,

Döngüsel Ekonominin Potansiyelleri

Döngüsel Ekonominin Potansiyelleri

Son günlerde en çok duyduğumuz kavramlardan biri döngüsel ekonomi. Peki, bu kavramı ne kadar iyi anlıyoruz? 

Dünya Çevre Merkezi’nin (World Environment Center) eski başkanlarından Terry F. Yosie, bu sorunun peşinden giderek döngüsel ekonomi anlayışının sınırlılıklarına ve potansiyellerine odaklanıyor. Yosie’nin makalesini İSO Yeşil Blog için çevirdik.

İsrafı minimuma indirme, ürünlerin yaşam döngüsünü uzatma, sürdürülebilir değer zincirleri yaratmak için inovasyonu teşvik etme ve üretim ve tüketimi ortak sistemler içinde entegre etme anlayışlarından oluşan döngüsel ekonomi kavramı güçlü bir kavram. Yaşam döngüsü analizi ve Bill McDonough ile Michael Braungart’ın geliştirdiği “beşikten beşiğe” (cradle to cradle) ve “beşikten mezara” (cradle to grave) gibi kavramlara dayanan döngüsel ekonomi anlayışı, yeni bir fikir olmasa da çok amaçlı kapsamı ve bir dizi sürdürülebilirlik sorunlarına uygulanabilirliği sayesinde çekiciliğini koruyor. Ayrıca iddialı taahhütlerin verildiği ve danışmanlar, düşünce kuruluşları, tanıtım projelerinden oluşan giderek büyüyen bir endüstri yaratıyor.

Döngüsel ekonomiye giden yol büyük iddialardan geçmemeli

Ancak burada bir sorun var, çünkü döngüsel bir ekonomiye giden yol aslında büyük iddialardan ve taahhütlerden geçmemeli. Döngüsel ekonomiye dair ilerleme, daha çok iş süreci iyileştirmelerinde ya da alıcılar ve satıcılar arasındaki müzakerelerde kullanılabilecek daha az iddialı yöntemlerle olabilir. Bu yöntemleri uygulayabilmek için de organizasyonlar içinde ve çapraz değer zincirlerinde daha güçlü iş kültürleri oluşturmak gerekli.

Döngüsel ekonomi faaliyetlerindeki yapısal sorunlar

Mevcut birçok döngüsel ekonomi faaliyetinin canlanması motivasyon açısından övgüye değer olsa da bu faaliyetlerin ölçeğini ve etkisini sınırlayan bir dizi yapısal sorun var. Bunların en önemlilerinden bazıları şöyle:

Piyasalar ve kamu politikaları işlenmemiş malzemelerin kullanımını teşvik ediyor.

Sübvansiyonlar ve diğer piyasa çarpıklıkları, tarih boyunca doğal kaynak ve hammaddelerin aşırı kullanımına yol açtı. Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu, mevcut su yönetimi uygulamaları devam ederse 2030 yılına kadar su arzı ve talebi arasındaki farkın yüzde 40 olacağını söylüyor. ABD hükümeti ise minerallerin, hidrokarbonların ve diğer emtiaların çıkarılmasını yönetmek için gereken oranları piyasa takas seviyelerinin çok altında belirledi. Diğer bir deyişle, piyasalar kirliliği hesaba katmadan işlenmemiş malzemelerin tüketimini teşvik etmeye devam ediyor.

Geri dönüşüm, yeniden kullanım ve yeniden üretime verilen önemin arkasında araştırma-geliştirme, tasarım ve kaynak bulma gibi döngüsel ekonominin diğer yapıtaşlarının ihmal edilmesi yatıyor.

Böyle sınırlı bir görüş, doğal olarak inovasyonu engelliyor ve potansiyel girişimlerin ölçeğini kısıtlıyor. Öncelikli olarak atık yönetimine odaklanmak aslında iş dünyası ve devlet kurumlarının israfı önlemeye yönelik daha yaratıcı ve etkili çözümlerin acil olmadığına dair anlayışının da bir göstergesi.

Mevcut birçok kamu politikası döngüsel ekonomi düşünülerek tasarlanmıyor ya da döngüsel hedeflere kolayca uyum sağlayamıyor.

Buna bir örnek tehlikeli atıkların sınır ötesi taşımının ve bertarafının kontrolüne ilişkin imzalanan Basel Sözleşmesi’nde bulunabilir. Sözleşme, birçok durumda elektroniklerin, elektrikli araç pillerinin, plastiklerin ve yeniden kullanım, onarım ve üretim için gerekli diğer maddelerin ticaretini yasaklıyor.

Döngüsel ekonomi kavramına dair bir belirsizlik var.

Yukarıda tartışılan ekonomik ve politik faktörlere ek olarak geri dönüşüm, yeniden kullanım ve yeniden üretim gibi kavramların tanımlarının belirsizliği, enerji, kaynaklar ve materyallerin yaşam döngüleri boyunca ne kadarının kullanılacağına dair hedef ve ölçülerin geliştirilmemiş olması ve ürün tasarımı aşamasında üreticiler, atık toplayıcılar ve yeniden üreticiler arasındaki iş birliğinin yetersiz olması gibi faktörler de belirsizlik yaratıyor.

Tedarik zincirlerinde yönetişim eksikliği bulunuyor.

Kalite ve yönetim standartları dışında çoğu şirket tedarikçilerinden belirli uygulamalara sadık kalmalarını istemekten kaçınıyor ve genel olarak iş ortaklarının kendi ihtiyaçlarına göre uyarlayabilecekleri daha genel ilkeleri tercih ediyor.

Tüm bu faktörler, döngüsel ekonominin şimdiye kadar elde ettiği başarılarına gölge düşürüyor, çünkü plastik atık hacimleri, atık toplama altyapısının mevcut kapasitelerinin ve mevcut geri dönüşüm ve yeniden kullanım potansiyellerinin ötesine geçmeye devam ediyor ya da tarım faaliyetleri sonucu azot ve pestisitlerin su havzalarına yayılması su kalitesini düşürürken, et üretiminden kaynaklanan metan salımları artmayı sürdürüyor. Üstelik artık daha yeni ve büyük atık akışları da ortaya çıkmaya başladı. Örneğin, Dünya’ya yakın bir yörüngedeki yaklaşık 3 bin çalışmayan uydu ve 4 inçten daha büyük 34 bin nesneden oluşan uzay çöpü, yörüngedeki diğer uzay araçları ve personeller için artan riskler barındırıyor.

Uzun ve fırtınalı bir yolun başındayız

Bu önemli yapısal engellere rağmen zamanla ivme kazanabilecek ve döngüsel ekonomi anlayışımızı yeniden şekillendirebilecek bazı cesaret verici gelişmeler de oluyor. Bu olumlu göstergelerden bazıları şöyle:

“Döngüsel ekonomi alet çantası” hızla gelişiyor.

Şirketler hangi ürünlerin düşük, orta veya yüksek döngüsellik potansiyeline sahip olduğunu anlamaya başladıkça, bir dizi yeni “döngüsellik aracına” da erişebiliyor. Bu araçlar arasında hammaddelerin, enerji akışlarının ve ürünlerin hareketini tanımlamak için değer zincirlerinin haritalanması, hangi hammaddelerin, iş süreçlerinin ve ambalajların daha fazla doğal kaynak tükettiğinin değerlendirilmesi ve atık toplama ve atık yönetimi altyapısını daha iyi planlamak için atık akışlarının yerini belirleyen dijital teknolojilerin uygulanması gibi yöntemler yer alıyor.

Bazı şirketler ve şehirler değer zincirleri ve paydaşlarıyla birlikte daha pratik ve somut yollarla liderliği yeniden tanımlıyor.

Örneğin, birkaç yıl önce Walmart ve Trade Technologies 2030 yılına kadar atmosferden 1 gigaton karbonu kaldırma taahhüdünde bulundu ya da Unilever 56 bin tedarikçisinin 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yarıya düşürme sözü verdi. Rotterdam şehri, 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını ve hammadde kullanımını yarıya indirme ve hava kalitesini iyileştirme taahhüdünde bulundu.

Bu olumlu gelişmeler gelecek yıllarda görünürlük ve ivme kazanacak olsa da iş süreçlerinin ve alım satım işlemlerinin doğası, döngüsel ekonomiye dair daha doğru ve etkili uygulamaların geliştirilmesi için uzun yıllara ihtiyaç duyuyor. Ayrıca, tüketiciler döngüsel ekonomi ve bu ekonomideki rolleri hakkında yeterli farkındalığa da sahip değiller. Tüm bu yapısal sınırlamalar birlikte ele alındığında söyleyebiliriz ki döngüsel ekonomi yolculuğu uzun ve fırtınalı bir yol ve henüz bu yolculuğun başındayız.