Sürdürülebilir Uzun Ömürlülük İçin Uzun Vadeli Düşünmek

Sürdürülebilir Uzun Ömürlülük İçin Uzun Vadeli Düşünmek

2040’a kadar 65 yaş ve üzerindeki nüfus yüzde 53 artarak 1,3 milyara ulaşacak. Buna karşılık geleneksel çalışma çağındaki nüfus yalnızca yüzde 13 büyüyecek. İşyerlerinde yaşa dayalı ayrımcılığın 2040’a kadar küresel ekonomiye maliyeti 500 milyar doları bulacak. Bakım sorumlulukları nedeniyle çalışma hayatına beş yıl ara verilmesi ise bakım verenlerin emeklilik birikimlerini yüzde 29 azaltıyor. Evlerde yapılacak düzenlemeler, fiziksel aktivite veya işitme cihazları gibi basit müdahaleler, sağlık hizmetlerinde ve verimlilik artışında trilyonlarca dolarlık kazanım sağlayabilir.

Küresel ekonomide bir yıl içinde piyasalarındaki baskılar, ticaret ve gümrük tarifeleri konusundaki anlaşmazlıklar ve teknolojinin yönlendirdiği büyüme, iş dünyasının içinde bulunduğu ortamın ne kadar hızlı değişebildiğini hatırlatıyor.

Jeopolitik belirsizlikler ve piyasalardaki oynaklık, anında karşılık verilmesini gerektiriyor. Dijital çağda ve artık giderek yapay zekâ çağında, uzun vadeli planlamayı sürdürmek daha da zorlaşabiliyor. Oysa uzun vadeli planlama hiç bu kadar önemli olmamıştı.

Aslında, insan ömrünün uzaması toplumun karşı karşıya olduğu en önemli küresel sorunlardan biri. Demografik dönüşümün yaşandığı bir dönemde sürdürülebilir sistemler oluşturmak için bugün alacağımız kararlar, önümüzdeki onlarca yılda ekonomi üzerinde büyük sonuçlar doğuracak. Bu kararların dünya genelinde insanların sağlığı ve refahı üzerindeki etkisi, herhangi bir kısa vadeli politika değişikliğinden ya da üç aylık iş planından çok daha büyük olacak.

Bu fırsat, göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Toplumların genelinde esenliği artırırken kamu ve özel sektör harcamalarını azaltmak için trilyonlarca dolarlık bir fırsat söz konusu.

Marsh ve Dünya Ekonomik Forumunun uzun ömürlülük konulu rapor dizisinin son çalışması bu meseleyi derinlemesine inceliyor. “Uzun Ömürlülüğün Getirisi: Sağlık ile Refahı Birbirine Bağlamanın Ekonomik Gerekçesi” başlıklı rapor, dünya genelinde uzun ömürlülüğün iyileştirilmesinin sunduğu ekonomik fırsatları ortaya koyuyor ve bu konudaki tartışmaları somut eylemlere dönüştürmek için bir yol haritası sunuyor.

Asya’dan Amerika kıtasına, Afrika’dan Avrupa’ya kadar üst düzey yöneticiler arasında açık bir fikir birliği var: Yaşlanan nüfus, finans kuruluşlarının ve genel olarak ekonominin karşı karşıya olduğu en önemli varoluşsal risklerden biri.

Uzun Ömürlülüğün Ekonomik Gerekçesi

Asya’dan Amerika kıtasına, Afrika’dan Avrupa’ya kadar üst düzey yöneticiler arasında açık bir fikir birliği var: Yaşlanan nüfus, finans kuruluşlarının ve genel olarak ekonominin karşı karşıya olduğu en önemli varoluşsal risklerden biri. Buna rağmen birçok karar verici için harekete geçme zorunluluğu, kısa vadeli baskıların gölgesinde kalıyor.

