Avrupa’nın Enerji Dönüşümünün Jeopolitiğini Yönetmek

Avrupa’nın Enerji Dönüşümünün Jeopolitiğini Yönetmek

Jeopolitik gelişmeler, enerji dönüşümü için hayati öneme sahip kritik tedarik zincirlerini sekteye uğratıyor; bunun etkileri özellikle Avrupa’da belirgin şekilde hissediliyor. Peter Hill, ulusal güvenlik, enerji dayanıklılığı ve büyüme hedeflerinin hangi alanlarda kesiştiğini değerlendirerek, uluslararası ortaklıkların makul maliyetlerle kırılganlıkları nasıl azaltabileceğini belirlemeyi amaçlayan Temiz Teknoloji Ortaklığı Girişimini tanıtıyor.

Peter Hill

LSE

Avrupa’nın enerji yalnızca iklim değişikliğiyle mücadele meselesi değildir. Ukrayna ve Körfez bölgesindeki çatışmaların yarattığı sarsıntılar, ithal fosil yakıtlara ve yoğunlaşmış tedarik zincirlerine bağımlılığın taşıdığı riskleri gözler önüne sermiştir. Amerika Birleşik Devletleri gümrük tarifelerine yönelmiş ve Avrupa’yı giderek önemsiz ya da kendisine tabi bir aktör olarak görmeye başlamış görünmektedir. Çin ise temiz enerji teknolojilerinin temel bileşenlerinin büyük bölümünde hâkim konumdadır ve bunları jeopolitik bir araç olarak kullanmaya istekli olduğunu göstermiştir. Stratejik çevredeki bu değişimler, Avrupa hükümetlerini, açık piyasaların tek başına enerji dayanıklılığı, ulusal güvenlik ve ekonomik büyüme hedeflerini gerçekleştiremeyeceği sonucun götürmektedir. Temiz enerji ve sanayi tedarik zincirlerine yönelik daha bilinçli ve planlı bir yaklaşım gerekmektedir.

Avrupa Birliği zaten bu yönde adımlar atmaktadır. AB’nin Net Sıfır Sanayi Yasası (Net Zero Industry Act), Temiz Sanayi Anlaşması (Clean Industrial Deal) ve önerilen Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act), daha dayanıklı tedarik zincirleri oluşturmayı amaçlamaktadır. Birleşik Krallık da benzer hedefleri Modern Sanayi Stratejisi (Modern Industrial Strategy) ve Temiz Enerji 2030 Eylem Planı (Clean Power 2030 Action Plan) aracılığıyla izlemektedir.

İkili düzeyde kurulan stratejik ortaklıklar da (örneğin Avrupa Birliği’nin Temiz Ticaret ve Yatırım Ortaklıkları ile kritik mineraller anlaşmaları) güvenilir ortaklar arasında işbirliğinin temelini oluşturmaktadır. Ancak bu girişimler henüz Avrupa’nın karşı karşıya olduğu temel tercihleri doğrudan ele almamaktadır: Nelerin yurtiçinde üretilmesi gerektiği, nelerin dışarıdan tedarik edileceği, güvenlik veya yerli sanayiyi destekleme amacıyla hangi alanlarda daha yüksek maliyetlerin kabul edileceği ve riskleri büyük ölçekte azaltmak için hangi ortaklıkların izlenmesi gerektiği soruları hâlâ açık durumdadır.

Temiz teknoloji ortaklıkları girişimi

Başkanlığını yürüttüğüm Temiz Teknoloji Ortaklıkları Girişimi (Clean Technology Partnerships Initiative – CTPI), tam da bu soruna çözüm üretmeyi amaçlamaktadır. Tedarik zincirlerindeki kırılganlıklara ilişkin kapsamlı analizler zaten kamuya açıktır. Asıl zor olan görev ise hangi kırılganlıkların stratejik açıdan gerçekten önemli olduğunu, hangilerinin gerçekçi biçimde giderilebileceğini ve kritik tedarik zincirlerine yatırım yapılmasını sağlayacak ortaklıkların nasıl önceliklendirileceğini ve uygulamaya geçirileceğini belirlemektir.

