,

Sürdürülebilirlik raporlaması küresel ölçekte yaygınlaşıyor

Sürdürülebilirlik raporlaması küresel ölçekte yaygınlaşıyor

OECD’nin raporu, sürdürülebilirliğin şirket raporlamalarında artık istisna değil, standart haline geldiğini ortaya koyuyor.

OECD tarafından yayımlanan “Küresel Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporu 2025” raporu, küresel ölçekte şirketlerin sürdürülebilirlik alanında önemli ilerlemeler kaydettiğini, ancak bu ilerlemenin uzun vadeli büyüme ve düşük karbonlu dönüşüm için henüz yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Rapora göre şirketler çevresel ve sosyal riskleri tanıma ve raporlama konusunda önemli mesafe kat ederken, yatırım kararları ve sermaye yönlendirmesi bu hızın gerisinde kalıyor. OECD, sürdürülebilirlik hedefleriyle piyasa uygulamaları arasındaki bu açığın kapatılmasının, önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olacağını belirtiyor.

Kapsam 3 emisyonları raporlamanın zayıf halkası olmaya devam ediyor

Rapora göre 2024 itibarıyla, küresel piyasalarda işlem gören ve piyasa değerinin yüzde 91’ini temsil eden yaklaşık 12 bin 900 şirket, sürdürülebilirliğe ilişkin veri beyan ediyor. Özellikle büyük ölçekli şirketlerin artan yatırımcı baskısı ve düzenleyici beklentiler nedeniyle sürdürülebilirlik raporlamasını standart uygulama haline getirdiği görülüyor. Sektörel dağılımda ise enerji şirketleri yüzde 94 ile en yüksek beyan oranına sahipken, gayrimenkul sektörü yüzde 78 ile en düşük seviyede kalıyor.

Şirketlerin yüzde 88’i Kapsam 1 ve Kapsam 2 sera gazı emisyonlarını beyan ederken, yüzde 76’sı Kapsam 3 emisyonlarının en az bir kategorisine ilişkin veri paylaşıyor. OECD, özellikle Kapsam 3 emisyonlarının küresel emisyonlar içindeki ağırlığına dikkat çekerek, bu alandaki beyan ve hedef koyma eksikliğinin önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor.

Raporlanan veri artıyor ama yatırımcı güveni aynı hızda büyümüyor

Rapor, sürdürülebilirlik verilerinin doğrulanmasına yönelik bağımsız güvence uygulamalarında da artış yaşandığını gösteriyor. 2024 itibarıyla, sürdürülebilirlik raporu yayımlayan şirketlerin yüzde 42’si verilerini üçüncü taraflarca doğrulatıyor. Ancak doğrulamaların büyük bölümü “sınırlı güvence” seviyesinde kalırken; finansal denetimlerde esas kabul edilen “makul güvence” oranı ise yüzde 17 seviyesinde kalıyor.

OECD, güvence seviyelerindeki bu dengesizliğin sürdürülebilirlik verilerinin karşılaştırılabilirliği ve yatırım kararlarında etkin kullanımı açısından önemli bir sorun oluşturduğuna işaret ediyor.

Yönetim kurulları, iklimi stratejik risk olarak görmeye devam ediyor

Raporun dikkat çekici bulgularından birini de şirketlerin yönetim kurullarının iklim konularına yaklaşımındaki değişim oluşturuyor. 2024 itibarıyla şirketlerin üçte ikisinden fazlasında, sürdürülebilirlik risklerini gözeten yönetim kurulu komiteleri bulunuyor. Ayrıca şirketlerin yüzde 70’inde yönetim kurulları doğrudan iklimle ilgili konuları denetliyor.

Değişken ücret sistemi uygulayan şirketlerin yüzde 67’si, üst yönetici ücretlerini sürdürülebilirlik göstergeleriyle ilişkilendiriyor. OECD’ye göre bu eğilim, iklim değişikliğinin giderek daha fazla finansal ve stratejik bir mesele olarak ele alındığını gösteriyor.

Yatırım tercihleri iklim hedefleriyle uyumlu ilerlemiyor

Raporda dünyanın en yüksek emisyon miktarına sahip 100 şirketi ile en fazla yeşil patente sahip 100 şirketi karşılaştıran analiz de dikkat çekiyor. Buna göre yatırımcıların her iki grupta da yaklaşık yüzde 35–37 oranında hisseye sahip olduğu görülüyor.

Kamu sektörü yüksek emisyonlu şirketlerde daha belirgin bir paya sahipken, yenilikçi şirketlerde bu oran daha düşük seviyede kalıyor. Bu da yatırımcıların portföy tercihlerinde yüksek emisyonlu şirketler ile temiz teknoloji geliştiren şirketler arasında henüz net bir ayrım yapmadığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla rapor finansal sistemin tamamının iklim hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Şirketler çevresel etkileri tanımlıyor ama ekonomik teşvikte zorlanıyor

Avrupa Birliği’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) kapsamında yapılan ilk “çifte önemlilik” analizleri de raporda kapsamlı biçimde ele alınıyor. Enerji şirketlerinin yüzde 98’i iklim değişikliğini hem çevresel etki hem de finansal risk olarak tanımlarken; biyoçeşitlilik, su ve tedarik zinciri kaynaklı sosyal etkiler yeterince finansal risk olarak görülmüyor.

OECD’ye göre bu durum, şirketlerin önemli çevresel ve sosyal etkilerini tanımlamalarına rağmen, bu alanlarda harekete geçmek için yeterli ekonomik teşviklere sahip olmadığını gösteriyor.

Paylaş