Bu kaygılar yalnızca iş dünyasına özgü değil. Uzun ömürlülük ekonomisinin genelinde, her türden kuruluşun yöneticileri aynı şeyi söylüyor: Dünya yaşlanan nüfusa uyum sağlayamazsa toplumlarımızın temelini oluşturan kurumlar giderek daha fazla baskı altında kalacak. Bu da bakım sorumluluğunu üstlenen bireylerin üzerindeki yükü artırırken sağlık hizmetleri ve emeklilik birikimlerindeki açıkların kapatılmasına yardımcı olması için özel sektöre daha fazla sorumluluk yükleyecek.

Daha da önemlisi, Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) Young Shapers ağı aracılığıyla, uzayan insan ömrünün genç kuşakları nasıl etkilediğini de daha iyi anlamaya başlıyoruz.

Bunlar, geride bırakacağımız sistemleri ve yaptığımız tercihlerin sonuçlarını devralacak kuşaklar.

Rakamlarla Uzun Ömürlülük

2040’a kadar 65 yaş ve üzerindeki nüfus yüzde 53 artarak 1,3 milyara ulaşacak. Aynı dönemde geleneksel çalışma çağındaki (25-64 yaş) nüfus ise yalnızca yüzde 13 büyüyecek. Yaşlı nüfusun oranı, geleneksel olarak genç nüfusa sahip Suudi Arabistan, Vietnam ve Kolombiya gibi ülkelerde de en hızlı biçimde artıyor. Mevcut demografik eğilimler göz önüne alındığında, bu ülkelerin de giderek uzayan yaşam süreleriyle hızla düşen doğum oranlarının bir arada görüldüğü Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin izlediği yolu takip etmesi muhtemel.

Bu baskılar belki de en yoğun biçimde bakım hizmetleri, çalışma hayatı ve konut alanlarında hissediliyor. Örneğin veriler, çalışma hayatına verilen beş yıllık bir aranın bakım sorumluluğu üstlenen kişilerin emeklilik birikimleri üzerinde ciddi sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor. Bu kişilerin emeklilik birikimleri, bakım sorumluluğu bulunmayanlara göre yüzde 29 daha düşük oluyor. Öte yandan, işyerlerinde yaşa dayalı ayrımcılığın 2040’a kadar küresel ekonomiye maliyeti 500 milyar doları bulacak. Uygun fiyatlı konutlara erişimde yaşanan güçlükler ise genç kuşakların tasarruf yapma ve geleceğini planlama olanaklarını sınırlandırıyor.

Sürdürülebilir Uzun Ömürlülük, Yüksek Teknolojiye Veya Yüksek Maliyetli Çözümlere İhtiyaç Duymuyor

Uzun ömürlülüğün beraberinde getirdiği zorluklar ne kadar gerçekse sunduğu fırsatlar da o kadar gerçek. Üstelik bu sorunların çözümleri mutlaka karmaşık ya da maliyetli olmak zorunda değil. Asıl ihtiyaç duyulan, düşünce biçiminde bir değişim. Uzun ömürlülüğü bir yük olarak değil, bir kaynak olarak yeniden değerlendirmek, sağlık ile ekonomik refahın kesişimine bakmakla başlıyor. Tedavi yerine önlemeye öncelik verildiğinde ve doğrudan müdahalelerin ekonomik ve sağlık üzerindeki etkileri, ikincil ve üçüncül faydaları da kapsayacak biçimde ölçüldüğünde, uzun vadeli planlamanın gerekliliği çok daha ikna edici hale geliyor.

