, ,

Fosil yakıtların kullanımı artarken, yeşil enerji durağanlaşıyor

Fosil yakıtların kullanımı artarken, yeşil enerji durağanlaşıyor

Yenilenebilir enerji kapasitesinde rekor artış gerçekleşirken, yenilenebilir enerjinin küresel enerji kullanımındaki payı aynı kaldı.

Bilim insanları ve bazı hükümetlerin temsilcilerinden oluşan uluslararası bir enerji politikası ağı olan REN21’in hazırladığı rapora göre, artan enerji tüketimi ve fosil yakıt kullanımındaki yükseliş, yenilenebilir enerjideki büyümeyi geride bıraktı. 600’den fazla uzmanın desteğiyle hazırlanan rapora göre, kömür, petrol ve gaz kullanımı toplam enerji tüketimine hakim olmaya devam ediyor.

Rapora göre, yenilenebilir enerjinin küresel enerji tüketimindeki toplam payı son on yılda yüzde 10,6’dan yüzde 11,7’ye çok az artarken, 2021’de küresel enerji kullanımındaki artışın çoğu fosil yakıtlardan  karşılandı ve dünya çapında 2 milyar tonun üzerinde karbondioksit emisyonuyla yeni bir rekor kırılmasına sebep oldu.

Elektrik sektöründe, yenilenebilir enerji kapasitesinde yüzde 17 (314,5 GW) ve üretimde 7,793 Terawatt-saatlik (TWh) artış gerçekleştirildi. Ancak fosil yakıt sübvansiyonlarına 18 trilyon dolar, yani 2020’deki küresel GSYH’nin yüzde 7’si harcandı. Uzmanlara göre, Ukrayna’daki mevcut durum bu eğilimi daha da kötüleştirdi.

REN21 İcra Direktörü Rana Adib, “2021’de net sıfır sera gazı emisyonu taahhüdünde bulunan hükümetlerin sayısı artsa da, enerji krizine yanıt olarak çoğu ülke yeni fosil yakıt kaynakları aramaya ve daha fazla kömür, petrol ve doğal gaz kullanmaya başladı” diyor.

Fosil yakıtı sübvanse etmek için küresel olarak dakikada 11 milyon dolar harcandığını belirten Adib, bunun dengesiz bir sistem yarattığını, çünkü yenilenebilir enerjinin fosil yakıtlara ekonomik bir alternatif yaratsa da adil bir pazar düzeni oluşturmadığını söylüyor.

AB enerji güvenliğini nasıl sağlayacak?

Ukrayna’daki mevcut durum belirsizliğini korurken, Avrupa Birliği’nin (AB) orta vadeli enerji arzını tehlikeye atmadan, 2025’e kadar Rusya’dan arz edilen gazın olası kesintisiyle nasıl başa çıkabileceğini değerlendiren bir rapor yayımlandı.

Rhodium Group, Agora Energiewende, Maryland Üniversitesi ve Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı (National Renewable Energy Laboratory) araştırmacıları da dahil olmak üzere ECF ve Hewlett Vakfı ve McKinsey & Company’nin katkılarıyla hazırlanan “İklim Eylemi yoluyla AB Enerji Güvenliğini Sağlamak” (Delivering EU Energy Security through Climate Action) başlıklı raporda, AB’nin enerji arzı güvenliği sorununu, bu zorluğu kısa ve orta vadede ele alabilecek çözümlerin değerlendirmesi ve Avrupa devletlerinin atması gereken belirli eylemlere ilişkin tavsiyeleri yer aldı.

Bugünlerde tartışılan kısa vadeli önlemler arasında; ek gaz ithalatının güvence altına alınması, kömür gibi diğer fosil yakıtların kullanımının geçici olarak artırılması ve tüketici odaklı talep yönlü eylemlerin hızla artırılması yer alıyor.

Yapılan analizler, Avrupa’nın enerji arzını önümüzdeki kış ve 2025 yılına kadar güvence altına alması ve bunu orta vadeli iklim taahhütlerine uygun olarak yapması için bir yol olduğunu teyit ediyor. Bu yolun, yakın zamanda duyurulan iki programın (“Fit for 55” ve “REPowerEU”) hızlı bir şekilde hayata geçirilmesiyle sağlanabileceği belirtiliyor. Bu kapsamda, yenilenebilir enerji kaynaklarının agresif bir şekilde yaygınlaştırılması, enerji verimliliği ve elektrifikasyonun yanı sıra, önümüzdeki 36 ay boyunca LNG (Liquified Natural Gas, Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) ithalatının geçici olarak artırılması öneriliyor.

Raporda, enerji güvenliğinin sağlanmasında rüzgâr ve güneş enerjisi projeleri için hızlı geçiş izni, kamu yararı temelinde enerji verimliliğinin artırılması ve finansman programlarından yararlanılması, endüstriyel elektrifikasyonun hızlandırılması, sağlam bir malzeme ve ekipman tedarik politikası tanımlanması ve uygulanması, yenilenebilir enerji birikimi ve konut tipi ısı pompası kurulumu için insan kaynakları kapasitesi oluşturulması ve kısa vadeli sözleşmelerde gaz altyapısı yatırımlarının geçici Yüzer LNG Depolama ve Gazlaştırma Üniteleri ile (Floating Storage Regasification Unit, FSRU) sınırlandırılması tavsiyelerinde bulunuluyor.

Türkiye’nin enerji dönüşümünde fırsatlar ve güçlükler

European Climate Foundation (ECF), Agora Energiewende ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (IPM) tarafından kurulan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin hazırladığı “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2021” raporuna göre ise Türkiye’de elektrik talebi, 2019-2020 döneminde sınırlı olarak artarken ( ~ %1), 2020-2021 döneminde yüzde 7,5 oranında yükseldi ve bu dönemde yenilenebilir enerji yatırımları kayda değer biçimde hızlansa da artan talep çoğunlukla doğal gaz santrallerinden elektrik üretimiyle karşılandı ve karbon emisyonlarında artış gözlemlendi.

2021 yılını odağına alarak geçmiş yıllardan günümüze kadar olan eğilimleri analiz eden, Türkiye enerji dönüşümünü tüm yönleriyle değerlendirmeyi ve ileriye yönelik bir vizyon ortaya koymayı hedefleyen rapora göre, Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut durum, enerji dönüşümünde ilerlemeyi sağlayacak etkenlerle birlikte aşılması gereken güçlükleri de beraberinde getiriyor.

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylaması ve net sıfır hedefini açıklamasıyla enerji dönüşümü için finansman kaynaklarının arttığı ve çeşitlendirildiği hatırlatılarak karar vericilerin bu doğrultuda kararlı bir tavır sergilemesi ve hedefler koymasıyla bu olanakları daha da artırabileceği aktarılıyor. Ancak orta ve uzun vadeli net hedeflerin bulunmadığının altı çizilen raporda, bu alanlarda hızlı ilerlemek için tek bir kapsayıcı yaklaşıma ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

Enerji yoğun sanayilerin ve uzun mesafe taşımacılığın dekarbonizasyonuna yönelik ekonomik çözümlerin dünyada olduğu gibi Türkiye’de de henüz çok az geliştiği aktarılırken, bu alanlarda yeşil hidrojen alternatifinin geliştirilmesine yönelik çalışmaların Türkiye’de de ilgi görmeye başladığı ifade ediliyor. Ayrıca rapora göre, Türkiye’de önümüzdeki on yıllık dönemde Avrupa’da olduğu gibi yeni üretilen otomobillerin tamamına yakınının elektrikli olacağı öngörülüyor.

Rusya-Ukrayna savaşı gibi uluslararası gelişmelerle birlikte gündeme gelen enerji arz güvenliği kaygılarının uzun dönemde enerji dönüşümünü desteklese de kısa dönemde kısıtlı finansal kaynakların yenilenebilir enerjinin yanı sıra özellikle yerli fosil yakıtlara yönelmesine yol açtığı belirtiliyor. Dolayısıyla uluslararası enerji fiyatlarındaki artış ve dalgalanmaların enerji temininde istikrarlı ve öngörülebilir fiyat arayışlarını artırdığı, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve kolaylaştırıcı teknolojileri ön plana çıkardığı ve enerji üretim maliyetlerinin fosil yakıtlarla rekabet edebilir düzeye gelmesiyle birlikte bir fırsat doğurduğu belirtiliyor.