Yenilenebilir hidrojen Türkiye için stratejik bir fırsat sunuyor  

Yenilenebilir hidrojen Türkiye için stratejik bir fırsat sunuyor  

SHURA’nın raporu, hidrojenin yalnızca yeni bir enerji kaynağı değil, sanayide rekabet gücünü artıracak stratejik bir araç olduğunu ortaya koyuyor.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin yayımladığı “Türkiye’de Yenilenebilir Hidrojenin Etkinleştirilmesi” raporu, Türkiye’nin yenilenebilir hidrojen ekosistemini oluşturma sürecinde karşı karşıya olduğu fırsatları ve yapısal zorlukları çok boyutlu bir perspektifle ele alıyor.

Rapor, yenilenebilir hidrojenin özellikle doğrudan elektrifikasyonun yetersiz kaldığı sektörlerde kritik rol üstleneceğini belirtirken; üretimden finansmana, altyapıdan standartlara kadar bütüncül bir politika mimarisine ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.

Raporda yer alan modellemeye göre, 2053 yılında Türkiye toplam enerji talebinin yaklaşık yüzde 15’ini yenilenebilir hidrojen ve türevleri ile karşılayabiliyor. Bu hedef doğrultusunda yaklaşık 70 GW elektrolizör kapasitesine ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.

Bununla birlikte Türkiye, güneş ve rüzgâr enerjisi açısından sahip olduğu yüksek potansiyel sayesinde yenilenebilir hidrojen üretimi için avantajlı bir konumda yer alıyor. Özellikle batı bölgelerinde yenilenebilir enerjiye dayalı hidrojen üretiminin maliyet açısından zaman içinde mavi hidrojenle rekabet edebilecek seviyelere ulaşabileceği değerlendiriliyor. Ayrıca rafineriler ve kimya sektöründe hâlihazırda gri hidrojen kullanılıyor olması, dönüşüm için hazır bir başlangıç noktası sunuyor.

Ancak üretim tarafında ciddi belirsizlikler bulunuyor. Elektrolizör yatırım maliyetlerinin yüksekliği, yerli teknoloji üretiminin sınırlı olması ve ithalata bağımlılık, maliyet risklerini artırıyor. Bunun yanında, henüz netleşmiş bir piyasa yapısının ve uzun vadeli alım garantilerinin bulunmaması yatırım kararlarını zorlaştırıyor.

“Eklenebilirlik” ilkesi ise bir diğer kritik konu olarak öne çıkıyor. Rapor, hidrojen üretiminin mevcut yenilenebilir elektrik kapasitesini tüketerek elektrik sektörünün karbonsuzlaşma sürecini sekteye uğratmaması gerektiğini vurguluyor. Bu nedenle hidrojen üretimi için ilave yenilenebilir enerji yatırımlarının devreye alınması gerektiği belirtiliyor. Aksi halde elektrik ve hidrojen sektörü arasında kaynak rekabetinin oluşabileceği ifade ediliyor.

Hidrojen piyasası güçlü teşvik mekanizmaları gerektiriyor

Yenilenebilir hidrojenin gelişimi yalnızca teknik kapasiteye değil, aynı zamanda güçlü bir piyasa mimarisine bağlı bulunuyor. Türkiye’de henüz hidrojen özelinde tasarlanmış teşvik ve destek mekanizmalarının bulunmaması, erken aşama yatırımlarını sınırlıyor.

Rapor, fark sözleşmeleri (CfD), alım garantileri ve karbon fiyatlaması gibi araçların devreye alınmasının kritik olduğunu belirtiyor. Özellikle kurulması planlanan Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS), fosil yakıtlı üretim süreçlerinin maliyetini artırarak yenilenebilir hidrojenin rekabet gücünü yükseltebileceği ifade ediliyor.

Ayrıca Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında karbon ayak izi yüksek sektörlere yönelik baskının artması, ihracatçı Türk sanayisi için hidrojen gibi düşük karbonlu çözümleri daha cazip hale getiriyor. Dolayısıyla hidrojen talebinin politika aracılığıyla oluşturulması önem taşıyor.

Hidrojen altyapısının geliştirilmesi stratejik önem taşıyor

Hidrojen üretmek kadar onu taşımak, depolamak ve son kullanıcıya ulaştırmak da stratejik önem taşıyor. Türkiye’nin mevcut doğal gaz altyapısı ve enerji iletim deneyimi önemli bir avantaj sunsa da, hidrojen için özel depolama tesisleri, boru hatları ve liman altyapısının geliştirilmesi gerekiyor.

