İklim aciliyetini anlamak için yeni bir kavram önerisi: Yeşil enflasyon

İklim aciliyetini anlamak için yeni bir kavram önerisi: Yeşil enflasyon

İklim değişikliği kaynaklı çevre felaketleri ya da ekonomik kayıplarla ilgili her gün onlarca yeni rapor gündeme gelse de iklim aciliyeti konusunda daha yeni ve somut göstergelerle bilgilendirilmeye ihtiyacımız var. Bu noktada Forbes’dan Olga Paxon, iklim değişikliğiyle mücadelede kullanılmayan fonların birkaç yıl içinde kaybedeceği değeri göstermek için “yeşil enflasyon” kavramını öneriyor. Peki, yeşil enflasyon nedir?

Kısa sürede harekete geçmezsek gelecekte karşılaşacağımız çevre felaketlerinin sayısının hızla artacağına dikkat çeken Paxon, bilimsel raporların gezegeni kurtarmaya dair çağrılarının karar vericileri harekete geçirmede yetersiz kaldığına dikkat çekiyor: “Çevre felaketlerinin ne zaman gerçekleşeceği ya da kapsamının ne olacağı konusundaki belirsizlikler, bu durumun sebepleri arasında görülebilir. Diğer bir deyişle, ‘yakında’ ya da ‘gelecekte’ gibi ifadeler karar vericiler için yeterince ikna edici son tarihler değil. O halde, gezegenin geleceği hakkındaki soyut kavramları somutlaştırmaya ve anlaşılır kılmaya yönelik yeni iletişim tekniklerine ihtiyacımız var.”

Gecikme maliyetinin satın alma gücü cinsinden ifadesi: Yeşil enflasyon

İklim aciliyetini daha etkili bir şekilde ifade etme yolunun ne olabileceği sorusu üzerinden giden Paxon, gecikme maliyetinin “satın alma gücü” ya da “paranın zaman değeri” cinsinden ifade edilebileceğini belirtiyor: “Böylece, bugünün parasının iklim değişikliğiyle mücadelede yapabileceklerinin birkaç yıl içinde ne kadar azalabileceği yıllık yüzdelik oranlar üzerinden anlaşılabilir.” Olga Paxon bu oranı “yeşil enflasyon” olarak adlandırmayı öneriyor ve ekliyor: “Bugün elimizde iklim değişikliğiyle ilgili çok sayıda rapor ve hesaplama var, aslında tek bir oranla hepsini basitçe açıklayabiliriz.”

Paxon, “yeşil enflasyon” kavramını şu örnek üzerinden açıklıyor: “2015 yılında Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu’nda iklim değişikliğiyle mücadelede gecikmenin maliyetine dair iki önemli sonuç elde edildi. Birincisi, iklim konusunda belirli bir hedefe ulaşmanın maliyetinin her 10 yılda yaklaşık yüzde 40 artacağı, ikincisi ise sanayi öncesi seviyelerin 3 derece üzerinde ısınmayla sonuçlanan bir gecikme yaşanırsa, ekonomik zararda yıllık küresel üretimin yaklaşık yüzde 0,9’u kadar bir artış yaşanabileceğiydi. Bu iki sonuçtan tek bir formül elde etmek oldukça zor, böyle bir formül oluşturulsa bile bu formül bir aciliyet içermeyecek, çünkü gecikmenin maliyeti olarak hesaplanan on yılda bir yüzde 40’lık artış oranı, küresel borsaların yılda ortalama yüzde 10’luk büyümesine kıyasla oldukça düşük. Bu rakamlara bakıldığında en azından yakın gelecekte iklim değişikliğiyle mücadele projeleri dışındaki projelere fon yatırmanın ya da çevre sorunlarını çözmeyi ertelemenin daha verimli olabileceği sonucu çıkıyor.”

Paxon, daha yakın tarihli raporların durumun aciliyetini nispeten daha çok öne çıkardığını belirtiyor: “Columbia Üniversitesi’nden Kent Daniel, Kepos Capital’den Robert Litterman ve New York Üniversitesi’nden Gernot Wagner tarafından yapılan bir araştırmaya göre karbondioksit fiyatlandırması uygulamasına acilen geçilmezse, ortaya çıkacak maliyetlerin boyutu korkutucu olacak. Uygulamayı bir yıl geciktirmek 1 trilyon dolara, 5 yıl geciktirmek yaklaşık 24 trilyon dolara mal olurken 10 yıllık bir gecikmede ise toplam 100 trilyon dolarlık bir kayıptan söz ediliyor.”

“Daha etkili iletişim yöntemlerine ihtiyacımız var”

Bu çalışmaları dikkate alan Olga Paxon şu soruyu soruyor: “Dünyanın bugünkü en zengin insanı Jeff Bezos tüm servetini iklim değişikliğiyle mücadeleye yatırsaydı ne olurdu? Ama şimdi değil, 10 yıl sonra. Bezos, bugünkü 185 milyar dolarlık servetinin tamamını kâr getiren fonlara yatırsa bile servetinin satın alma gücü bu süre zarfında neredeyse 100 kat azalacak ve 2 milyar dolar civarına düşecek. Böyle tahminlerin net sonuçlar vermeyeceği ve birçok faktöre bağlı olarak sonuçların değişebileceği düşünülebilir. Ancak, gezegenin ihtiyacı mutlak netlikteki sonuçlar değil. Önemli olan, bilimsel çalışmaların bağımsız bir şekilde incelenip Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ya da G20 gibi kuruluş ve topluluklar tarafından etkili iletişim yöntemleriyle dünyaya duyurulması.”

İklim değişikliğiyle mücadelede dünyanın yeni ve daha somut yöntemlerle daha yüksek seste bilgilendirilmeye ihtiyacı olduğunu vurgulayan Paxon, yeşil enflasyon kavramının bu noktada bir çözüm olabileceğini tekrarlıyor: “Yeşil enflasyon, gezegenin artık bekleyemeyeceğini göstererek politikacıları, milyarderleri, medyayı ve toplumları harekete geçmeye yöneltebilir.”

Olga Paxon’ın yazısının orijinaline ulaşmak için tıklayınız.

Derleyen: Gizem Seher