TSKB tarafından hazırlanan “COP31’e Doğru: Öncelikli Gündem Konuları ve Türkiye İçin Dönüşüm Fırsatı” raporu yayımlandı. Rapor, küresel iklim politikalarında yeni hedefler açıklamaktan çok, mevcut hedeflerin uygulanabilir projelere, yatırımlara ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmesinin önem kazandığına dikkat çekiyor. Bu doğrultuda Türkiye’nin COP31 Başkanlığı tarafından konferansın bir “Uygulama COP’u – Implementation COP” olarak konumlandırılması ve sürecin “Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon” yaklaşımıyla yürütülmesi öngörülüyor.
Rapora göre COP31’in başarısında finansmana erişim, teknoloji transferi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, adil geçiş ve ülkelerin farklı ekonomik koşullarını dikkate alan politika araçlarının oluşturulması belirleyici olacak.
COP31 Eylem Gündeminde 10 Öncelikli Alan
COP31 kapsamında Sıfır Atık, Okyanuslar ve Denizler, Gıda Güvenliği, İklim Dirençli Şehirler, İklim Uygulama Köprüsü, Gençlik ve Eğitim, Yeşil Sanayileşme, Temiz Enerji Dönüşümü, Rio Sinerjisi ve Dinamik-Dayanıklı Sağlık Sistemleri olmak üzere 10 temel eylem alanı öne çıkıyor.
Raporda 2035 yılına yönelik somut küresel uygulama hedefleri de yer alıyor. Küresel elektrifikasyon oranının yüzde 35’e çıkarılması, atık üretimindeki artışın yarı yarıya azaltılması, binalardaki enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 düşürülmesi ve üretim ile imalatta döngüsel malzeme kullanımının en az yüzde 15’e ulaştırılması hedefleniyor. İklim dirençli tarım ve iklim eğitiminin toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırılması da öncelikler arasında bulunuyor.
Paris Anlaşması sonrasında iklim politikalarının giderek taahhüt aşamasından uygulama aşamasına geçtiğine işaret edilen raporda; emisyon ticaret sistemleri, karbon fiyatlandırması, elektrikli araç destekleri, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, hidrojen ve karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojilerinin daha geniş ölçekte kullanılmaya başladığı belirtiliyor. Bununla birlikte finansman açığı, uygulama kapasitesindeki farklılıklar, jeopolitik gelişmeler ve ülkelerin farklı kalkınma öncelikleri nedeniyle dönüşümün küresel ölçekte aynı hızda ilerlemediği vurgulanıyor.
Enerji Dönüşümünde Elektrifikasyon Öne Çıkıyor
Rapora göre küresel sera gazı emisyonları 2024 yılında 53,2 milyar ton CO₂ eşdeğerine ulaştı. Emisyonların yüzde 74,5’ini fosil kaynaklı CO₂ emisyonları oluştururken, karbon yoğun sanayide çimento, demir-çelik ve kimya sektörleri öne çıkıyor.
COP31 kapsamında enerji dönüşümünün temel araçlarından birinin elektrifikasyon olması bekleniyor. Küresel elektrifikasyon oranının 2035 yılına kadar yüzde 35’e çıkarılması hedeflenirken, yenilenebilir enerji kapasitesinin de hızla büyümesi öngörülüyor. Raporda 2035 yılında küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin yaklaşık 19.600 GW’a ulaşabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte mevcut projeksiyonlar, COP28’de ortaya konulan yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkarma hedefinin henüz tam olarak yakalanamadığını gösteriyor.
Enerji dönüşümü aynı zamanda yeni hammadde ihtiyaçlarını beraberinde getiriyor. Güneş ve rüzgâr teknolojilerinde kullanılan çinko ihtiyacının 2035 yılına kadar 2022 seviyesinin 3,1 katına, lityum ihtiyacının ise 2040 yılında 2024 seviyesinin 4,7 katına çıkması bekleniyor.
İklim Finansmanında Yatırım Yapılabilir Proje İhtiyacı
İklim değişikliğinin sıcak hava dalgaları, sel, kuraklık, yağış rejimlerindeki değişiklikler ve deniz seviyesindeki yükselme gibi etkilerinin artması nedeniyle azaltım politikalarının yanı sıra uyum ve dayanıklılık yatırımlarının da hızlandırılması gerekiyor.
Raporda, gelişmekte olan ülkeler için yıllık iklim finansmanının 2035 yılına kadar 1,3 trilyon ABD dolarına çıkarılmasının hedeflendiği aktarılıyor. Ancak finansman sorununun yalnızca kaynak miktarıyla sınırlı olmadığı belirtiliyor. Yüksek sermaye maliyetleri, yatırım yapılabilir proje eksikliği, düşük proje hazırlama kapasitesi, parçalı finansman yapıları ve kurumsal kapasite eksiklikleri de iklim yatırımlarının önündeki temel engeller arasında gösteriliyor.
Bu kapsamda garanti, sigorta ve risk paylaşım mekanizmaları aracılığıyla sermaye maliyetlerinin düşürülmesi, proje bazlı finansman modellerinden ulusal yatırım platformlarına geçilmesi ve veri ile standardizasyon altyapısının geliştirilmesi COP31 sürecinde öne çıkan başlıklar arasında bulunuyor.
