,

Sürdürülebilirlik artık şirketlerin finansal performansını doğrudan etkiliyor

Sürdürülebilirlik artık şirketlerin finansal performansını doğrudan etkiliyor

Şirketler artan enerji talebi, iklim riskleri ve ekonomik belirsizlikler karşısında sürdürülebilirliği değer yaratan bir yatırım aracına dönüştürüyor.

ERM Sustainability Institute tarafından yayımlanan “2026 Annual Trends Report”, küresel ekonomide artan jeopolitik gerilimler, enerji talebindeki yükseliş, dijital dönüşüm ve iklim risklerinin şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerini köklü biçimde yeniden şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre sürdürülebilirlik yalnızca bir kurumsal sorumluluk alanı olmaktan çıkıp, doğrudan finansal performans, rekabet gücü ve uzun vadeli büyümenin temel belirleyicilerinden biri haline geliyor.

Rapora göre sürdürülebilirlik anlayışı son yıllarda önemli bir evrim geçirerek, soyut hedefler ve uzun vadeli taahhütler yerine somut finansal sonuçlar üreten stratejik bir araca dönüşüyor. Küresel ticaret gerilimleri, yeni tarifeler ve maliyet baskıları, şirketler için sürdürülebilirlik yatırımlarının doğrudan finansal değer yaratmasını zorunlu hale getiriyor Rapora göre şirketlerin yüzde 95’i sürdürülebilirliği ticari fırsat olarak görürken, yüzde 99’u önümüzdeki üç yıl içinde sürdürülebilirlik uygulamalarının rekabet avantajı sağlayacağını öngörüyor.

Bu dönüşümün en önemli unsurlarından birini ise karbon azaltımı ve enerji verimliliği yatırımları oluşturuyor. Küresel bir ankete göre şirketlerin yüzde 82’si karbon azaltımı yatırımlarından doğrudan ekonomik fayda elde ettiğini bildiriyor. Bu yatırımlar yalnızca emisyonları azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda operasyonel maliyetleri düşürerek şirket kârlılığını artırıyor.

İklim krizi küresel ekonomi için büyük maliyet  oluştursa da yeni fırsat alanları da yaratıyor

Rapora göre iklim değişikliğinin ekonomik etkileri hızla büyüyor. 2024 yılında iklim kaynaklı fiziksel etkilerin küresel ekonomiye maliyetinin en az 1,4 trilyon dolara ulaştığı belirtiliyor. Mevcut emisyon eğilimleri devam ederse bu maliyetin 2050’ye kadar küresel ekonomide 23 trilyon dolarlık bir daralmaya yol açabileceği tahmin ediliyor.

Ancak bu riskler aynı zamanda yeni iş fırsatlarını da beraberinde getiriyor. İklim adaptasyonu ürün ve hizmetlerinden elde edilen küresel gelirlerin 2050’ye kadar 4 trilyon dolara ulaşabileceği öngörülüyor. Bu da şirketlerin yalnızca emisyon azaltımına değil, aynı zamanda iklim uyumuna da yatırım yapmasına neden oluyor.

Rapora göre şirketlerin yüzde 78’i artık iklim risklerini sistematik biçimde analiz ediyor ve bu risklere karşı önlem alıyor. İklim uyum yatırımlarının her 1 dolarlık yatırım için 10 doların üzerinde ekonomik fayda sağlayabileceği belirtiliyor.

Enerji stratejileri daha karmaşık hale geliyor

Enerji dönüşümü ise raporda öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Küresel enerji talebi hızla artarken, şirketler enerji güvenliği, maliyet ve sürdürülebilirlik arasında denge kurmak zorunda kalıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre küresel enerji talebi 2024’te yüzde 2,2 arttı ve enerji yatırımları 2025’te  3,3 trilyon dolar ile rekor seviyeye ulaştı. Bu yatırımın yaklaşık 2,2 trilyon doları düşük karbonlu enerji teknolojilerine yöneldi.

Bu gelişmeler doğrultusunda şirketler enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisi izliyor. Yenilenebilir enerji yatırımları hızla artarken, nükleer enerji, hidrojen ve gelişmiş jeotermal gibi yeni teknolojiler de enerji portföyünün önemli bir parçası haline geliyor.

Özellikle teknoloji şirketleri, veri merkezlerinin enerji ihtiyacını karşılamak için uzun vadeli yenilenebilir enerji anlaşmaları yapıyor. Bu yaklaşım maliyet istikrarı sağlarken sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasını kolaylaştırıyor.

Dijitalleşme ve yapay zekâ sürdürülebilirliğin yeni itici gücü haline geliyor

Rapora göre sürdürülebilirlik ile dijitalleşme arasındaki ilişki giderek güçleniyor. Özellikle veri merkezlerinin hızla yaygınlaşması enerji ve su kaynakları üzerinde baskı oluştururken, yapay zekâ bu süreçte hem bir risk hem de önemli bir fırsat olarak görülüyor.

Şirketler yapay zekâyı operasyonel verimliliği artırmak, enerji kullanımını optimize etmek ve sürdürülebilirlik raporlamasını geliştirmek için kullanıyor. Yapay zekâ sayesinde şirketler sürdürülebilirlik performansını daha doğru ölçebiliyor ve operasyonlarını daha verimli hale getirebiliyor.

Sürdürülebilirlik raporlaması ve veri yönetimi önem kazanıyor

Rapora göre sürdürülebilirlik raporlaması da hızla yaygınlaşıyor. 2024 yılı itibarıyla küresel piyasa değerinin yüzde 91’ini temsil eden yaklaşık 12.900 şirket sürdürülebilirlik verilerini açıklamaya başladı.

Bu gelişmenin arkasında yatırımcı baskısı ve yeni düzenlemeler yer alıyor. Yatırımcıların yüzde 80’i sürdürülebilirlik verilerini yatırım kararlarında kullanırken, sürdürülebilirlik raporlamasının şirket değerini yüzde 36’ya kadar artırabileceği belirtiliyor.

Ancak bu süreç aynı zamanda yeni riskler de yaratıyor. Yeşil aklama olarak bilinen yanıltıcı çevresel iddialar nedeniyle şirketlere yönelik dava sayısı hızla artıyor. Nitekim raporda 2025 itibarıyla dünya genelinde 2.700’den fazla çevresel iddia davası açılmış olduğuna dikkat çekiliyor.

Şirketler sürdürülebilirliği operasyonel verimlilik, maliyet azaltımı, yatırım çekme ve rekabet avantajı sağlama aracı olarak kullanmaya başlıyor. Rapor, bu dönüşümün, sürdürülebilirliğin gelecekte küresel ekonomi ve sanayi politikalarının en önemli belirleyicilerinden biri olacağına dikkat çekiyor.

Paylaş