,

Bilgi teknolojileri CBAM’ın karmaşık yapısına çözüm sağlayabilir mi?

Bilgi teknolojileri CBAM’ın karmaşık yapısına çözüm sağlayabilir mi?

CBAM’ın yürürlüğe girmesine az bir zaman kala, mevzuata dair tartışmalar devam ediyor.

2023’ten itibaren, Avrupa Birliği’ne (AB) enerji yoğun ürünler ithal eden şirketlerin yanı sıra AB dışındaki tedarikçiler için de şartlar giderek daha karmaşık hale gelecek. Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’nın (Carbon Border Adjustment Mechanism, CBAM) yürürlüğe girmesiyle birlikte şirketlerin ithal edilen çelik, demir, alüminyum, çimento ve gübre gibi ürünlerinin karbon ayak izlerini belgelendirmesi ve ithalatlara bağlı her metrik ton karbondioksit başına vergi ödemesi gerekecek.

Yeni vergi sistemi geliştikçe, ithalatçılar sadece demir çubukların veya çimento torbalarının değil, otomobiller ve endüstriyel makineler gibi nihai ürünlerin de karbon ayak izlerini belgelemekten sorumlu olacak. Bu, tüm bileşenlerin, bu bileşenleri yapmak için kullanılan malzemelerin, bunların çıkarıldığı madenlerin ve nakliyede kullanılan yakıtın bile raporlanması anlamına geliyor. Diğer bir deyişle, dünyadaki tüm tedarikçilerin ve onların tedarikçilerinin karbon ayak izlerinin hesaplanması gerekecek.

İthalatçıların ve yabancı üreticilerin ihtiyaç duyduğu temel verilerin çoğu, bu şirketlerin kurumsal kaynak planlama (Enterprise Resources Planning, ERP) sistemlerinde halihazırda yer alıyor. Ancak AB’nin onaylı metodolojisine göre karbon emisyonlarını hesaplayabilen ve ardından değer zincirindeki her şirketin bu bilgileri bir veri alışverişi aracılığıyla kolayca ve güvenli bir şekilde indirip yüklemesine olanak tanıyan bir sistem yok. Bu noktada, Avrupa Yeşil Mutabakatı hedeflerine ulaşmada ve iklim değişikliğine karşı küresel eylemi yönlendirmede CBAM’ı verimli bir şekilde uygulamanın anahtarı olarak bilgi teknolojileri ön plana çıkıyor.

Bilgi teknolojileri, veri güvenilirliğinin sağlanması ve değer zinciri boyunca verilerin geniş çapta paylaşılmasını sağlamak hayati önem taşıyacak. Çünkü üreticilerin ve nakliyatçıların, gerekli verileri doğrudan ithalatçılara sağlayabilmeleri gerekecek. İthalatçılar ayrıca ürünlerin enerji tüketimi ve nihai olarak nasıl bertaraf edildikleri konusunda son kullanıcılardan gelen verilere de ihtiyaç duyacak. Yukarıda belirtildiği gibi, uyum için gerekli olan temel verilerin çoğu, büyük olasılıkla şirketlerin ERP sistemlerinde ve gümrük vergilerini hesaplayan sınır yönetimi yazılımında yer alıyor. Ancak, bu verilerin tedarik zincirindeki herkesin erişimine açılması ve güvenli bir şekilde entegre edilmesi için bilgi teknolojilerine ihtiyaç olacak.

Peki böylesine entegre bir sistem nasıl oluşturulabilir? Bir ihtimal, güvenli bir karbon veri alışverişi (veya “karbon bulutu”) gibi bir sistem kurulabilir. Örnek olarak Avrupalı bir ​​kamyon üreticisini ele alalım. Demir madenleri, plastik üreticileri, çelik fabrikaları ve parça üreticileri gibi tedarikçiler, verilerini buluta yükleyecek. Kamyon üreticisinin kendisi veya üçüncü taraflar gibi bu ürünlerin alt ithalatçıları, yeni düzenlemeye uygunluğu sağlamak için verileri indirecek. AB kamyon üreticisi daha sonra tedarik zincirindeki emisyonlar, ödenen karbon sınır vergileri ve ödenmesi gereken diğer vergiler konusunda tam bir görünürlüğe sahip olacak. Veri alışverişi aynı zamanda ithalatçıların indirimleri ve muafiyetleri uygun şekilde talep etmelerini de sağlayacak.

Dünya net sıfır geleceğe doğru ilerlerken, karbon sınırı düzenlemelerinin küresel tedarik zincirleri üzerinde önemli bir stratejik ve idari etkisi olacak. Bilgi teknolojisi sadece şirketlerin CBAM’ın karmaşık yapısını kolaylaştırmasıyla kalmayacak. Ayrıca, Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi karbondan arındırma girişimlerinin tam potansiyeline ulaşması için fırsatlar yaratılmasına da yardımcı olacak. Böylelikle hem endüstri hem de politika yapıcılar için çift taraflı kazanç sağlayacak.

Çelik sektörü CBAM’ı geciktirmeye çalışıyor

CBAM’ın halihazırda uygulanan Emisyon Ticaret Sistemi’nde (Emission Trading System, ETS) yer alan eksiklikleri giderebileceği de belirtiliyor. Örneğin ETS mevzuatı kapsamında çelik endüstrisi ihtiyaç duyduğu hemen hemen tüm ödenekleri ücretsiz olarak alıyor. Sektör hala önemli bir azaltma sağlamadan emisyon salıyor ve kirlettiği kadar ödeme yapmıyor.

Yeşil çelik üretim start-up’ı olan H2 Green Steel’in CEO’su Henrik Henriksson, çelik sektörünün yeşil geçişine karşı koymaya devam ettiğini ifade ediyor.

Euractiv için kaleme aldığı yazısında Henriksson, “Çelik sektörünün büyük bir kısmı şu anda ücretsiz tahsisatların aşamalı olarak kaldırılmasını ve CBAM’nin uygulanmasını geciktirmek için çağrıda bulunuyor. Sektörün rekabetçi kalması ve Paris İklim Anlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmesi konusunda endişeliyiz.” diyor.

Çelik sektörünün, AB’deki endüstriyel emisyonların yaklaşık yüzde 25’ini oluşturduğunu hatırlatan Henriksson, bu sektöre giren yeni oyuncuların inovasyon yoluyla emisyonların azaltılmasını hızlandırmaya çalışırken, yerleşik oyuncuların ise değişimi geciktirmek istediğini söylüyor.

ETS’deki ücretsiz tahsisatların mümkün olan en kısa sürede aşamalı olarak kaldırılmasını ve bunların yerine açık artırma yoluyla çıkarılan sübvansiyonların yeşil geçişi desteklemek için sektöre geri aktarılması gerektiğini belirten Henriksson, açık artırmaya çıkıldığı takdirde, çelik endüstrisi için önerilen tahsislerin 100 milyar avroya kadar gelir sağlayabileceğinin altını çiziyor.

Henriksson, ETS’ye bağlı etkili bir CBAM uygulamasının AB mevzuatının önemli bir parçasını oluşturacağını belirtiliyor. Henriksson, karbon ayak izi üzerinden toplanan vergiyle, gerçek bir emisyon maliyetinin uygulanabileceği bir iç pazar yaratacağı ve CBAM’ın endüstrilerde ve AB dışındaki ülkelerde yeşil dönüşümü teşvik edeceğini aktarıyor.