Türkiye’de Dönüşümün Odağında Enerji ve Sanayi Var
Türkiye’nin 2024 yılı toplam sera gazı emisyonları 584,5 milyon ton CO₂ eşdeğeri olarak gerçekleşti. Emisyonların yüzde 71,8’i enerji, yüzde 12,9’u endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, yüzde 12,6’sı tarım ve yüzde 2,6’sı atık sektöründen kaynaklandı. Bu tablo, Türkiye’nin karbonsuzlaşma sürecinde enerji ve sanayi dönüşümünün belirleyici rolünü ortaya koyuyor.
Enerji dönüşümünde ise yenilenebilir enerji kapasitesi büyümeye devam ediyor. 2025 yılı sonunda Türkiye’nin güneş ve rüzgâr toplam kurulu gücü yaklaşık 40 GW seviyesine ulaşırken, bu kapasitenin 2035 yılına kadar üç katına çıkarılması hedefleniyor. Haziran 2026 itibarıyla Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 126 GW’a, yenilenebilir enerji kurulu gücü ise 78,4 GW’a ulaştı. Yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içerisindeki payı yaklaşık yüzde 62 oldu.
Enerji verimliliği de Türkiye’nin dönüşüm gündeminin önemli bileşenlerinden biri. 2024-2030 II. Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında 20,2 milyar ABD doları yatırım yapılması, 37,1 MTEP kümülatif enerji tasarrufu sağlanması, birincil enerji tüketiminin yüzde 16 azaltılması ve 100 milyon ton CO₂ emisyon azaltımı gerçekleştirilmesi hedefleniyor.
İklim Riskleri Uyum Yatırımlarını Zorunlu Kılıyor
Türkiye’de 2025 yılında 1.011 aşırı hava olayı kaydedildi. Bu olayların yüzde 27’sini fırtınalar, yüzde 23’ünü şiddetli yağış ve seller, yüzde 17’sini ise dolu olayları oluşturdu. 2025 yılı ortalama sıcaklığı 15,1°C olarak gerçekleşirken, bu değer 1991-2020 ortalamasının 1,2°C üzerinde ölçüldü.
Karadeniz ve Marmara bölgelerinde sel ve taşkın riskleri; Akdeniz ve Ege’de ise kuraklık ve orman yangınları giderek daha belirgin hale geliyor. Türkiye’nin 2024-2030 İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı bu çerçevede 40 stratejik hedef ve 132 eylem içeriyor. Arıtılmış atık suların yeniden kullanım oranının 2030 yılına kadar yüzde 15’e çıkarılması, iklim riski yüksek altyapının güçlendirilmesi ve 81 ilin tamamında Yerel İklim Değişikliği Eylem Planlarının hazırlanması öne çıkan hedefler arasında bulunuyor.
COP31 Türkiye İçin Dönüşümü Hızlandırabilir
TSKB raporuna göre COP31, Türkiye açısından yalnızca uluslararası bir iklim konferansına ev sahipliği yapmanın ötesinde, yeşil dönüşümün hızlandırılması için önemli bir fırsat sunuyor.
Konferans kapsamında yatırımcıların, kalkınma bankalarının ve kamu kurumlarının Türkiye’de bir araya gelmesi, iklim yatırımlarının uluslararası görünürlüğünü artırabilir ve finansmana erişimi kolaylaştırabilir. COP31 ha zırlıkları kapsamında kamu, yerel yönetimler, düzenleyici kuruluşlar, kalkınma ajansları ve özel sektör arasında oluşturulacak iş birliği mekanizmalarının kalıcı hale gelmesi de Türkiye’nin iklim politikalarının uygulama kapasitesini güçlendirebilir.
Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, sanayide proses dönüşümü, düşük karbon teknolojileri, döngüsel ekonomi ve iklim dirençli şehir yatırımlarının hızlandırılması ise COP31’in Türkiye açısından yaratabileceği en önemli kazanımlar arasında gösteriliyor.
Raporda COP31 süreci için yedi stratejik öncelik öne çıkarılıyor: Ulusal Katkı Beyanlarının uygulanabilir ve finansman sağlanabilir politikalara dönüştürülmesi, iklim finansmanına erişimin artırılması, adil geçişin yönetilmesi, enerji dönüşümünün enerji güvenliğiyle birlikte ele alınması, uyum ve dayanıklılığın güçlendirilmesi, doğa temelli çözümlerin iklim politikalarına entegre edilmesi ve çok paydaşlı yönetişim mekanizmalarının geliştirilmesi.
COP31’in “uygulama” odağı, Türkiye açısından iklim hedeflerinin somut yatırımlara dönüştürülmesi için önemli bir fırsat yaratıyor. Özellikle sanayinin karbonsuzlaşması, enerji verimliliği, temiz enerji yatırımları ve iklim finansmanına erişim alanlarında atılacak adımlar, Türkiye’nin uzun vadeli yeşil dönüşüm sürecinin hızını belirleyebilir.
KAYNAK:
