,

Gıda sektöründe “Tarladan Sofraya” yeşil dönüşüm nasıl olmalı?

Gıda sektöründe “Tarladan Sofraya” yeşil dönüşüm nasıl olmalı?

Dünya tarımsal üretiminde yedinci sırada, gıdaya yönelik tarımsal üretimde ise 10. sırada yer alan Türkiye, Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) kapsamında açıklanan “Tarladan Sofraya” (Farm to Fork) stratejisinden en çok etkilenecek ülkelerin başında geliyor. İstanbul Sanayi Odası’nın hazırladığı “Gıda Ürünleri Sanayi Sürdürülebilirlik Yol Haritası” gıda sektörünün “Tarladan Sofraya” stratejisinden nasıl etkileneceğine ve önümüzdeki 30 yılda Avrupa Birliği’nin tarım ve gıda politikalarını şekillendirecek stratejiye uyum sağlamak için neler yapması gerektiğine de yer veriyor.

İstanbul Sanayi Odası’nın Sürdürülebilirlik vizyonu kapsamında sektörlere özel hazırlamaya başladığı yol haritalarından ikincisi “Gıda Ürünleri Sanayi” için yayımlandı. Sektöre özel sürdürülebilirlik önceliklerinin ve takip göstergelerinin paylaşıldığı rehberde, gıda sektörünün Avrupa Yeşil Mutabakatı’nda belirtilen düzenlemelere uyum sağlaması için yapması gerekenler de sıralanıyor.

Sürdürülebilir gıda aynı zamanda en uygun fiyatlı gıda olmalı

AB’nin sera gazı emisyonlarının yüzde 10,3’ünün tarımdan, yaklaşık yüzde 70’inin ise hayvancılıktan kaynaklandığı göz önüne alındığında, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın hedeflerine ulaşmak için bu sektörlerin öncelikli olarak dönüşmesi gereken sektörler arasında olduğu söylenebilir. Mutabakat kapsamında açıklanan “Tarladan Sofraya” stratejisi de bu gereklilikten yola çıkarak gıda sisteminin çevresel ayak izini azaltma, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı karşısında gıda güvenliğini sağlama ve çiftlikten sofraya rekabetçi sürdürülebilirliğe ve yeni fırsatlardan yararlanmaya yönelik küresel bir geçişe öncülük etme hedeflerini belirlemişti.

AYM kapsamında belirlenen stratejilerde, gıdanın satın alınabilirliği korunurken tedarik zincirinde daha adil ve ekonomik getiriler üretme hedefi öne çıkıyor. Diğer bir deyişle sürdürülebilir gıdanın aynı zamanda en uygun fiyatlı gıda olmasını sağlamak için adil ticaret teşvik ediliyor ve dönüşüme yönelik yeni iş fırsatları yaratılması öneriliyor. Gıda sektörünün yeşil dönüşümüne yönelik Avrupa Yeşil Mutabakatı’nda duyurulan diğer hedefler ise şunlar: Sağlıklı gıdanın herkes tarafından kolayca erişilebilir olması, sürdürülebilir bir etiketleme ve paketleme çerçevesi oluşturulması, tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, yeşil badana (greenwashing) yapılmaması, tüketicilerin gıdanın kaynağı, besin değeri ve çevresel ayak izi hakkında dijital araçlar yoluyla bilgilendirilmesi, 2030’a kadar pestisit kullanımının ve çiftlik hayvanları ve su ürünleri yetiştiriciliğinde antibiyotik kullanımının yüzde 50, gübre kullanımının ise yüzde 20 azaltılması, 2030’a kadar tarım arazilerinin en az yüzde 25’inin organik tarıma geçmesi, gıda israfı ve atıkların azaltılması.

Gıda sektörü çevresel etkilerini nasıl azaltabilir?

Peki, tarlada pestisit kullanımından tabağındaki ürün hakkında tüketicinin bilgilendirilmesine kadar uzanan bu stratejilere hazırlanmak için gıda sektörü neler yapmalı? Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (Food and Agriculture Organization, FAO) verilerine göre 2050 itibariyle dünya nüfusu 9,7 milyar olacak ve bu nüfusu beslemek için de küresel gıda üretiminin yaklaşık yüzde 70 artması gerekecek. Her geçen gün artan nüfus karşısında dünya kaynaklarının yetersiz kalması ve iklim değişikliğiyle tarımsal ürün deseninin değişme riski bulunması da göz önüne alındığında çevre üzerindeki etkinin azaltılması önemli.

Çevresel etkiyi en aza indirme yolculuğunda gıda sektörünün yapması gerekenler iklim risklerinin tanımlanarak karbon salımının azaltılmasından üretim süreçlerinde enerji verimliliği uygulamalarının artırılmasına, hammadde, su ve atık su yönetiminden kimyasal, gübre ve pestisit kullanımının azaltılmasına, üretim faaliyetlerinin biyoçeşitlilik ve doğal yaşam üzerindeki etkilerinin incelenip denetlenmesinden hayvan refahının sağlanmasına kadar geniş bir çerçeveyi kapsıyor. Karbon salımının azaltılması ve sürdürülebilir markalama uygulamalarına dair Gıda Ürünleri Sanayi Sürdürülebilirlik Yol Haritası’nda yer alan uluslararası örnekler, bu kapsamda Türk sanayicilere de yol gösterebilir.

2030 yılında 830 milyondan fazla insan açlıktan etkilenecek

2019 yılında dünyada 2 milyar insanın güvenli, besleyici ve yeterli gıdaya sürekli erişemediği belirlendi. 2030 yılına kadar ise 830 milyondan fazla, yani dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 9,8’inden fazla insanın açlıktan etkileneceği bekleniyor. Bu rakamlar göz önüne alındığında paydaşlarla ortak hareket ederek sağlıklı ve besin değeri yüksek ürünler geliştirmek, iklim değişikliğine dayanıklı sürdürülebilir tarım uygulamalarını artırmak ve yerel üreticileri desteklemek gibi politikalar dünya geneline yayılan sağlıklı gıdaya erişim sorununu çözmede kilit rol oynayabilir.

Gıda sektöründe yeşil dönüşümün en önemli boyutlardan birini de ürün geliştirme, iş modelleri ve yönetişim anlayışında yenilikçi politikalar oluşturuyor. Gıda Sanayi Federasyonu’nun (The Food Industry Association) araştırmasına göre, bir markanın geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik uygulamalarına 2019 yılında tüketicilerin yüzde 24’ü öncelik veriyordu, 2020’de ise bu oran yüzde 30’a çıktı. Ayrıca tüketicilerin yüzde 29’u satın aldıkları ürünün ambalajında; serbest dolaşan, otla beslenen ve kafessiz taşınan besi hayvanlarının kullanıldığına, adil ticaret yapıldığına veya ürünün sertifikalı olduğuna dair bilgi arıyor. Bu çerçevede, sürdürülebilir ürünlere yönelik inovasyonlar ve AR-GE yatırımları kurtarıcı olabilir. Sürdürülebilirlik performansının paydaşlarla şeffaf bir şekilde paylaşılması ve ürünlerin pazarlama ve satış süreçlerinde yürütülecek sorumlu iletişim yöntemleri de gıda sanayinde sürdürülebilir dönüşümün anahtarları arasında.

İstanbul Sanayi Odası tarafından gıda ürünleri sanayine yönelik hazırlanan sürdürülebilirlik öncelikleri ve takip göstergeleri raporunun tamamına ulaşmak için tıklayınız