Tüketici davranışları iklim krizine karşı şirketleri harekete geçiriyor

Tüketici davranışları iklim krizine karşı şirketleri harekete geçiriyor

Yapılan yeni bir araştırmaya göre, etkili bir tüketici grubu şirketleri iklim değişikliği konusunda sorumluluk almaya zorluyor.

Greta Thunberg ve sosyal medya odaklı aktivizm çağında, gelişen tüketici hareketi liderlerinin, büyükleri tarafından yanlış yönetildiğini düşündükleri bir dünyayı değiştirmek isteyen Z kuşağı üyeleri olduğu varsayılabilir. Ancak Oliver Wyman Forum’un yeni araştırması, bu tüketici grubunun, iklim değişikliğinin çocukları ve torunları üzerindeki etkisinden endişe duyan orta yaşlı ve daha ileri yaştaki insanlar olduğunu gösteriyor.

İklim hedeflerine bağlı olan bu tüketici grubu, hükümetlerin ve işletmelerin COVID-19’a karşı attıkları etkili adımları, iklim krizine karşı da aynı aciliyet duygusuyla atmalarını talep ediyor.

Belirtilen tüketici grubu, iklim hedeflerine yönelik hiçbir sorumluluk almayan şirketlerin ürün ve hizmetlerini almaktan kaçınıyor ve iklim değişikliğiyle mücadelede öncülük ettiklerini düşündükleri şirketlere yönelerek diğer şirketleri de benzer bir tutum sergilemeye teşvik ediyor.

İklim katalizörlerinin yüzde 78’i 35 yaş ve üzeri

“İklim katalizörleri” olarak tanımlanan tüketici grubu, küresel yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 13’ünü teşkil ediyor. Grubun yüzde 78’ini 35 yaş ve üzeri, yüzde 22’sini ise 18-34 yaş grubu oluşturuyor.

İyi eğitimli ama çok varlıklı olmayan kişilerden oluşan bu grup, liderlerin iklim hedefleri doğrultusunda ilerleme kaydedememesinden ötürü hayal kırıklığına uğradıklarını ve ilerlemeye yönelik işaretleri görmezlerse oy verme alışkanlıklarını değiştireceklerini ifade ediyor. Nitekim halihazırda bu grubun dörtte biri, oy verme alışkanlığını değiştirdiyse de bu oranın ilerleyen süreçte giderek artması bekleniyor.

Araştırma, iklim katalizörlerinin neredeyse yüzde 75’inin iklim hedeflerine önem vermeyen şirketleri tercih etmediğini, yaklaşık yüzde 70’inin ise sürdürülebilir markaları seçtiğini belirtiyor. Katılımcıların yüzde 68’i sürdürülebilirlik çalışmaları yürüten markalar aradığını ve yarısından fazlası ise eko-etiketler gibi sürdürülebilir üretimi temsil edecek şekilde etiketlenmiş ürünlerin daha ucuz ve erişilebilir olmasını talep ettiklerini ifade ediyor. Öte yandan yüzde 84’ü, şirketlerin belirleyecekleri sürdürülebilir teklifler için daha fazla ödeme yapacaklarına hazır olduklarını söylüyor.

Küresel boyutta yürütülen araştırmaya katılan tüm tüketicilerin yarıya yakını, iklim değişikliğiyle mücadele taahhüdünde bulunmayan şirketleri boykot etmeye hazır olduklarını da ekliyor.

Şirketler kendini nasıl konumlandırmalı?

Yayımlanan yeni rapor doğrultusunda Dünya Ekonomi Forumu (World Economic Forum, WEF), şirketlerin “iklim katalizörleri” karşısında kendilerini nasıl konumlandırabileceğine dair önerilerde bulunuyor.

WEF’e göre, şirketlerin yalnızca belirli bir ürünün özellikleriyle değil, marka olarak yaptıkları her şeyle sürdürülebilirlik konusunda tüketici güvenini kazanması gerekiyor. Tüketiciler yeşil bir ürün aldığında, o ürünü almakla kalmıyor, aynı zamanda şirketin kurumsal sosyal sorumluluğuna da sahip çıkıyor. Yani şirketlerin iklim kriziyle mücadelede samimi olduklarını görmek istiyor. Nitekim sürdürülebilirlik hakkında anlatacak iyi hikayeleri olan şirketler bile, bu samimiyeti aktaramadığı için sicillerini müşterilere iletmekte çoğu zaman başarısız oluyor.

Şirketlerin hedef müşterilerinin kim olduğunu ve iklim konusunda ne istediklerini bilmekle işe başlaması gerekiyor. Örneğin, iklim katalizörlerinin yarısından fazlası, dünyanın daha sürdürülebilir olması için alışveriş alışkanlıklarını değiştirdiğini, buna rağmen işletmelerin ihtiyaç duydukları ürün ve hizmetleri sağlamadığını söylüyor.

Tüketiciler daha kapsamlı etiketler istiyor

Şirketlerin tüketicilere, ürünün ne kadar çevre dostu olduğunu göstermesi gerekiyor. Örneğin iklim katalizörlerinin yaklaşık yarısı, bulması daha kolay, daha iyi etiketlenmiş ve faydaları hakkında daha fazla bilgi olsaydı daha sürdürülebilir ürünler satın alacaklarını belirtiyor. Dolayısıyla etiketlerin daha kapsamlı hale getirilmesi ve paylaşılan bilgilerin spesifik olması gerekiyor. Bu veriler, tüketiciye yönelik endüstriler arasında da entegre edilebilir. Örneğin, bazı seyahat platformları, uçuş seçeneklerinin yanı sıra karbon ayak izine de yer veriyor. Müşterilerin seçimleri hakkında daha iyi hissetmelerine yardımcı olarak şirketler, marka sadakati de oluşturabilir.

Şirketlerin ürünleriyle gezegene yük değil, çözüm üreten bir konumda bulunması önem taşıyor. Örneğin, geri dönüştürülmüş plastik şişelerden yapılmış dolaplar üreten uluslararası bir mobilya perakendecisi, eski mobilyalarını getiren müşterilerine mağaza kredileri sunuyor. Bir başka çevre dostu ev ve kişisel bakım şirketi ise, plastikten arındırılmış ürünler geliştiriyor.

Rapor, iklim katalizörlerinin neredeyse yüzde 60’ının, bazı şirketlerin çevresel etkisi nedeniyle tüketim alışkanlıklarını değiştirdiğini ve yüzde 74’ünün iklim değişikliğine değer vermeyen şirketlerden ürün satın almayacağını gösteriyor. Dolayısıyla şirketlerin çevre, sosyal ve kurumsal yönetişim konusundaki kamusal duruşlarının otantik liderliğinin, müşteri ve çözüm odaklılığını yansıttığını göstermesi gerekiyor.