COP27 öncesinde tartışmalar alevleniyor

COP27 öncesinde tartışmalar alevleniyor

COP27’de iklim değişikliği mi, fosil yakıtların devamlılığı mı yoksa gıda ve enerji krizine ek olarak yükselen enflasyon mu ön planda olacak?

Bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na (UN Climate Change Conferance, COP) ev sahipliği yapacak ülke olan Mısır, konferansta gezegenin sıcaklık artış hızını yavaşlatmak için geçmişte verilen taahhütlerden geri adım atılabileceğinden kaygılanıyor. Konferansın başkanı olan Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry, Bloomberg News’e verdiği röportajda, “Konferans, dünyanın enerji ve gıda kriziyle karşı karşıya olduğu zor bir jeopolitik ortamda gerçekleşecek. Bu durum, hepimizin önceliğinin iklim değişikliği olduğu konusunda dikkat dağıtıcı bir etken oluşturabilir.” diyor.

Mısır’ın amacının bu dikkat dağınıklığının oluşmasını önlemek olduğunu söyleyen Shoukry, gelişmekte olan ülkelerin değişen iklim koşullarına nasıl uyum sağlayacağına ve yeşil enerji geçişini finanse etmek için nasıl fon bulabileceklerine odaklanılmasını istiyor.

Ekonomik büyüme kıskacında yenilenebilir enerji

Dünyadaki hemen hemen her ülkeyi temsil eden binlerce iklim diplomatı her yıl COP’ta bir araya geliyor. COP toplantıları, küresel ölçekte sera gazı emisyonlarını azaltmak için hayata geçirilecek eylemlerin koordine edildiği bir araç olma özelliği taşıyor. Yüzyılın sonuna kadar gezegenin yaklaşık 2,7 derece veya daha fazla ısınması bekleniyor ve COP kapsamında bu sıcaklık artışının engellenmesi hedefleniyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (Intergovernmental Panel on Climate Change) göre, böyle bir artış felaketle sonuçlanacak ve gezegende yaşayan bütün canlıların hayatını tehdit edecek. 2015 yılında Paris’teki COP21 toplantısında, sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için adımlar atılmasına karar verilmişti. Ancak Shoukry, dünyanın şimdiden yaklaşık 1,2 derece ısındığını ve Paris İklim Anlaşması’nda verilen taahhütlerin yerine getirilmesinin zorlaştığını belirterek, “Veriler, sıcaklık artışının düşürülmesi hedefine ulaşma, adaptasyon zorluklarına hazırlanma veya finans hedeflerini karşılama konusunda hala doğru yolda olmadığımızı gösteriyor” diyor.

Shoukry, yenilenebilir enerjide düşen maliyetlerin, büyük yatırımlara yol açması gerektiğini ancak mevcut jeopolitik durumun, yenilenebilir enerjiye geçişi uzun bir süre aksatabileceğini ifade ediyor.
Sorunun merkezinde, Afrika ülkeleri dahil gelişmekte olan ülkelerin, ekonomik büyümenin etkilenmeyeceğinden emin olarak yeşil geçişi nasıl sağlayacağı konusundaki şüpheleri yer alıyor.

Gelişmekte olan ülkeler, geçen yıl Glasgow’da petrol ve gaz rezervlerini kullanma fırsatından mahrum edilmemeleri gerektiğini savunmuştu. Bu yıl Mısır’ın Sharm el-Sheikh şehrinde gerçekleşecek toplantının önceliğinin de gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere yeşil enerjiye geçişlerine yardımcı olmak için daha fazla ödeme yapmasını sağlamak olduğu belirtiliyor.

