, ,

Yeşil dönüşüm yolunda Türkiye’yi neler bekliyor?

Yeşil dönüşüm yolunda Türkiye’yi neler bekliyor?

İklim Değişikliği Zirvesi 2022’de iş dünyasından akademiye alanında uzman isimler, Türkiye’nin yeşil dönüşümünü değerlendirdi.

22 Aralık 2022 tarihinde gerçekleştirilen İklim Değişikliği Zirvesi 2022’de iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir adım olan COP27’nin sonuçları ve Türkiye’ye olası yansımaları değerlendirildi. 1,5 derece hedefine ulaşma yolundaki iklim senaryolarından, Türkiye’nin karbonsuzlaşma yol haritasına kadar pek çok konunun değerlendirildiği zirveye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ve iş dünyasından akademiye alanında pek çok uzman katıldı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum yaptığı konuşmada, Türkiye’nin yeşil dönüşüme maruz kalan bir ülke değil, etki eden ve yöneten bir ülke olma hedefiyle hareket ettiğini belirtti. Kurum, “Türkiye sanayisi ortaya koyduğu performansla milli gelir içindeki payını yüzde 25,6’ya yükselterek gücünü ispat etmiştir. Bu anlamda, dünyanın yeni bir yere gittiği noktada Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uygun şekilde sanayimizi dönüştürmemiz son derece elzemdir. Hazırladığımız Yeşil Mutabakat Eylem Planı’yla iş insanlarımızı, sanayicimizi ve diğer tüm paydaşlarımızı bir araya getirerek, sıfır kirlilik esaslı, sanayinin düşük emisyonlu, katma değeri yüksek ve sürdürülebilir bir üretime geçişini hep birlikte gerçekleştireceğiz.” dedi.

İklim değişikliği konusunda sağlam bir temel oluşturmayı hedeflediklerini belirten Kurum, “Yedi bölgemize dair Bölgesel İklim Değişikliği Eylem Planları’nı hazırladık ve uygulamaya geçirdik. Bunun yanı sıra İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı ile 541 eylem ve bu eylemlerden sorumlu kuruluşlarımızı belirledik.” ifadelerini kullandı.

Üniversitelerden yüzlerce akademisyenin katılımıyla gerçekleştirilen İklim Şurası’nda, 76’sı öncelikli olmak üzere toplamda 217 karar alındığını aktaran Kurum, sağlıktan spora, ticaretten sanayiye kadar hayatın her bir alanını kapsayan iklim değişikliği kanununun da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulduğunu söyledi.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ise, iklim değişikliğinin ekonomi, toplum ve doğanın birbirine bağlı olduğunu gözler önüne serdiğini belirterek, sürdürülebilirlik anlayışına uygun olarak ticaret ve üretimde köklü dönüşümlerin yaşanmasına yol açtığının altını çizdi.

COP27 zirvesini değerlendiren Bahçıvan, “Fosil yakıtlarla ilgili kararın alınmaması hayal kırıklığı yaratmış olsa da küresel ortalama sıcaklıktaki artışın 1,5 derece ile sınırlandırılması gerekliliği bir kez daha vurgulandı. Ancak COP27’deki tüm ülkeler taahhütlerini yerine getirse dahi küresel sıcaklık artışının 1,7 derece olacağı tahmin ediliyor. Kısacası en iyi senaryoda bile hedefin uzağında olduğumuzu görüyoruz. Oysa sınır tanımayan iklim felaketleri göz önüne alındığında yeterli azaltım için aksiyona geçmediğimiz takdirde uyum için gereken maliyetler de artacaktır.” dedi.

İklim değişikliği sonucu yeni dönemin getirdiği farkındalık çerçevesinde İSO’nun sürdürülebilirlik konusunu odağında tuttuğunu ve yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek bu alanda yürütülecek çalışmalarla katkı sağlamaya devam edeceğini vurgulayan Bahçıvan, “Özellikle son iki yıldır bu konuda son derece etkili çalışmalar yapıyor ve iletişim stratejisi izliyoruz. Burada amacımız, gelecekte sanayimizin ve sanayicimizin önüne çok ciddi bir rekabet dezavantajı olarak çıkabilecek ‘Yeşil Dönüşüm’ ile ilgili bir farkındalık oluşturmak ve sanayicimizin bu konuyla ilgili bilgilendirilmesini sağlamaktır.” ifadelerini kullandı.

Bahçıvan, ülke sanayisinin etkili ve güçlü bir paydaşı olan İSO’nun, toplumsal ve çevresel sorumluluklarının bilincinde ve sürdürülebilirlik konusunda öncü rol oynamaya devam edeceğini belirterek, “Sürdürülebilir dönüşümün ancak birlikte mümkün olacağı inancıyla tüm paydaşlarımızı da harekete geçmeye davet ediyoruz.” dedi.

Türkiye’nin ticaret alanı daralabilir

Açılış konuşmalarının ardından Gazeteci Vahap Munyar moderatörlüğünde düzenlenen “Dünyada Enerji Geçişi ve Yenilenebilir Enerji” panelinde konuşan Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Dr. Fatih Birol, Türkiye’nin emisyonlarını azaltma girişiminin önemli olduğunu ancak azaltmaya yönelik adımlarını atarken kendi ekonomik çıkarlarıyla uyumlu bir şekilde ilerlemesi gerektiğini söyledi.

Dünyanın yeşil dönüşüm konusunda harekete geçmesinin üç sebebi olduğunu belirten Birol, “Dünyada elektrikli arabalardan yenilenebilir enerjiye, temiz teknolojilere ilginin artmasının esas sebebi iklim değişikliği değil. Esas sebebi, enerji güvenliği. İnsanlar yenilenebilir enerji kullanırken, dışarıdan petrol veya doğal gaz ithal etmek yerine kendi enerjisini kullanmaya yönelik hareket ediyor. İkinci nedeni ise endüstriyel politikalar, yani temiz sanayi politikaları. Sanayi artık yeni bir evreye geçiyor. İçten yanmalı motorları bırakıp elektrikli arabalara, kömür santrallerinden vazgeçip güneş panellerine yöneliyor. Gelişmiş ülkeler temiz enerji teknolojileri alanında şimdiden önemli bir rol kapmaya çalışıyor. ABD, Çin, Hindistan, Endonezya dahil hepsi bu konuda ekonomilerini şekillendiriyor. Bu şekilde ileride temiz enerji ana gündem olduğunda, öncü konumda olmak istiyorlar. Üçüncü sebebi ise iklim değişikliği.” dedi.

Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’nın Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine de değinen Birol, “Türkiye, ticaretinin yüzde 50’ye yakınını AB ile yapıyor. AB, Türkiye’nin en önemli ticari partneri. Bu bakımdan, Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması, Türkiye ticaretini de değiştirecek. Türkiye’nin özellikle Avrupa’ya ihraç ettiği ürünlerdeki karbon yoğunluğunu azaltması gerekiyor. Aksi takdirde Türkiye dezavantajlı duruma düşebilir. Karbon yoğunluğunu azaltmak çoğu sektör için hiç zor değil ancak devletin yardımı gerekiyor. Devletin özellikle sanayi kollarına, yeşil dönüşümü teşvik etmek için sübvansiyon sağlaması lazım. Bu yapılmazsa Türkiye çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalabilir. Öte yandan ABD’de 2024’te gerçekleşecek seçimlerde demokratlar yeniden iktidar olursa, ki demokratlar iklim konusunda duyarlıdır, ABD’nin de AB gibi bir vergi düzenlemesine gideceğini söyleyebiliriz. Böyle bir durumda, yeşil dönüşüm gerçekleştirilemezse Türkiye’nin ticaret payı çok ciddi seviyede azalabilir. Türkiye vakit kaybetmeden özellikle ihracat kollarında karbon yoğunluğunun nasıl azaltacağına dair bir yol haritası çizip harekete geçmeli.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye büyük resmi görüp ona göre bir strateji belirlemeli”

“Gelişmekte Olan Ekonomilerde Yeşil Dönüşüm” panelinde konuşan ERTA Yönetim Kurulu Başkanı ve YTÜ CFGS Direktörü Prof. Dr. Güler Aras, Türkiye’nin yeşil dönüşüm konusunda bir koordinasyon sorunu yaşadığını belirtti. Aras, “Türkiye’nin bir stratejisinin olması gerekiyor. AB nasıl Yeşil Mutabakat ile kendi stratejisini belirlemişse, Türkiye’nin de kendi ekonomisini ve çıkarlarını dikkate alarak, bir dönüşüm stratejisi ve kalkınma planını oluşturması gerekiyor. Ancak Türkiye’nin bir koordinasyon sorunu var. Büyük resmi görüp ona göre bir strateji belirleyemiyor. Kamu kurumlarının belirlenecek bir strateji içerisinde kendilerini konumlandırması gerekiyor. Bir yol haritasının oluşturulması, her bir kamu kurumuna belirli ödevlerin verilmesi ve bu ödevlerin takip edilmesi lazım. Öte yandan bu dönüşümü şirketlerin de tek başına, kendi hallerine bırakarak yapamayacaklarını biliyoruz. Yeşil dönüşüm aslında bir kalkınma stratejisi ve bu strateji doğru bir şekilde dizayn edilirse, Türkiye için büyük fırsatlar ortaya çıkar. Türkiye’nin kendi kararlarını kendisi vermesi lazım. Başka ülkelerin yönlendirici etkisinden ziyade, Türkiye’nin kendi istekleri doğrultusunda bir yol çizmesi gerekiyor. Dönüşümün kaçınılmaz olduğunu biliyoruz.” dedi.

Türkiye’nin yeşil dönüşümü gerçekleştirebilmesi için yeni teknolojilere finansmana erişiminin önemli birer rol oynadığını belirten Aras, “Kaynakların etkin ve verimli bir şekilde kullanımı çok önemli. Bu noktada AR-GE ve teknoloji ön plana çıkıyor. Biz Türkiye’de teknolojiyi bu dönüşüme henüz tam dahil edemedik. Teknolojiyi dahil ettiğimiz anda, sorunlarımızın çözümünün niteliği ve hızı artacak. Her aşamada şirketlerin kendi üretim sistemlerini dönüştürmesi ve yeni teknolojilere erişebilmesi gerekiyor. Bir diğer önemli konu ise finansman. Finansman yoksa, nitelikli stratejilere ve becerilere sahip olsanız bile harekete geçemiyorsunuz. Özellikle KOBİ ölçekli şirketlerde bu çok önemli. Dönüşümü arzu eden çok sayıda şirket var. Herkes bir şey yapmak istiyor ama bunu nasıl yapacağını bilmiyor veya finansman kaynağına erişemiyor. Bu kaynakların oluşturulabilmesinin yolu yeterli ve nitelikli bir finans stratejisi ile mümkün. Dolayısıyla Türkiye’nin sürdürülebilir finans kaynakları oluşturması gerekiyor. Eğer bu başarılabilirse çok önemli sonuçlar elde edilebilir.” ifadelerini kullandı.

Raporlama, finansmana erişimde önemli

“İklim Değişikliğinin Finansmanı” paneli ise Sürdürülebilir Finans ve Yatırımcı İlişkileri Bağımsız Danışmanı Cenk Göksan moderatörlüğünde ve Dünya Bankası Kıdemli Finans Sektörü Uzmanı Etkin Özen ile Kalkınma Yatırım Bankası Genel Müdür Yardımcısı Seçil Yıldız katılımıyla gerçekleşti.

Dünya Bankası olarak Türkiye’de özel sektörün yeşil finansman modellerini geliştirmeyi amaçladıklarını belirten Dünya Bankası Kıdemli Finans Sektörü Uzmanı Etkin Özen, “Öncelikle amacımız hem kamuyla hem özel sektör ve finansal kuruluşlarla yakından çalışarak özel sektörün iklim finansmanına katkısını artırmak, aynı zamanda özel yatırımı teşvik etmeye yardımcı olacak finansman araçları, politika gerekliliğindeki değişiklikler, hem analitik hem operasyonel destekler sağlamaktır. Uluslararası kalkınma kuruluşları, kamu ve özel iş birlikleriyle beraber özel sektörün girmekten çekindiği alanlarda çeşitli finansman modelleri oluşturarak, özel sektörün katkısını artırmayı hedefliyoruz.” dedi.

Özen, “2002 – 2022 döneminde Dünya Bankası tek başına 32 milyar dolarlık iklim finansmanı sağladı. Türkiye’ye baktığımızda ise portföyümüz 8 milyar dolar civarında. Ve bunun yüzde 50’si iklim ve iklim destekli faydalardan oluşuyor. Önümüzdeki dönemde de 9 projeyle yaklaşık 2 milyar dolar daha iklim finansmanı sağlamayı amaçlıyoruz. Tabii bu finansmanın bir kısmı finansal sektörle olacak. Çoğunluğu altyapı ve adaptasyon projelerine odaklı olacak bu finansmanı özel sektörün risk fiyatlandırması yapamadığı için geri kaldığı veya girmekten çekindiği alanlarda gerçekleştireceğiz. Bu alanı açmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

İklim finansmanında veri paylaşımının önemini vurgulayan Özen, “Öte yandan karbon üretimleri ve raporlamaları doğrultusunda yeni bir fon oluşturduk ve ülkeler ile şirketler söz konusu raporlamaları yaptıkları takdirde bu finansmana erişim sağlayabilecekler. Bu da önümüzdeki dönemde Türkiye’nin kullanabileceği bir başka araç olarak karşımıza çıkıyor. Tabii bütün bu çerçeveyi oluştururken raporlamanın yanı sıra veri paylaşımı ve verinin oluşturulması da büyük önem taşıyor. Bir finansal kuruluşun veya özel sektörün ya da uluslararası kuruluşun yatırım yapmadan önce riski fiyatlandırabilmesi gerekiyor. Biz bu verilere sahip olmadan bu yatırımı yapamayız. O yüzden bu alanda da acil adımların atılması gerekiyor.” dedi.

Yıllar içerisinde bankacılık anlayışının değiştiğini aktaran Kalkınma Yatırım Bankası Genel Müdür Yardımcısı Seçil Yıldız ise “20 yıl öncesine baktığımızda, bankacılık finans yönetimi şeklinde ilerliyordu. Ancak bugün çok daha bütüncül bir bakış açısıyla finansal risklerden ayrılmaz noktada çevre, sosyal ve yönetişimsel riskler ön plana çıkıyor. Bizim de en önemli misyonumuz sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi. Aldığımız her kararda, verdiğimiz her kredide bunu çokça gözetiyoruz. Bu bağlamda 2020 yılında banka olarak bir sürdürülebilirlik komitesi oluşturduk.” dedi.

Yıldız, “Türkiye’nin hem bugününü hem de yarınını gözeterek sürdürülebilir finansmanı doğru projelerle buluşturmak en temel sorumluluklarımızdan biri. 2021 sonu itibarıyla portföyümüzün yüzde 81’i sürdürülebilir temalı kredilerden oluşuyor. Bu uluslararası ölçekte bile oldukça kıymetli bir oran. Bu oran 2020 sonunda yüzde 63 seviyesindeydi. Bütün bu kredilerimizle 17 sürdürülebilir kalkınma amacının 15’ine doğrudan veya dolaylı olarak katkı sağlıyoruz. Vermiş olduğumuz kredilerle yılda 5 milyon ton karbon salımını da engellemiş oluyoruz.” ifadelerini kullandı.

Karbonun gerçekçi bir şekilde fiyatlandırılması gerekiyor

“Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası” başlıklı panelde ise, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin ve Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Erinç Yeldan söz aldı.

Türkiye’nin COP27’de açıkladığı güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı yorumlayan Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, “2020’de Türkiye’nin toplam emisyonu 524 milyon tona çıktı. Kişi başı emisyonumuz ise 6,3 ton oldu. Toplam emisyonun önemli bir kısmı enerji sektöründen kaynaklandı. 2015’te hükümetin verdiği Ulusal Katkı Beyanı’na göre, Türkiye’nin 2030’a kadar emisyonlarının 1 milyar 175 bin tona çıkacağı varsayılıyordu ve bundan yüzde 21 azaltım öngörülüyordu. Bu sene ise yüzde 21’lik artıştan azalım hedefi, yüzde 41’e çıkarıldı. Yani toplam emisyon 929 milyon ton değil, 693 milyon ton olacak. Ancak bu miktarın gerçekleşeceği de öngörülmüyor. Ortalama 650 milyon ton olacağı hesaplanıyor. Türkiye, emisyon azaltım hedefini yüksek bir seviyeden vermiş gibi gözüküyor. Buradan görüyoruz ki, Türkiye’nin hayali bir referans senaryosu var. Ancak 650 milyon ton bile uluslararası pek çok kuruluş tarafından yetersiz kabul ediliyor.” dedi.

Türkiye için düzenlenebilecek potansiyel bir emisyon ticaret sisteminin içeriğinin nasıl olması gerektiğini tartışmaya açan Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Erinç Yeldan ise, “Kömürden çıkış, Net Sıfır Emisyonu hedefi doğrultusunda olmazsa olmaz koşuldur. Kömüre dayalı enerji ve ısınma faaliyeti olası bir ETS karbon fiyatının astronomik bir düzeye çıkması ve hatta piyasanın işletilememesi anlamına gelecektir.” ifadelerini kullandı.

Karbonun gerçekçi bir şekilde fiyatlandırılmasının önemli olduğunu belirten Yeldan, “Karbonun fiyatlandırılması üzerinden azaltım sürecinde kısa dönemde kayıplar olacaktır. Kazanımların uzun vadeye yayılabileceği ve birdenbire gerçekleşmeyeceği anlaşılmalıdır. Bu süreçte devletin kamu politikaları aracılığıyla hem sosyal politika uygulayıcı hem düzenleyici hem de yatırımcı olarak çok önemli bir rol oynaması gerektiği kabul edilmelidir. Öte yandan demir ve çelik, çimento, ulaştırma gibi bazı stratejik sektörlerin süreç başında istisnalar ile desteklenmesi gerekecektir. Geçiş döneminin şeffaf ve muhakkak belirli bir süreyle sınırlandırılması gerekiyor. Bütün bu süreç boyunca hayali kapitalizm modelleri, hayali ormansızlaştırma tasarımları, teknolojik beklentiler ve gerçekdışı algılar ile gerçeküstü beklentilerin oluşturulmasından kaçınılmalıdır.” dedi.