,

Avrupa şirketleri, Yeşil Mutabakat’a ne kadar hazır?

Avrupa şirketleri, Yeşil Mutabakat’a ne kadar hazır?

PwC Türkiye tarafından yapılan Avrupa Yeşil Mutabakat Araştırması’na göre Avrupa’daki şirketlerin yüzde 60’ı, Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakatı’ndan haberdar değil. AB Yeşil Mutabakatı için hazır olan şirketlerin oranı yüzde 49 iken, yüzde 66’sı ise önümüzdeki yıllarda daha sürdürülebilir olmak için yatırım sermayesi ayırmış durumda. Araştırmaya göre, tedarik zincirlerindeki önemli kısımlarda değişiklik yapmayı planlayan şirketlerin oranı ise yüzde 51.

İlk iklim nötr kıta olmak ve Avrupa ekonomisini kökten değiştirmek için AB’nin hazırladığı iddialı ve kapsamlı bir plan olan Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın başarılı olmasında vergiler ve teşvikler kritik bir rol oynuyor. 2021 yılının Temmuz-Ekim aylarında aralarında AB üyesi olmayan ancak AB’nin yeni iklim ve çevre standartlarından etkilenecek olan Norveç, İsviçre ve İngiltere’nin de yer aldığı 13 Avrupa ülkesindeki yaklaşık 300 işletmeye Yeşil Mutabakat’a nasıl hazırlandıklarını soran PwC’nin araştırmasına göre, şirketlerin yarısından çoğu AB Yeşil Mutabakatı’na hazır değil. Şirketlerin en çok hazırlıksız olduğu alanlar arasında ise ulaşım, üretim ve su tüketimi öne çıkıyor ve çok sayıda şirket yenilenebilir enerji, emisyon azaltımı ve su tasarrufu konularında henüz eyleme geçmediklerini paylaşıyor.

Şirketler, Yeşil Mutabakat’a yönelik organizasyonel beceri ve süreçlere sahip değil

Araştırmada, şirketlerin önündeki en önemli engelin Yeşil Mutabakat’ı tüm yönleriyle anlamak, Yeşil Mutabakat vergilerinin maliyetlerini hesaplamak, mevcut teşviklerden faydalanmak ve daha sürdürülebilir ekonomilere geçişten elde edilecek faydaları en üst düzeye çıkarmak için gereken organizasyonel becerilere ve süreçlere sahip olmamaları olduğu görülüyor. Buna rağmen araştırmaya katılan şirketlerin üçte ikisi, önümüzdeki üç ila beş yılda daha sürdürülebilir olmak için yatırım sermayesi ayırmış durumda. Şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili geçici olarak aldığı özel inisiyatifler arasında ise daha temiz enerji tüketmek, enerji tüketimini azaltmak, atıkları ve plastik kullanımını azaltmak ve karbon emisyonlarını düşürmek gibi önlemler yer alıyor.

Araştırmaya katılan şirketler, en fazla emisyon üreten ve bu nedenle sürdürülebilirlik çalışmalarının odağında olması gereken faaliyetler olarak yüzde 44 ile üretim, yüzde 27 ile dağıtım ve yüzde 18 ile satın alma faaliyetlerini görüyor. Bu kapsamda araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 50’sinden fazlası, yakın vadede satın alma, üretim ya da depolama gibi tedarik zincirinin kilit noktalarında değişiklik yapmayı planladıklarını belirtiyor. Halihazırda çevresel iyileştirmeler yapan şirketlerin yüzde 70’i bu iyileştirmeleri teşvikler, hibeler ve vergi kredilerinden yararlanarak yaptıklarını paylaşırken şirketlerin girişimleri iklime dayanıklı binalar oluşturmaktan enerji ve su tüketimini azaltmaya, atıkların sürdürülebilir yönetiminden üretim süreçlerinin dijitalleşmesine kadar çeşitleniyor. Birçok işletme enerji tüketimini azaltmak için üretim süreçlerinde de iyileştirmeler yaptıklarını paylaşıyor.

Katılımcı şirketlerin yüzde 70’i temiz enerji kullanıyor

Araştırmaya katılanların yüzde 70’i faaliyetlerinde belirli ölçülerde temiz enerji kullandıklarını söylerken yaklaşık yarısı, karbon ayak izlerini azaltmak için aktif olarak çalıştıklarını ve üçte biri ise karbon emisyonlarını sürdürülebilirlik girişimleriyle telafi ettiklerini belirtiyor. Araştırmaya göre temiz enerjinin kullanım alanları arasında yüzde 47 ile ofisleri ısıtma ve soğutma, yüzde 44 ile de enerji üretimi faaliyetleri yer alıyor. Taşıma operasyonlarında temiz enerji kullananların oranı ise sadece yüzde 28.