Shoukry, “Afrika’nın endişelerini dikkatle dinlemek ve aktarmak, uyum ve dayanıklılık gibi önceliklerinin yerine getirilmesini sağlamak bize düşüyor.” diyor. Finansmanla ilgili müzakerelerde “iklim değişikliğinden dünyada en fazla etkilenen kıta olan Afrika’daki toplulukların ihtiyaçlarının” dikkate alınması gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Bununla birlikte Ukrayna’daki savaş sonrasında yükselen gaz fiyatları nedeniyle birçok ülke, Afrika’daki fosil yakıtları cazip bir fırsat olarak değerlendirmeye başladı ve Avrupa Birliği üyeleri dahil olmak üzere gelişmiş ülkeler mevcut gaz kıtlığında, Afrika’nın fosil yakıt üretimini destekleyebileceklerini belirtti. Avrupa’nın Afrika doğal gazını satın alma hevesi, Afrika ülkelerinin yeşil altyapı ve gaz boru hatları ile enerji santrallerinin finansmanını geride bırakırken Angola, Nijerya ve Senegal gibi ülkeleri fosil yakıtlara bağımlı hale getirdi ve yüz milyonlarca insanın elektriğe erişimini zorlaştırdı.

“Kayıp ve Hasar” tartışması

Gelişmekte olan ülkeler, verilecek maddi desteğin yalnızca gitgide ısınan gezegene uyum sağlamayla kısıtlı kalmasını istemiyor; iklim diplomasisi jargonunda, iklim değişikliğinden büyük ölçüde sorumlu olan gelişmiş ülkelerin, yoksul ve savunmasız ülkelerin uğradığı zararın bir kısmını tazmin etmesi gerektiği anlamına gelen “Kayıp ve Hasar” kapsamında da ödeme yapılması gerektiğini savunuyor.

Bu yılın başlarında Bonn’da COP27 kapsamında yapılan toplantılar, iki kamp arasında “Kayıp ve Hasar” konusunda anlaşmazlıklara neden olmuştu. Ancak daha sonra Berlin’de gerçekleştirilen başka bir toplantıda, sonuca bağlanmasa da taraflar uzlaşmaya daha yakın bir tavır sergilemişti. Shoukry,Finansman konusunda bir atılım gerçekleştirmek, gelişmekte olan ve özellikle de Afrika ülkeleri için büyük önem taşıyor.” diyor.

Mısır, iklim değişikliğinin hızını yavaşlatmaya katkıda bulunma girişiminin bir parçası olarak Birleşmiş Milletler’e geçen ay yeni iklim hedeflerini sunmuştu. 2035 yılına kadar yenilenebilir enerjilerin payını iki katına çıkarmayı hedefleyen Mısır, sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 30 oranında azaltmak için de Küresel Metan Taahhüdü’ne katılmıştı. Shoukry, belirlenen hedeflere ulaşılabilmesi için en az 196 milyar dolara ve 2030 yılına kadar da uyum için 50 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.

Afrika ülkeleri fosil yakıt için yeni yatırımlar peşinde

Öte yandan Guardian, Afrika Birliği tarafından “Ulaşım, Kıtalar ve Bölgeler Arası Altyapı ve Enerji Komitesi İkinci Olağanüstü Oturumu” için hazırlanan bir belgeye ulaştı. Belgeye göre Afrika ülkelerinin liderleri, Afrika’daki fosil yakıtlara yeni yatırımların yapılması için COP27’yi kullanacak.

Beş sayfalık belge ve beraberindeki 25 sayfalık açıklamada bazı Afrika ülkelerinin, Mısır’da yapılması planlanan COP27 konferasında gerçekleştirilecek müzakerelerde, kıta genelinde fosil yakıt üretiminin artırılmasından yana ortak bir tutum sergileyeceğini gösteriyor.

Belgede “Kısa ve orta vadede fosil yakıtların, özellikle de doğal gazın, modern enerjiye erişimi kolaylaştırarak yenilenebilir enerji sistemlerinin gelişimini hızlandırmada çok önemli bir rolü olacak.” ifadeleri yer alıyor.

