COP15 başarılı olacak mı?

COP15 başarılı olacak mı?

Biyoçeşitliliğin korunması için bir araya gelinen zirvede, 30×30 koruma planı tartışmalara sebep oldu.

Mikroskobik virüsler, bakteriler ve mantarlardan yüksek ağaçlara ve devasa balinalara kadar baş döndürücü çeşitlilikteki yaşam formlarını kapsayan biyolojik çeşitliliğin kaybı hızlanıyor ve ekosistemler bir bir çöküyor. Bilim insanları, gezegenin altıncı kitlesel yok oluşunu yaşamakta olduğu konusunda uyarıyor. WWF (World Wildlife Fund) ise, 1970’ten bu yana, dünyadaki vahşi yaşam popülasyonlarının şimdiden ortalama yüzde 69 oranında düştüğünü belirtiyor.

Kanada’nın Montreal kentinde başlayan uluslararası zirvede, biyoçeşitlilik kaybının durdurulması, 2050 yılına kadar toplumun doğayla uyum içinde yaşaması ve gezegenin sürdürülebilirliğinin sağlanması hedefleniyor.

COP15 olarak da bilinen Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Konferansı’nın bu yılki gündemi ise oldukça kalabalık. Hayvan türlerinin korunmasından plastik kirliliğine, devlet sübvansiyonlarından doğa restorasyonuna kadar pek çok başlığın müzakere edileceği zirvede ön plana çıkan başlık ise kara ve okyanusların en az yüzde 30’unun korunmasını ele alan “30×30” koruma planı.

30×30 koruma planının ulusal düzeyde mi yoksa küresel düzeyde mi uygulanması gerektiği konusu ise henüz belirsizliğini koruyor. Zira ilki, her ülkenin bu standardı kendi sınırları içinde karşılaması anlamına gelirken, ikincisi tropikal yağmur ormanları gibi dünyanın en önemli biyolojik çeşitlilik alanlarına öncelik verilmesini gerektiriyor. Ancak 30×30 koruma planı küresel düzeyde hayata geçirilirse bu, korunacak alanların çoğunun gelişmekte olan ülkelerde yer alacağı anlamına geliyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler, böyle bir gelişmenin ekonomik faaliyetlerini durduracağını belirterek karşı çıkıyor.

Bu alanlara ne düzeyde koruma verilmesi gerektiği ve bu alanlarda yaşayan insanların haklarının nasıl tanınması gerektiği konusunda da anlaşmazlıklar sürüyor. Bu bölgelerde yaşayan insanların geçimlerini çiftçilik, ormancılık ve balıkçılıkla sürdürdüğü göz önüne alındığında 30×30 koruma planı kapsamının ve sınırlarının iyi belirlenmesi önem taşıyor.

Öte yandan Survival International, 30×30 koruma planının “tarihin en büyük toprak gaspı” olacağı konusunda uyarıda bulunuyor. Survival International, 30×30 koruma planının küresel düzeyde uygulandığı takdirde çoğu kabile ve yerli halklardan oluşan üç yüz milyon insanın topraklarını ve geçim kaynaklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Öte yandan “Koruma Alanları” oluşturulduğu takdirde görevlendirilecek korucuların suistimallere sebep olabileceklerine dair bir endişe de yaşanıyor.

Yapılan araştırmalar, biyoçeşitliliği korumak için “Koruma Alanları” oluşturmaya odaklanmak yerine, sera gazı emisyonları, et tüketimi ve plastik kirliliği gibi çevre kirliliğine ve habitat kaybına neden olan faktörlerle mücadele edilmesi gerektiğini gösteriyor.

Biyoçeşitlilik kaybına neden olan süreçleri hedeflemenin, dikkati doğanın yok edildiği yerlerden bu süreçlerin yönlendirildiği ve sürdürüldüğü yerlere kaydıracağından ötürü daha etkili olacağı belirtiliyor.

COP10 neden başarısız olmuştu?

Öte yandan COP15’te çıkacak kararların uygulanıp uygulanmayacağı konusunda da endişe yaşanıyor. Uzmanlar COP10’da imzalanan 2010 BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni hatırlatarak aynı hatanın tekrarlanmaması için geçmişten ders çıkarılması gerektiğinin altını çiziyor.

2010’da imzalanan sözleşme, 2020’ye kadar ormansızlaşmayı en az yarı yarıya düşürmek ve çevre kirliliğini ekosistemlere zarar vermeyecek şekilde azaltmak gibi hedefleri içeriyordu. İmza atan ülkelerin, sözleşmede yer alan 24 hedefi temel alarak kendi ulusal biyolojik çeşitlilik stratejilerini tasarlamaları gerekiyordu. Neredeyse tüm taraflar bu stratejileri oluşturdu, ancak çoğu bu stratejileri hayata geçirmedi.

2010 BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler tarafından bir başarısızlık olarak görüldü ve tarafları 2030 ve sonrasına kadar koruma çabalarını geliştirmek için başka bir kılavuz belge oluşturma çağrısında bulundu.

Peki doğayı korumaya yönelik hazırlanan sözleşme neden başarısız olmuştu?

Uzmanlara göre en önemli sebepleri, hedeflerin birçoğunun muğlak ifadeler içermesi ve ülkeleri belirli bir eylemde bulunmaya zorlamamasıydı.

Bir diğer etken ise, gelişmekte olan ülkelerin sözleşmede yer alan hedeflere ulaşmalarına yardımcı olacak finansman eksikliğiydi. Uzmanlar, uluslararası biyoçeşitliliğin korunması için birincil finansman kaynağı olan Global Environment Facility’nin, 2022’den 2026’ya kadar olan finansman dönemi için 29 ülkeden yaklaşık 5 milyar dolar topladığını hatırlatarak COP10’da yaşanan hatanın tekrarlanmaması konusunda uyarıyor. Zira çeşitli koruma enstitüleri tarafından yapılan bir değerlendirmeye göre, biyolojik çeşitliliğin korunması için 711 milyar dolarlık fon sağlanması gerekiyor ve Global Environment Facility’nin topladığı miktar, ihtiyaç duyulan miktarın oldukça altında kalıyor.

Ancak uzmanlar biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik giderek artan bir destek olduğunu, biyoçeşitlilik kaybının sonuçlarının iyi anlaşılmış olduğunu ve eylem için net bir yön verilmesi gerektiğinin de anlaşıldığını belirterek iyimser olmak için çeşitli nedenler olduğunu belirtiyor.

Zirve 19 Aralık’ta sona erecek.