CTPI çerçevesi, ulusal güvenlik, enerji dayanıklılığı ve ekonomik büyüme hedeflerinin nerelerde kesiştiğini değerlendirerek, uluslararası ortaklıkların makul maliyetlerle riskleri anlamlı ölçüde azaltabileceği tedarik zinciri halkalarını belirlemektedir. Böylece enerji ve iklim jeopolitiğine ilişkin üst düzey tartışmaları, hükümetlerin ve sanayinin kabul edilebilir maliyetlerle hayata geçirebileceği somut politika araçlarına dönüştüren pratik bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır.

Avrupa açısından yaptığımız analiz, müdahalelerin, risklerin en yoğun olduğu ve ortaklıkların sanayi tabanını, ekonomik dayanıklılığı ve enerji güvenliğini en fazla güçlendirebileceği belirli temiz enerji tedarik zincirlerine odaklanması gerektiğini göstermektedir. Bunlar; özellikle piller, açık deniz rüzgâr enerjisi, elektrik şebekesi ekipmanları, nükleer enerji, jeotermal enerji, ısı pompaları, yeşil çelik ve yeşil amonyaktır.

Bu alanların ortak bir özelliği vardır. Kırılganlıklar değer zincirinin belirli halkalarında yoğunlaşmaktadır ve bunların önemli bir kısmı birden fazla teknoloji için geçerlidir. Yalnızca ulusal düzeyde atılacak adımlar bu kırılganlıkları gidermeye yetmemekte, buna karşılık hedefe yönelik ortaklıklar riskleri önemli ölçüde azaltabilmektedir. Bununla birlikte kırılganlıkların niteliği sektörden sektöre değişmektedir. Bazı alanlarda risk, tek bir ülkenin üretimin erken aşamalarını kontrol etmesinden kaynaklanırken; bazı alanlarda güvenilir ortak ülkelerdeki kapasite eksikliğinden ya da pazarın henüz oluşum aşamasında olması nedeniyle tedarik zincirlerinin tam olarak yerleşmemiş olmasından doğmaktadır.

Her tedarik zinciri riskinin aynı tür yanıtı gerektirmemesi nedeniyle, bu farklılıkların anlaşılması, müdahalenin biçimini belirlemek açısından kritik önem taşımaktadır. Uzun vadeli alım garantisi anlaşmaları, üreticilere yatırım yapabilmeleri için ihtiyaç duydukları talep güvencesini sağlayabilir. Yukarı akış tedarikinin aşırı yoğunlaştığı alanlarda, stratejik sermaye ortaklıkları gerekebilir. Ortak girişimler ve doğrudan yatırımlar, üretim kapasitesinin geliştirilmesine ve teknoloji transferinin desteklenmesine yardımcı olabilir. Yerli üretimin ekonomik açıdan uygulanabilir olmadığı durumlarda ise stratejik ithalatlar en hızlı ve en verimli çözüm yolu olabilir.

Pek çok durumda bunun için karma finansman modellerine ihtiyaç duyulacaktır. Kamu sermayesi, ihracat kredileri, kalkınma finansmanı ve garanti mekanizmaları birlikte kullanılarak riskler azaltılabilir, talep bir araya getirilebilir ve özel yatırımlar teşvik edilebilir. Özellikle altyapı eksikliklerinin, siyasi risklerin ve finansman bulunabilirliği sorunlarının belirgin olduğu gelişmekte olan ülkelerde, en önemli projelerin birçoğu yalnızca özel sermaye tarafından gerçekleştirilemeyecektir. Kamu finansmanı özel yatırımların yerini alamaz; ancak riskleri azaltabilir, talebi birleştirebilir ve projeleri uygulanabilir hale getirebilir.

Acil bir meydan okuma

Avrupa hükümetleri bu sorunları acil bir öncelik olarak gördüklerini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak hükümetlerin içindeki ve hükümetler arasındaki koordinasyon sorunları ile siyasi dikkatin sınırlı olması, önceliklendirme yapılmasını gerekli kılabilir. Bu nedenle işe, kesintiye uğraması halinde sonuçlarının telafi edilmesi en zor olan jeopolitik darboğazlardan başlamak gerekebilir.