Afrika Birliği üye ülkeleri, COP27’de alınacak ortak tutumu teyit etmek için bu hafta Addis Ababa’da tekrar bir araya gelecek. Belgeye göre, Afrika’nın fosil yakıt rezervlerinden faydalanmasına devam etmesi ancak gelişmiş ülkelerin emisyonlarında da keskin kesintiler sağlanması konusunda öncülük etmeleri gerektiği savunulacak.

Bununla birlikte, kıtanın dört bir yanından çevre savunucuları, Afrika’da gaz ve petrol üretiminin artırılmasının küresel iklim hedeflerine ulaşmayı imkansız hale getireceğinden, kıtada yenilenebilir enerjinin gelişmesini engelleyeceğinden ve yerel halk yerine çok uluslu şirketlere fayda sağlayacağından korkuyor.

Düşünce kuruluşu Power Shift Africa’nın direktörü Mohamed Adow, Afrika’nın doğrudan yenilenebilir enerjiye geçmek yerine fosil yakıtları tercih etmesinin bir hata olacağını belirterek, “Afrika, güneş ve rüzgar açısından adeta kutsanmış bir kıta ve onlarca yıl daha sürecek pahalı fosil yakıt bağımlılığına mahkum bırakılmamalı.” diyor.

Africa Coal Network koordinatörü Lorraine Chiponda ise, “Afrikalı liderlerin fosil yakıtlara yapılacak yatırımlar için konferansa katılacak liderleri zorlama olasılığı, milyonlarca insanın hayatını tehdit eden iklim etkileri göz önüne alındığında pervasız bir tavır olarak öne çıkıyor. Fosil yakıt projeleri, 600 milyon insanın hala enerji yoksulluğu içinde yaşadığı gerçeğini değiştirmiyor. Bu tip yaklaşımlar Afrika’da ne enerji yoksulluğunu çözmüş ne de Afrika halkına herhangi bir sosyo-ekonomik fayda getirmiştir.” ifadelerini kullanıyor.

“En iyi ihtimalle saflık, en kötü ihtimalle ölümcül bir budalalık”

COP27 öncesinde tartışmalar alevlenirken, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan yeni bir makalede, insan neslinin tükenmesi, kitlesel iklim göçü ve toplumsal çöküş gibi en kötü senaryolara hazır olunması gerektiği belirtiliyor. Makalede en kötü senaryoları görmezden gelmenin “en iyi ihtimalle saflık, en kötü ihtimalle de ölümcül bir budalalık” olduğu aktarılıyor.

Makaleye göre, dünyanın 1,5 derece ısınması halinde nüfusun yüzde 14’ü her beş yılda bir aşırı sıcak hava dalgalarına maruz kalacak. 2 derecelik bir ısınma ise bu oranı yüzde 37’ye çıkaracak.

Sera gazı azaltma taahhütleri yerine getirildiği takdirde küresel ısınma 2100’de 1,9 ila 3 derece arasında gerçekleşecek. Ancak bugünkü sera gazı eğilimleri devam ederse küresel ısınma 3,9 dereceye kadar çıkabilecek.

Araştırmacılar, henüz öngöremediğimiz kritik eşiklerin de olabileceğine dikkat çekerek, bunları “bilinmeyenlerin bilinmeyen riski” olarak adlandırıyor. Stratokümülüs bulutlarının kaybolma ihtimali üzerinden örnek veren araştırmacılar, yüksek karbondioksit yoğunlaşmalarının bu bulutların kaybına yol açması durumunda dünyanın birdenbire 8 derece ısınabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar, ısınmanın 2 dereceyi aştığı durumda neler olabileceğine dair yeterince araştırma olmadığını belirterek, “Tarihe dönüp bakılması gerekiyor. İklim değişikliği daha önce çok sayıda toplumun çöküşünde, dönüşümünde ve de beş kitlesel yok oluşta rol oynadı.” hatırlatmasını yapıyor.