Ulaştırma sektöründe ise hidrojen dolum istasyonlarının henüz başlangıç aşamasında olduğu belirtiliyor. Elektrikli araçların hızlı yükselişi karşısında hidrojenli araçların pazarda sınırlı yer bulması, altyapı yatırımlarını geciktiriyor. Buna karşın uzun mesafe taşımacılıkta hidrojenin orta ve uzun vadede önemli bir rol oynayabileceği öngörülüyor.

Ayrıca havalimanlarında sıvılaştırma tesisleri ve boru hatları; limanlarda ise amonyak depolama ve taşımayı sağlayacak altyapının geliştirilmesi ihracat açısından kritik görülüyor.

Hidrojen vadileri sanayide karbonsuzlaşmayı hızlandırıyor

Türkiye’nin ilk yenilenebilir hidrojen vadisi olan HYSouthMarmara projesi, sektörel dönüşüm açısından pilot bir model niteliği taşıyor. Yıllık 500 ton üretim hedefi bulunan proje, AB’den sağlanan yüksek finansmanla dikkat çekiyor.

Bu tür hidrojen vadilerinin, organize sanayi bölgelerinde entegre üretim-tüketim modelleri geliştirmesi ve yerinde kullanım yoluyla maliyetleri düşürmesi bekleniyor. Özellikle cam, seramik ve demir-çelik gibi enerji yoğun sektörlerde hidrojenin yaygınlaşmasının, sanayinin karbon ayak izini azaltmada kaldıraç etkisi yaratabileceği belirtiliyor. Ancak fiyat beklentileri ile üretim maliyetleri arasındaki uyumsuzluk, altyapı eksiklikleri ve destek mekanizmalarının yetersizliği bu tür projelerin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor.

AB’nin hidrojen hedefi Türkiye için yeni bir fırsat sunuyor

Avrupa Birliği’nin 2030’a kadar 20 milyon tonun üzerinde hidrojen üretim ve ithalat hedefi, Türkiye için önemli bir fırsat alanı yaratıyor. Coğrafi yakınlık ve düşük nakliye maliyetleri, Türkiye’yi potansiyel bir tedarikçi ve enerji köprüsü konumuna taşıyabilir.

Ancak rapor, ihracat planlarının iç piyasa ihtiyaçları ve 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu biçimde kurgulanması gerektiğinin altını çiziyor. Rapor, önceliğin ulusal talebin karşılanması ve kritik sektörlerin dönüşümü olması ve ihracat stratejisinin bunun üzerine inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bütüncül bir yol haritası gerekiyor

Raporda yenilenebilir hidrojenin dağınık ve parçalı adımlarla değil; bütüncül, öngörülebilir ve bağlayıcı bir yasal çerçeveyle desteklenmesi gerektiği ifade ediliyor. Sertifikasyon, emisyon standartları ve teşvik mekanizmaları netleşmeden yatırım ortamının güçlenmesi zor görünüyor.

Ayrıca üretimden tüketime kadar tüm değer zincirini koordine edecek merkezi bir kamu yapısının oluşturulması öneriliyor. İnsan kaynağı, Ar-Ge kapasitesi ve yerli teknoloji geliştirme alanlarında atılacak adımların da uzun vadeli rekabet gücü açısından belirleyici olması bekleniyor.

Türkiye, yenilenebilir enerji potansiyeli, sanayi altyapısı ve jeostratejik konumu sayesinde hidrojen ekonomisinde güçlü bir oyuncu olma potansiyeli taşıyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, doğru politika tasarımı, teşvikler ve elektrik sektörüyle uyumlu planlama yaklaşımına bağlı bulunuyor.

Yenilenebilir hidrojen, Türkiye için yalnızca yeni bir enerji kaynağı değil; sanayide rekabet gücünü koruma, karbon düzenlemelerine uyum sağlama ve enerji arz güvenliğini güçlendirme aracı olarak tarihsel bir fırsat sunuyor. Rapor, bu fırsatın ne ölçüde değerlendirileceğinin, atılacak yapısal adımlara bağlı olacağını belirtiyor.

Paylaş