Uzun vadeli en önemli risk iklim değişikliği

Uzun vadeli en önemli risk iklim değişikliği

Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı 2022 Küresel Riskler Raporu’na göre önümüzdeki 10 yılın bir numaralı riski, iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık.

Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF) tarafından her yıl risk uzmanları, iş dünyası, sivil toplum ve dünya liderleri arasındaki risk algılarını tespit etmek üzere hazırlanan ve riskleri ekonomik, çevresel, jeopolitik, toplumsal ve teknolojik olmak üzere beş ayrı kategoride inceleyen Küresel Riskler Raporu’nun 2022 edisyonu açıklandı. Rapora göre, önümüzdeki 10 yılın bir numaralı riski iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık. “İklim eylemi başarısızlığı” (climate action failure) olarak adlandırılan bu riskle ilgili en çok öne çıkan tehdit ise aşırı hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin artması gibi durumları da kapsayan fiziksel riskler.

İnsanlığın karşı karşıya olduğu en büyük uzun vadeli riskin iklim krizi olduğu konusunda artık kimse şüphe duymuyor. Ancak net sıfır karbonlu geleceğe geçişle bağlantılı riskler de önemli tehditler olarak gündeme geliyor, çünkü net sıfıra sistemsiz bir geçiş, söz konusu riskleri daha da şiddetlendirebilir, kuruluşların iş yapma yeteneklerini etkileyebilir, ekonomik dalgalanmaya neden olabilir ve finansal sistemi istikrarsızlaştırabilir.

 

Rapora göre önümüzdeki 10 yılın küresel riskleri sırasıyla iklim eylemi başarısızlığı, aşırı hava koşulları, biyoçeşitlilik kaybı, sosyal uyumun bozulması, geçim krizleri, bulaşıcı hastalıklar, beşeri çevrenin zarara uğraması, doğal kaynaklar krizi, borç krizleri ve jeoekonomik çatışmalar. Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2022/01/global-risks-2022-disorderly-net-zero-transition/
En yoksul 52 ülkedeki aşılanma oranı sadece yüzde 6

2022 başlarken COVID-19 ve beraberinde getirdiği ekonomik ve toplumsal sonuçlar dünya için kritik bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Aşı eşitsizliği ve bunun sonucunda ortaya çıkan eşit olmayan ekonomik toparlanmaları, sosyal kırılmaları ve jeopolitik gerilimleri beraberinde getiriyor. Örneğin, dünya nüfusunun yüzde 20’sine ev sahipliği yapan en yoksul 52 ülkede nüfusun sadece yüzde 6’sı aşı olabildi. 2024 yılına kadar Çin hariç gelişmekte olan ekonomilerin pandemi öncesi beklenen gayri safi yurtiçi hasıladaki büyümesi yüzde 5,5’in altına düşerken, gelişmiş ekonomilerin bu rakamı yüzde 0,9 aşarak küresel gelir uçurumunu derinleştireceği tahmin ediliyor.

Küresel Riskler Raporu’nda ortaya konan küresel risk algılarının toplumsal ve çevresel kaygılara odaklanması dikkat çekici. Araştırmanın katılımcılarından son iki yıla ilişkin bir değerlendirme yapmaları istendiğinde, sosyal uyumun bozulması, geçim krizleri ve ruh sağlığının bozulması gibi toplumsal riskler pandemiden bu yana en çok kötüleşen tehditler olarak öne çıkıyor. Ankete katılanların sadece yüzde 16’sı dünyanın genel görünümü hakkında olumlu ve iyimser hissettiğini söylerken, sadece yüzde 11’i küresel toparlanmanın hızlanacağına inandıklarını kaydediyor. Çoğu katılımcı ise önümüzdeki üç yılın dalgalanmalar, sürprizler ve kazananlar ile kaybedenleri ayıracak parçalanmış senaryolarla geçeceğine inanıyor.

Uzun vadeli risklerde odak gezegenin geleceği

Önümüzdeki beş yıl söz konusu olduğunda da katılımcıların çoğu yine toplumsal ve çevresel risklere işaret ediyor. 10 yıllık bir ufuk söz konusu olduğunda ise gezegenin geleceğine dair endişeler öne çıkıyor: Dünyanın geleceğine yönelik uzun vadeli beş riskin tamamı sadece gezegene değil insanlara da zarar verme riski bulunan çevresel risklerden oluşuyor. Bu riskler arasında ilk üç sırayı ise iklim eylemi başarısızlığı, aşırı hava koşulları ve biyoçeşitlilik kaybı alıyor. Dijital eşitsizlik ve siber güvenlik başarısızlığı gibi teknolojik riskler de araştırmaya katılanların kaydettiği kısa ve orta vadeli tehditler arasında, ancak uzun vadeli öngörülerde bu riskler daha alt sıralara düşüyor.