Yalnızca üç önleyici müdahale örneği bile yaşlı bireyler ve aksi hâlde onlara bakım sağlayacak kişiler açısından trilyonlarca dolarlık tasarruf ve verimlilik artışı sağlayabilir:

Evlerde yapılacak düzenlemeler (takılma ve düşme tehlikesi yaratan engellerin kaldırılması ve tutunma barlarının yerleştirilmesi gibi) basit ama son derece maliyet etkin önlemlerdir. Yaşlılarda yüksek tedavi ve bakım maliyetlerinin başlıca nedenlerinden biri olan ev içi düşmelerin önlenmesiyle sağlık sistemleri ve bakım verenler üzerindeki baskı azaltılabilir. Bakım verenler üzerindeki etkiler de hesaba katıldığında, dünya genelindeki sağlık sistemlerinde 5,4 trilyon dolarlık tasarruf sağlanabilir. Tip 2 diyabet, yaşlanan nüfusla ilişkili bir hastalık olup, büyük ölçüde yaşam tarzı faktörlerinden kaynaklanıyor. Bu hastalığın tedavisinin dünya ekonomisine maliyetinin 10,2 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Ancak risk altındaki bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin artırılmasıyla 2040’a kadar 8,5 milyondan fazla diyabet vakası önlenebilir.

İşitme kaybı ile demans arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bilimsel kanıtlar giderek artıyor. Demans, hem bu hastalıkla yaşayanları hem de profesyonel ve aile içi bakım sağlayan kişileri etkileyen, bakım bağımlılığının başlıca nedenlerinden biri. İşitme cihazlarının temel kullanım amacı bu olmasa da daha yaygın kullanılmaları demans vakalarını azaltabilir ve sağlık harcamalarındaki tasarruflar ile verimlilik kazanımları sayesinde 350 milyar doların üzerinde ekonomik fayda sağlayabilir.

Bu örnekler yalnızca bir başlangıç. Toplumun her alanında maliyetleri azaltmak, dayanıklılığı güçlendirmek ve verimliliği artırmak için çok daha fazla fırsat bulunuyor.

Nüfus yaşlandıkça sürdürülebilir uzun ömürlülüğün sağlayacağı faydalar da artacak. Bu fırsatı değerlendirmek, ortak sorumluluğumuzu kabul etmemizi, bilinçli ve işbirliğine dayalı adımlar atmamızı gerektirecek.

Uzun Ömürlülük Ekonomisinin Vaatlerini Gerçekleştirmek

Marsh uzun zamandır, işbirliğine dayalı bir yaklaşım benimsendiğinde sürdürülebilir uzun ömürlülüğün çok büyük bir fırsata dönüşebileceğini savunuyor. Marsh’ın kurucu üyelerinden biri olduğu Dünya Ekonomik Forumunun Küresel Uzun Ömürlülük Girişimi gibi projeler bu nedenle son derece önemli.

Sürdürülebilir uzun ömürlülüğün sağlayacağı kazanımlar ulaşılabilir durumda. Ancak bunların gerçekleştirilmesi, çoğu zaman kısa vadeye odaklanan bir ekonomide işbirliğini, uzun vadeli planlamayı ve yatırımı gerektiriyor. Uzun ömürlülüğe yaklaşımımızı yeniden düşünmek hepimizin (bireylerin, hükümetlerin, kamu kurumlarının ve işletmelerin) sorumluluğunda. Bugün alınacak kararlar işbirliğine dayanmalı, farklı bir çerçeve tarafından yönlendirilmeli ve farklı teşviklerle desteklenmeli. Bu kararların toplumsal sistemlerin sürdürülebilirliği, ekonomik büyümenin seyri ve insanların sağlığı ve ekonomik refahının uzun vadeli dayanıklılığı üzerinde kalıcı sonuçları olacak.

On sekiz ay sonra faiz oranlarının hangi düzeyde olacağını, küresel borsa endekslerinin jeopolitik gelişmelere nasıl tepki vereceğini ya da enerji maliyetlerinin artıp azalacağını bilemeyebiliriz. Ancak bildiğimiz bir şey var: Nüfus yaşlandıkça sürdürülebilir uzun ömürlülüğün sağlayacağı faydalar da artacak. Bu fırsatı değerlendirmek, ortak sorumluluğumuzu kabul etmemizi ve uzun ömürlülüğün getirisini hayata geçirmek için daha bilinçli ve işbirliğine dayalı adımlar atmamızı gerektirecek.

 

Kaynak:

World Economic Forum

 

Paylaş