Yeşil Mutabakat’ın getirdiği bir başka öncelik ise döngüsel ekonomiye geçiş. PwC’nin araştırması şirketlerin hem atıklarını ve emisyonlarını azaltmak için hem de ürünlerin yeniden kullanımını ve daha uzun yaşam döngülerine sahip olmalarını teşvik etmek için adımlar attığını ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan şirketlerin yaklaşık yüzde 70’i ürünlerin yaşam döngüsünü uzatmak için yeni yollar araştırdığını söylerken yaklaşık yarısı üretim süreçlerinden kaynaklanan tehlikeli atık miktarını azaltmak ve geri dönüştürülen atık miktarını artırmak için çaba sarf ettiklerini ekliyor. Ayrıca PwC’nin araştırmasına katılanların yarısından çoğu yakın vadede tedarik zincirlerindeki kaynak bulma, üretim veya depolama gibi işlevler gören temel merkezlerinin lokasyonlarını değiştirmeyi düşündüklerini belirtiyor, ancak araştırmaya göre şirketleri bu yer değiştirmeye iten temel neden sürdürülebilirlik kaygılarından ziyade maliyet.

Şirketlerin sürdürülebilir tarıma yönelik teşvik ve krediler hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacı var

Yeşil Mutabakat’ın kapsamı sadece üretim yapan şirketlerle sınırlı değil ve ziraat, tarım, madencilik, ormancılık ve diğer kara ve denizle ilgili faaliyetler de Mutabakat kapsamına giriyor. Araştırmaya katılan şirketlerin yarısı aktif olarak biyoçeşitlilik, hayvan sağlığı veya vahşi yaşam yönetimini desteklediğini söylerken yüzde 40’ı biyoçeşitlilik ve vahşi yaşamın korunması için teşvik ve kredileri araştırdığını paylaşıyor. Faaliyetlerinde kimyasal böcek ilacı, gübre veya genetiği değiştirilmiş ürün kullanımını azalttıklarını söyleyen şirketler ise katılımcıların dörtte birinden daha az. Araştırmaya göre, şirketlerin sürdürülebilir tarım ve gıda üretimine yönelik teşvik ve krediler hakkında daha fazla bilgi edinmeye ihtiyacı var, çünkü organik tarım yöntemleri uygulayan veya antibiyotik kullanımını azaltan şirketlerin en az yarısı, bu konuda teşvik ve kredilerin olup olmadığını araştırdıklarını söylüyor.

Yeşil Mutabakat’ı anlamaya yönelik uzmanlığa ihtiyaç bulunuyor

Şirketlerin çabalarına rağmen, PwC’nin araştırması birçok şirketin Yeşil Mutabakat çerçevesinde gelişmek için gereken temel iş ve değer zinciri dönüşümüne henüz başlamadığını ortaya koyuyor. Araştırma yazarlarına göre şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden şekillendirmeleri ve bu kapsamda finansmana erişim sağlamaları için tutarlı bir stratejiye ve hem tüm iş fonksiyonları ve departmanları arasında hem de tedarikçiler ve distribütörler arasında yakın iş birliği ve şeffaflığa ihtiyaçları olacak. Araştırma, bu noktada özellikle tedarik, finans, vergi, üretim, ESG (Environmental, Social, and Governance), İK (İnsan Kaynakları) ve diğer departmanların birbirleriyle koordineli çalışmasının çok önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Araştırmaya göre ayrıca şirketlerin kapasite oluşturmak için desteğe ve Yeşil Mutabakat’ın yükümlülüklerini anlamak için uzmanlığa ihtiyacı var. Yeşil Mutabakat ile 1000’den fazla yeni veya revize edilmiş (modified) verginin geleceği düşünüldüğünde şirketlerin özellikle vergi fonksiyonunun nasıl değişeceğine dikkat etmesi gerekiyor. Araştırma, yakın gelecekte çevre vergilerinin şirketlerin karbon ayak izlerini, ESG raporlamalarını ve vergi şeffaflıklarını etkileyecek şekilde genişleyebileceğine de dikkat çekiyor. Buna rağmen çoğu şirketin çevre vergilerinden sorumlu tek bir çalışanı bulunuyor. Oysa, gelecekte Yeşil Mutabakat’ın vergisel etkileriyle uğraşmak için diğer departmanlarla yakın iş birliği içinde çalışan çapraz işlevli ekiplere ihtiyaç olacak.

PwC’nin araştırmasına göre şirketlerin Yeşil Mutabakat ile gelecek dönüşüme ayak uydurabilmeleri için şimdiden plan yapmaya başlamaları gerekiyor. Yeşil Mutabakat ile vergi konusunun artık sadece bir maliyet odağı ya da destek işlevi değil, ticari organizasyonların ayrılmaz bir parçası olacağını vurgulayan araştırma, verginin şirketlerin topluma katkılarının önemli bir göstergesi olarak başarılı şirketlerin itibarını destekleyen bir işlev kazanacağını ekliyor.