Kayıp ve hasar, COP27'nin gündeminde

Kayıp ve hasar, COP27'nin gündeminde

COP27’nin ikinci gününde ön plana çıkan konu kayıp ve hasar oldu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, COP27 iklim zirvesinde yaptığı konuşmasında, ülkeleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye çağırdı. Kayıp ve hasar konusunun önemine vurgu yapan von der Leyen, “Gelişmiş ülkeleri, iklim değişikliği karşısında savunmasız kalan ülkelere yönelik iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmeye çağırıyoruz.” dedi.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro iklim adaleti konusuna değinerek, Venezuela’nın dünya çapındaki sera gazlarının sadece yüzde 0,4’ünden sorumlu olduğuna dikkat çekti. Maduro, iklim değişikliğiyle mücadelede son otuz yılda yapılanlardan çok daha fazlasının yapılması gerektiğini belirterek, “Gezegen bize yaşam için ihtiyacımız olan her şeyi cömertçe verdi. Ancak şimdiye kadarki eylemlerimiz nedeniyle büyük bir bedel ödeme vaktimiz geldi. Ekosistemimizin tamamen çöküşü tehlikesiyle karşı karşıyayız.” dedi.

Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame zirvede yaptığı konuşmasında, Covid-19 salgını döneminde dış finansman sisteminin iklim değişikliğinin en kötü etkilerine maruz kalan savunmasız ülkeler için çalışmadığına dikkat çekti. Kagame, “Gelişmiş ülkelerin yapabileceği en değerli katkı, sürdürülebilir ve yeşil enerjiyi yaygınlaştırmak için Afrika’ya yatırım yaparken emisyonlarını da hızlı bir şekilde azaltmaya odaklanması olacaktır. Afrika’nın iklim finansmanından yararlanmaya hazır olup olmadığını sorgulamak, mevcut eylemsizliği haklı çıkarmak için bir bahane olarak kullanılmamalıdır.” dedi.

Sri Lanka Başkanı Ranil Wickremesinghe COP27’nin gündeminde yer alan kayıp ve hasar konusunu sömürgecilik bağlamında gündeme getirdi. Wickremesinghe, “Sömürgecilik uygulamaları kapsamında zengin ülkeler sanayilerini geliştirmek için Asya ve Afrika’dan kaynaklar çıkardı. Bu yağmadan dolayı fakirleştik.” dedi. Wickremesinghe, bu sanayileşme politikasının, iklim krizinin en çok savunmasız ülkeleri vurmasına neden olduğunu ifade etti.

Cabo Verde Başkanı Jose Maria Neves, dünyada kişi başına düşen en düşük sera gazı emisyonlarından birine sahip olduklarını belirterek, “İklim değişikliğinin sonuçlarından büyük ölçüde zarar gördük ve bu yüzden sürdürülebilir kalkınmaya yönelik yıllardır kaydettiğimiz ilerleme sekteye uğradı. Uzun süreli kuraklıklar, yeraltı suyunun kötüleşmesi, toprakların bozulması ve biyolojik çeşitlilik kaybı dahil olmak üzere büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız.” dedi. Neves, Cabo Verde gibi gelişmekte olan küçük ada devletleri için küresel finansmana erişebilmelerinin şart olduğunun altını çizdi.

Surinam’ın Başkanı Chandrikapersad Santokhi de benzer bir noktaya değinerek, “Karbon negatif bir ülke olmamıza rağmen iklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasızız.” dedi.

Palau Başkanı Surang el Whipps ise, “İklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasız bırakmanız ile bizi bombalamanız arasında bir fark yok.” dedi. Whipps, “İklim krizi bizi adım adım parçalıyor. Daha geçtiğimiz hafta ortaya çıkan fırtına çatıları söktü, altyapımızı yok etti. Öte yandan yaşanan kuraklık su kıtlığı yaşamamıza neden oldu.” dedi.

Zirvenin birinci gününde neler olmuştu?

Mısır’ın Şarm El Şeyh kentinde gerçekleşen zirveye, Mısır’ın Cumhurbaşkanı Abdel Fattah El-Sisi ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres başta olmak üzere Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının üyeleri de katıldı.
Açılış töreninde konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Abdel Fatah al-Sisi, Cop27’deki liderleri ve uluslararası toplumu zamanımızın en acil sorunlarından biri olan iklim değişikliği üzerinde birlikte çalışmaya çağırdı. Sisi, dünyanın dört bir yanındaki insanların iklim değişikliğinin sonuçlarından acı çektiğini belirterek, “Birbiri ardına felaketler görüyoruz. Birini ele aldığımızda, bir diğeri ortaya çıkıyor. İklim değişikliğinin yarattığı ıstırap dalga dalga yayılıyor.” dedi.

Gelişmiş ülkelerin, iklim değişikliğinin sonuçlarıyla yüzleşen diğer ülkelere yardımcı olmak için daha fazlasını yapması gerektiğine değinerek, “Liderler olarak iklim değişikliğini ele alma ve savunmasız grupları korumaya yönelik sorumluluklarımızla yüzleştik mi? Belirlediğimiz hedeflere ulaşabilir miyiz? Hepimiz birlikte çalışabilir miyiz? Başka seçeneğimiz var mı?” diye sordu.

Sisi’nin ardından söz alan BM Genel Sekreteri António Guterres, “Birkaç gün içinde gezegenimizin nüfusu yeni bir eşiği geçecek. İnsanlık ailemizin sekiz milyarıncı üyesi doğacak. Gezegeni korumak için ne yaptığımızı sorduğunda, o çocuğa ne diyeceğiz?” dedi.

İnsanlığın önünde iş birliği yapmak ya da yok olmak üzere yalnızca iki seçeneği olduğunu belirten Guterres, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında tarihi bir iklim dayanışması anlaşması için çağrıda bulundu. Guterres, “Bu anlaşma, tüm ülkelerin 1,5 derecelik hedef doğrultusunda önümüzdeki on yılda emisyonları azaltmak için ekstra çaba gösterdiği bir anlaşma olacaktır. En büyük iki ekonomi olan ABD ve Çin, bu anlaşmayı gerçek kılmak konusunda özel bir sorumluluğa sahip.” dedi.

Guterres, ortak bir iklim dayanışma anlaşması yapılmadığı takdirde toplu bir intihar anlaşmasına onay verilmiş olacağını aktararak, “Kayıp ve hasar konusu artık gözardı edilemez. Bu ahlaki bir zorunluluktur. Bu, uluslararası dayanışmanın ve iklim adaletinin temel bir sorunudur. İklim krizine en az katkıda bulunanlar, başkaları tarafından ekilen kasırgayı biçiyor. İyi haber şu ki, ne yapacağımızı biliyoruz ve bunu yapmak için finansal ve teknolojik araçlara sahibiz. İklim kriziyle mücadele, önümüzdeki kritik on yılda bizim gözetimimizde kazanılacak veya kaybedilecek. Kesin olan bir şey var: Vazgeçenler kesinlikle kaybedecek. Öyleyse insanlık ailemizin 8 milyar üyesi ve gelecek nesiller için birlikte savaşalım ve kazanalım.” dedi.

 

Paylaş