Örneğin pil tedarik zincirini ele alalım. Avrupa, pillerin tüm yukarı akış tedarik zincirini rekabetçi maliyetlerle kendi sınırları içinde yeniden kuramaz. Ancak tedarik zincirinin belirli aşamalarındaki bağımlılığını azaltabilir. Grafit ve anot malzemeleri, katot malzemeleri ve hücre üretimi sağlayabilen güvenilir ortaklarla kurulacak işbirlikleri, riskleri çeşitlendirebilir. Aynı zamanda Avrupa politikaları, montaj, geri dönüşüm ve aşağı akış üretim faaliyetlerini desteklemeyi sürdürebilir. Ancak son gelişmeler (İsveçli şirket Northvolt ve Norveçli şirket Morrow Batteries’in başarısızlıkları gibi) bu tedarik zincirlerinin Avrupa’da ticari olarak sürdürülebilir hale gelmesi için daha fazla müdahalenin gerekli olduğunu göstermektedir.

Bu hedeflerin hayata geçirilmesi, hükümetler açısından zorlayıcı fakat imkânsız olmayan bir örgütlenme ve eşgüdüm kapasitesi gerektirecektir. Hükümet birimleri ve kurumları arasında, ortak ülkeler arasında ve sanayi ile özel finans kuruluşları arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Aynı zamanda siyasi disiplin de gereklidir. Hükümetler zaman zaman mutabakat zabıtlarını somut sonuçlarla karıştırabilmektedir. Diplomatik açıklamalar yön belirleyebilir; ancak tedarik zincirlerini değiştiren şey bağlayıcı taahhütler, güvenilir talep ve projelere ulaşan finansmandır.

Hükümetlerin enerji, sanayi, finans, dış politika ve savunma alanları arasında çalışabilecek kurumsal kapasiteye sahip olması ve bir kişi ya da kuruma ticari dünyanın hızında anlaşmalar geliştirme, yapılandırma ve sonuçlandırma yetkisi vermeleri gerekmektedir. Avrupa ülkeleri ayrıca, ulusal pazarların tek başına yatırımları desteklemek için yeterli olmadığı durumlarda talep ve finansmanı ortaklaştırmak zorunda kalacaktır. Tüm zorluklarına rağmen, daha etkili koordinasyonun yalnızca düzenlemelere veya ticari korumacılığa güvenmekten daha başarılı sonuçlar vermesi muhtemeldir.

Temiz enerji teknolojilerindeki jeopolitik riskleri azaltmak, uluslararası ilişkilerin baştan aşağı yeniden kurulmasını ya da yeni örgütler yaratılmasını gerektirmemektedir. En azından başlangıç aşamasında, Avrupa’nın temel kırılganlıklarını gidermek için işbirliği yapması gereken ortak sayısı sınırlı olacaktır ve bunlar hem OECD üyesi hem de OECD dışındaki ülkeleri kapsayacaktır. Aslında sağlam bir başlangıç zemini mevcuttur. CTPI’nin incelediği bölgelerde mevcut ilişkiler, yetkinlikler, ticari ortaklıklar ve ortak çıkarlar bulunmaktadır; bunlar daha derin işbirlikleri ve daha güçlü dayanıklılık mekanizmaları oluşturmak için geliştirilebilir.

Avrupa’nın karşı karşıya olduğu jeopolitik meydan okuma ciddidir. Daha koordineli bir yaklaşım benimsenmezse, temiz enerji dönüşümü ile bunun sanayi ve ekonomi alanındaki getirileri başka güçler tarafından şekillendirilebilir ve sahiplenilebilir. Buna karşılık, kırılganlıkların koordineli ve kapsamlı biçimde ele alınması Avrupa’nın bu dönüşümden doğan faydaları güvence altına almasını ve değişen jeopolitik ortamda ayakta kalabilecek ilişkiler geliştirmesini sağlayabilir.

CTPI’ın önerdiği yaklaşım bilinçli olarak pratiktir. Amaç, enerji dönüşümünün jeopolitiği hakkındaki genel tartışmaları uygulanabilir bir eylem programına dönüştürmek ve hükümetler ile bankalar gibi uygulayıcı kurumlarına somut öneriler sunmaktır. Hedefimiz; hükümetlere karar alma süreçlerinde kullanabilecekleri bir metodoloji sağlamak, bu kararları uygulamaya geçirecek somut ortaklıklar ve proje önerileri geliştirmek ve talep edilmesi halinde bu önerileri yatırım yapılabilir projelere dönüştürebilecek teknik destek sunmaktır.

Kaynak: 

LSE

Paylaş