,

Metal sanayi nasıl daha yeşil olabilir?

Metal sanayi nasıl daha yeşil olabilir?

İstanbul Sanayi Odası’nın sürdürülebilirlik vizyonu kapsamında oluşturduğu sektörel yol haritalarından dördüncüsü ana metaller sanayi için hazırlandı. Yol Haritasında, sektöre özel yol gösterici öncelikler ve takip göstergeleri sunuluyor.

Dünya ekonomisinde büyük bir paya sahip olan ana metaller sanayi, en yoğun enerji tüketen imalat sanayilerinden biri. 2020 yılı verilerine göre dünya genelinde demir-çelik üretiminde ilk sırayı Çin alırken, ardından Hindistan ve Japonya geliyor. Türkiye ise 35,8 milyon ton üretimle Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise 7. büyük demir-çelik üreticisi. Çeliğin Türkiye’nin toplam ihracatındaki payı da 2020 yılında yüzde 7,4 olarak açıklandı.

Çelik hurda kullanımı karbon emisyonlarını yüzde 58 azaltabilir

Demir-çelik sektörü, Avrupa Birliği’nin Fitfor55 ile açıkladığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında değerlendirilecek olan ilk beş sektör arasında da yer alıyor. Ayrıca çelik; mühendislik, inşaat ve otomotiv gibi farklı sektörlerde ham madde olarak da kullanıldığı için karbon salımları açısından etki alanı geniş bir materyal. İstanbul Sanayi Odası tarafından hazırlanan Ana Metaller Sanayi Sürdürülebilirlik Yol Haritası’na göre, elektrifikasyon, hidrojen kullanımı ile karbon yakalama ve kullanımı gibi yöntemler düşük karbonlu üretim çözümleri yaratmanın başında geliyor. Bunlarla birlikte, örneğin üretim süreçlerinde çelik hurda kullanarak karbon emisyonlarını yüzde 58, hava kirliliğini yüzde 86, su kullanımını yüzde 40 ve su kirliliğini ise yüzde 76 oranında azaltmak mümkün.

Çelik üretim sürecinin büyük bir kısmı yüksek sıcaklıklarda gerçekleşiyor ve üretim prosesinde demir cevherini indirgeyici madde olarak karbon kullanılıyor. Bu nedenle, demir-çelik sektörünün karbondioksit salımlarının artmasında önemli bir payı var. Ana metaller sanayi yol haritasına göre, kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmamasının doğa üzerinde baskı ve ekonomik faaliyetler üzerinde de tehdit oluşturacağı göz önüne alındığında, çelik üreticilerinin çevresel etkilerini en aza indirmek, toprak, su ve biyoçeşitliliği korumak, enerji ve su verimliliğini artırmak, karbon salımlarını azaltmak ve sıfır atık hedefleriyle faaliyet göstermeleri daha da önemli hale geliyor.

Çelik endüstrisi dünya çapında 40 milyon kişiyi istihdam ediyor

Çelik, alüminyum ve bakır gibi metaller altyapı ihtiyaçlarından günlük ürünlere kadar pek çok yerde karşımıza çıkıyor. Ayrıca bu metaller daha geniş bir ekonominin işleyişi için elzem olan el aletleri ve karmaşık fabrika makineleri de dahil olmak üzere temel ögeleri üreten birçok sanayi sektörünün de ihtiyaçlarını karşılıyor. Çelik endüstrisinde dünya çapında demir cevheri yıllık toplam 2,5 trilyon ABD doları değerinde bir dizi ürüne dönüştürülüyor. 2017 yılında dünya çapında altı milyondan fazla kişiyi istihdam eden sektörün üretim süreçlerinin kamu değeri ise yaklaşık 500 milyar dolar. Tedarik zincirleri de eklendiğinde çelik endüstrisinin toplamda yaklaşık 40 milyon kişiyi istihdam ettiği görülüyor.

Ana metaller sanayi yol haritasında, bu çapta bir istihdam kapasitesine sahip sektörün çalışanlarına güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları sunması, sorumlu satın alma ve tedarik zinciri izlenebilirliğini artırarak değer zinciri boyunca insan haklarını koruması, çatışma minerallerinin sorumlu kullanımını sağlaması, operasyonel mükemmellik, çeşitlilik ve kapsayıcılık konularında adımlar atmasının önemine dikkat çekiliyor.

İnovasyon metal sektörünün de merkezinde

PwC tarafından metal şirketi yöneticileri de dahil olmak üzere tüm sektörlerdeki üst düzey yöneticilerle yapılan bir araştırmaya göre, şirketlerin yüzde 44’ü kendilerini inovasyonda lider, yüzde 38’i takipçi, yüzde 18’i ise öncü olarak nitelendiriyor. Bu rakamlar, inovasyonun metal şirketleri de dahil olmak üzere tüm sektörler için yapılan işin merkezinde yer aldığını gösteriyor.

Sadece konvansiyonel ürünler üzerinden yeni ürün tasarımları ve üretimleri gerçekleştirmenin artık paydaşların gözünde yeterli olmadığının belirtildiği yol haritasında, sürdürülebilir tasarımla üretilmiş, kaliteli ve pazarlanabilir ancak daha az olumsuz çevresel etkiye sahip ürünlerin öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca sürdürülebilirlik için AR-GE ve inovasyon yatırımlarının hem rekabet avantajı yarattığı hem de birçok riski bertaraf ettiği vurgulanıyor. Bu noktada karbon yakalama teknolojileri gibi karbonsuzlaşmaya destek olabilecek inovasyonların teşvik edilmesi hedeflere ulaşmada kolaylaştırıcı olabilir.

Paylaş