaman ayırdığı belirtiliyor. Bu durum, kadınların iş gücüne katılımını ve kariyer gelişimini sınırlayan temel faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.

Kadınların hukuki haklarını kullanma konusunda da ciddi engellerle karşılaştığı belirtiliyor. BM verilerine göre kadınlar dünyadaki ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde erkeklere kıyasla daha fazla adalete erişim engeli ile karşılaşıyor. Küresel ölçekte kadınların sahip olduğu hukuki haklar, erkeklerin haklarının yalnızca yüzde64’üne karşılık geliyor.

Raporda ayrıca birçok ülkede cinsel suçlara ilişkin yasaların yetersiz olduğu, çocuk yaşta evliliğin bazı durumlarda hâlâ yasal olduğu, vatandaşlık ve miras gibi alanlarda ayrımcı düzenlemelerin sürdüğü belirtiliyor.

Küresel krizler kadınları daha fazla etkiliyor

Uluslararası kuruluşlar, iklim krizi, çatışmalar ve ekonomik belirsizliklerin kadınları daha ağır biçimde etkilediğini de ortaya koyuyor. UN Women’ın analizi, en kötü iklim senaryosunda 2050 yılına kadar 158 milyondan fazla kadının ve kız çocuğunun aşırı yoksulluğa sürüklenebileceğini belirtiyor.

Ayrıca dünya genelinde 676 milyon kadın ve kız çocuğu, son yıllarda ölümcül çatışmaların yaşandığı bölgelerin 50 kilometre yakınında yaşamaya devam ediyor.

Cinsiyet eşitliği ekonomik büyümede kritik rol oynuyor

Uzmanlar, cinsiyet eşitliğinin yalnızca sosyal bir hedef olmadığını, aynı zamanda ekonomik büyüme için de kritik olduğunu vurguluyor.

Dünya Ekonomik Forumu’na göre kadınların iş gücüne, liderliğe ve girişimciliğe daha güçlü katılımı inovasyonu artırıyor, verimliliği yükseltiyor ve ekonomik dayanıklılığı güçlendiriyor.

Bu nedenle birçok ülke kadınların iş gücüne katılımını artıran politikalar, bakım ekonomisine yatırım, ücret eşitliği ve liderlik programları gibi alanlarda yeni politikalar geliştirmeye çalışıyor.

Uluslararası kuruluşlar, kadınların potansiyelinin tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için yalnızca yasal düzenlemelerin değil, aynı zamanda toplumsal normların, ekonomik yapıların ve kurumların da dönüşmesi gerektiğini vurguluyor.

Çünkü uzmanlara göre kadınların eşit şekilde yer aldığı toplumlar yalnızca daha adil değil, aynı zamanda daha güçlü, yenilikçi ve sürdürülebilir ekonomilere sahip oluyor.

Türkiye’de kadınların eğitim seviyesi yükseliyor ancak istihdam farkı sürüyor

Türkiye’de ise kadınların demografik yapısı, eğitim düzeyi, çalışma hayatındaki konumu ve sosyal yaşam koşulları birçok alanda dönüşüm geçirirken, bazı alanlarda süregelen eşitsizlikler de dikkat çekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı “İstatistiklerle Kadın 2025” bülteni, kadınların nüfustaki payından yaşam süresine, eğitimden istihdama kadar çok sayıda göstergenin yıllar içindeki değişimini ortaya koyuyor.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 31 Aralık 2025 itibarıyla Türkiye’de kadın nüfusu 43 milyon 32 bin 734 kişi, erkek nüfusu ise 43 milyon 59 bin 434 kişi oldu.

Eğitim alanında ise son yıllarda önemli bir ilerlemeler yaşanıyor. Ulusal Eğitim İstatistikleri’ne göre 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi yıllar içinde düzenli biçimde arttı. Türkiye genelinde 2011 yılında 7,3 yıl olan ortalama eğitim süresi 2024 yılında 9,5 yıla yükseldi. Aynı dönemde kadınların ortalama eğitim süresi 6,4 yıldan 8,8 yıla çıktı.

Eğitim düzeyindeki artış en az bir eğitim seviyesini tamamlayan nüfus oranında da kendini gösteriyor. 2008 yılında 25 yaş ve üzeri nüfus içinde en az bir eğitim düzeyini tamamlayanların oranı yüzde 75,1 iken bu oran 2024 yılında yüzde 92,6’ya yükseldi. Kadınlarda aynı dönemde yüzde 67,5 olan oran yüzde 88,3’e çıkarken erkeklerde yüzde 82,8’den yüzde 97’ye yükseldi. Yükseköğretim mezunu oranında da önemli bir artış yaşandı. 2008 yılında 25 yaş ve üzeri nüfus içinde yükseköğretim mezunlarının oranı yüzde 9,1 iken 2024 yılında bu oran yüzde 25,2’ye ulaştı. Kadınlarda yükseköğretim mezunu oranı yüzde 7,1’den yüzde 23,6’ya yükselirken erkeklerde yüzde 11,2’den yüzde 26,8’e çıktı.