Rapora göre, ülkelerin ekonomik toparlanma seviyeleri arasındaki farklılık da küresel iş birliklerinin önüne geçebilecek tehditler arasında yer alıyor. Pandemiden kaynaklanan ekonomik zorluklar devam ederken raporun yazılma tarihindeki veriler küresel ekonominin 2024 yılına kadar pandemi olmasaydı geleceği durumdan yüzde 2,3 daha küçük olacağını gösteriyor. Bu kapsamda en çok öne çıkan riskler ise yükselen emtia fiyatları, enflasyon ve artan borçlar.

Küresel eşitsizlikler iş birliklerine zarar verebilir

Pandemiden kaynaklı ekonomik dalgalanmalar, işgücü piyasası dengesizlikleri, yerli ekonomiyi koruma anlayışı ve genişleyen dijital uçurumlarla birleşince ortaya çok da iç açıcı olmayan bir tablo çıkıyor. Bazı ülkelerde aşının hızla piyasaya sürülmesi, dijital dönüşümün başarılı bir şekilde yönetilmesi ve yeni büyüme fırsatlarının ortaya çıkması kısa vadede pandemi öncesi trendlere dönüş ve uzun vadede de daha dirençli bir gelecek anlamına gelirken diğer pek çok ülke düşük aşılama oranları, sağlık sistemleri üzerindeki baskı, dijital uçurumlar ve durgun iş piyasalarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Önümüzdeki yıllarda, ülkeler arasındaki bu eşitsizliklerin yeni göç dalgalarını yönetmek, iklim değişikliğinin kötüleşen etkileriyle ve siber risklerle mücadele etmek gibi küresel iş birliği gerektiren alanlarda sorun oluşturması muhtemel.

Bazı ülkeler için kısa vadeli iç baskıların, uzun vadeli önceliklere odaklanmayı zorlaştıracağı ve küresel risklere ayrılan sermayeyi sınırlayacağı da raporda öne çıkan başlıklar arasında. Örneğin aralarında Arjantin, Fransa, Almanya, Meksika ve Güney Afrika gibi G20 ülkelerinin de bulunduğu 31 ülke için en önemli kısa vadeli risk “sosyal uyumda bozulma.” Artan kutuplaşma ile halihazırda toplumları zorlayan eşitsizliklerin daha da genişleyebileceği söyleniyor, örneğin pandemi öncesine göre 51 milyon daha fazla insan aşırı yoksulluk içinde yaşamaya mahkum kalabilir.

Dünya için bir numaralı uzun vadeli tehdit iklim eylemlerinde başarısızlık

Rapora göre düzensiz bir iklim geçişi de eşitsizlikleri artırabilir. Araştırmaya katılanlar “iklim eylemlerinde başarısızlık” riskini dünya için bir numaralı uzun vadeli tehdit ve önümüzdeki 10 yıl içinde potansiyel olarak en şiddetli etkilere sahip risk olarak sıralıyor. Aslında iklim değişikliği şimdiden kuraklık, yangınlar, sel, kaynak kıtlığı ve biyoçeşitlilik kaybı gibi biçimlerde etkilerini göstermekte. Örneğin, 2020’de dünyanın dört bir yanındaki birçok şehir yıllardır görülmeyen aşırı sıcaklara maruz kaldı. Hükümetler, işletmeler ve toplumlar iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarını önlemek için artan bir baskıyla karşı karşıya. Yine de dünya çapında ve sektörler arasında farklı senaryolarla karakterize edilen düzensiz bir iklim geçişi, ülkeler arasındaki uçurumları artırabilir ve küresel iş birliklerinin önünde yeni engeller yaratabilir.

Rapora göre, mevcut teknolojik, ekonomik ve toplumsal değişimlerin karmaşıklığı ve iklim taahhütlerinin yetersizliği göz önüne alındığında, 2050 yılına kadar net sıfır hedefine ulaşan herhangi bir dönüşüm muhtemelen düzensiz olacak. COVID-19 karantinaları sırasında sera gazı emisyonlarına küresel bir düşüş görülse de kısa sürede bu düşüş tersine çevrildi; örneğin 2020’de sera gazı emisyonlarındaki artış oranları son 10 yılın ortalamasından daha hızlı yükseldi. Karbon yoğun sektörlere güvenme yolunda ilerlemeye devam eden ülkeler, daha yüksek karbon maliyeti, teknolojik yeniliklere ayak uyduramama ve ticaret anlaşmalarındaki sınırlamalar gibi nedenlerle rekabet avantajını kaybedebilir. Yine de şu anda milyonlarca işçi çalıştıran karbon yoğun sektörlerden uzaklaşmak rapora göre ekonomik dalgalanmaları tetikleyecek, işsizliği derinleştirecek, toplumsal ve jeopolitik gerilimleri artıracak. Aceleci çevre politikalarının benimsenmesinin doğa için de istenmeyen sonuçları olabilir, çünkü denenmemiş teknolojilerinin uygulanmasından kaynaklanan ve henüz bilinmeyen birçok risk var.

En büyük risk eylemsizlik

Rapor, net sıfır karbonlu bir geleceğe düzensiz bir geçişin risklerinin bir bahane olarak kullanılmaması gerektiğinin de altını çiziyor. Aksine, ne kadar uzun beklersek düzensiz bir geçişle karşılaşmamız o kadar olası. Üstelik eğer harekete geçmezsek azalmayan emisyonların neden olduğu zarar ve iklim değişikliğinin uzun vadeli sonuçları, potansiyel geçiş risklerinden çok daha büyük felaketlere yol açabilir. Sadece finansal bir mercekten bakıldığında bile görülüyor ki iklim değişikliğiyle mücadele için hiçbir hafifletici önlem alınmazsa dünya ekonomisi gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 18’ini kaybedebilir.

Bulunduğumuz noktada düzensiz bir geçiş kaçınılmaz gibi görünse de geçişin olumsuz sonuçlarını azaltmak için hala vaktimiz var. Hükümetlerin Ulusal Eylem Planları’nı somut adımlarla destekleyecek iddialı iklim politikaları geliştirmesi önemli. Bu politikaların işletmelerin ve yatırımcıların gelecekteki değişiklikleri planlamasını sağlamak için de şeffaf ve tutarlı yollar izlenmeli. Hükümetlerin net sıfır teknolojilere yatırımı teşvik etmek ve karbon yoğun ürün talebine neden olan tüketici davranışlarını değiştirmek için özellikle de karbon yoğun sektörlerle iş birliği yapması gerekiyor. Bu noktada örneğin fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması ve karbon fiyatlandırmasının getirilmesi önemli bir ilk adım olabilir.

Ayrıca dönüşüm sürecinde kimsenin geride kalmadığından da emin olunmalı. Bu kapsamda fosil yakıt endüstrisi gibi karbon yoğun sektörlerdeki işçilerin yeniden vasıflandırılmasını hızlandıran politikalar geliştirebilir. Yeşil dönüşümle birlikte yeni fırsatların da ortaya çıkacağını hatırlamak gerek. 2018’de 11 milyon olan yenilenebilir enerji istihdamının 2050’de 42 milyona varacağına dair tahminler bu fırsatlardan sadece biri. Önemli olan insanların bu fırsatları yakalayacak becerilere sahip olmasını sağlamak.

Siber tehditler artacak

Küresel Riskler Raporu, büyüyen dijital bağımlılığın siber tehditleri yoğunlaştıracağına da dikkat çekiyor. COVID-19 ile artan dijital bağımlılık toplumları büyük ölçüde değiştirdi. Son 18 ayda endüstriler hızlı bir dijitalleşme sürecinden geçti, uzaktan çalışma yaygınlaştı ve bu değişimi kolaylaştıran platformlar ve cihazlar çoğaldı. Ancak aynı zamanda siber güvenlik tehditleri de büyüdü. Örneğin, 2020’de kötü amaçlı yazılım ve fidye yazılımı saldırıları sırasıyla yüzde 358 ve yüzde 435 arttı.

Rapora göre büyük ve stratejik sistemlere yönelik saldırılar, toplumlar arasındaki eşitsizlikleri artırırken, saldırıları önlemek için gereken maliyetler de giderek yükselebilir. Dezenformasyon, dolandırıcılık ve dijital güvenlik eksikliği gibi maddi olmayan riskler de halkın dijital sistemlere olan güvenini etkileyebilir. Hükümetler riskleri kontrol etmek için tek taraflı yollar izlemeye devam ederse, daha büyük siber tehditler devletler arasındaki iş birliğini de engelleyebilir.