Eğitim seviyesindeki yükselişe rağmen kadınların iş gücü piyasasındaki konumu erkeklere kıyasla daha sınırlı kaldı. Hane halkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında 15 yaş ve üzeri nüfusun iş gücüne katılma oranı yüzde 54,2 oldu. Bu oran kadınlarda yüzde 36,8, erkeklerde ise yüzde 72 olarak hesaplandı. Eğitim seviyesi yükseldikçe kadınların iş gücüne katılımının belirgin biçimde arttığı görüldü. Okuryazar olmayan kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 14,6 seviyesinde kalırken, lise mezunu kadınlarda bu oran yüzde 38,5’e, yükseköğretim mezunu kadınlarda ise yüzde 68,7’ye ulaştı.

Diğer yandan, 2024 yılında Türkiye’de istihdam oranı yüzde 49,5 olarak hesaplanırken bu oran kadınlarda yüzde 32,5, erkeklerde ise yüzde 66,9 oldu. Kadın istihdam oranı erkeklerin yarısından daha düşük seviyede kalmaya devam etti. Bölgesel farklılıklar da dikkat çekti. Kadın istihdam oranının en yüksek olduğu bölge yüzde 39,3 ile Antalya, Isparta ve Burdur’u kapsayan TR61 bölgesi olurken, en düşük oran yüzde 20,9 ile Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’yi kapsayan TRB2 bölgesinde görüldü.

Kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsili ise yıllar içinde artış gösterse de hâlâ sınırlı düzeyde kalmaya devam ediyor. Dışişleri Bakanlığı verilerine göre kadın büyükelçi oranı 2011 yılında yüzde 11,9 iken 2025 yılında yüzde 28,4’e yükseldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ise kadın milletvekili oranı 2007 yılında yüzde 9,1 iken 2025 yılı itibarıyla yüzde 19,9’a çıktı.

Akademide de benzer bir artış görüldü. Yükseköğretim kurumlarında görev yapan profesörler içinde kadınların oranı 2010-2011 öğretim yılında yüzde 27,6 iken 2024-2025 döneminde yüzde 34,9’a yükseldi. Doçent kadrolarında ise kadın oranı aynı dönemde yüzde 32,2’den yüzde 43,3’e çıktı.

Özel sektör ve yönetim kademelerinde kadınların temsili ise daha sınırlı kalıyor. 2024 yılında üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı yüzde 21,5 olarak hesaplandı. Borsa İstanbul’da işlem gören en büyük 50 şirketin yönetim kurullarında kadın üye oranı ise 2016 yılında yüzde 12,2 iken 2025 yılında yüzde 18,3’e yükseldi.

Bilim ve teknoloji alanında da kadınların varlığı giderek artıyor. Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında tam zaman eşdeğeri hesaplamaya göre kadın Ar-Ge personeli sayısı 106 bin 74 kişi oldu ve toplam Ar-Ge personelinin yüzde 34,2’sini oluşturdu. Kadın Ar-Ge personeli oranı yükseköğretim kurumlarında yüzde 47,9 ile en yüksek seviyeye ulaştı.

Toplumsal yaşam verileri ise kadınların karşı karşıya olduğu farklı sosyal risk gruplarını inceliyor. . Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunanların oranı 2025 yılında toplam nüfusta yüzde 27,9 olarak hesaplanırken bu oran kadınlarda yüzde 30,1, erkeklerde ise yüzde 25,6 oldu.

TÜİK verileri Türkiye’de kadınların eğitim ve toplumsal görünürlük açısından önemli ilerlemeler kaydettiğini ortaya koyarken, iş gücü piyasası, yönetim kademeleri ve ekonomik katılım gibi alanlarda cinsiyetler arası farkın hâlâ belirgin olduğunu gösteriyor. Eğitim seviyesinin yükselmesi kadınların ekonomik hayata katılımını güçlendiren en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkarken, bakım sorumlulukları, bölgesel eşitsizlikler ve toplumsal yapılar kadınların istihdam olanaklarını sınırlayan başlıca unsurlar arasında yer almaya devam ediyor.

Paylaş